15 Temmuz Türkiye'nin DNA'sını değiştirdi mi?

Dört darbe yaşanmış Cumhuriyet tarihimizde darbe püskürtmüş bir milletin mensuplarıyız. Lacivert olarak merak ettik, akademisyenlere sorduk: 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ruh halimiz memleketin DNA’sını değiştirmeye mi yöneldi yoksa onu yeniden keşfetmeye mi?

Kaya Genç SAYI:28 / Ekim 2016
15 Temmuz Türkiye'nin DNA'sını değiştirdi mi?

2016 yaz mevsimini ortadan ikiye bölen günün akşamında İstanbul sokaklarında tanklar belirdi, Ankara'da insanları korkudan yere fırlatan F-16 jetlerinin haberleri geldi. Sivil halka ateş açmaya başlayan askerlerin görüntüleri sosyal medyaya düştü. Meclis bombalanıyor, tanklar insanları ortadan ikiye ayırıyor, yüzbaşılar önlerine çıkan sivillerin ayağına sıkıyordu. Türkiye'de darbe oluyordu.

16 Temmuz sabahı, Türkiye tarihinde ilk defa büyük bir askeri darbe girişiminin püskürtüldüğü haberlerine uyanırken acaba bu memleketin DNA'sının değiştiği anlamına mı geliyor diye sormadan edemedik. Ülkenin mürekkep yalamışları bize Türkiye tarihinin darbeler tarihi olduğunu anlatmışlardı uzun zamandır. Tek parti döneminin ardından üç büyük darbe görmüş cumhuriyet tarihimizde seçimler kadar olağan bir şeye dönüşmüştü bu olay ve şimdi yeniden tekrarlanmış ama başarısız olmuştu. Bardağın boş tarafından bakarsak tarih tekerrür etmişti, darbeler Türkiye'nin DNA'sında vardı zaten. Bardağın dolu tarafından baktığımızdıysa darbe engellenmişti, Türkiye'nin DNA'sı gözlerimizin önünde değişiyordu.

Sabancı Üniversitesi'nde tarih profesörü olan Halil Berktay, "Şahsen bu DNA kavramının ait olduğu doğa bilimleri alanından, biyolojiden topluma, tarihe ve genel olarak sosyal bilimlere taşınmasından hiç hoşlanmıyorum. İnsan topluluklarının bu anlamda DNA'ları yok, kültürleri ya da sosyo-kültürel gelenekleri var ve bu kültür dediğimiz şey de DNA'nın imâ ettiği 'genetik kod değişmezliği'nden çok daha esnek, devamlılık içinde sürekli değişimi içeren bir şey" diyor.

Berktay bu bağlamda 15 Temmuz ve sonrasında Türkiye toplumunun eski "kültürel-siyasi DNA'sını" yeniden keşfetmediğini, başka bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söylüyor: "Türkiye toplumu büyük bir fay hattından geçti ve kendine yeni bir sosyo-kültürel gelenek yarattı veya yaratmanın ilk adımlarını attı. Tipik bir 'geleneğin icadı' (invention of tradition) sıçraması yaşıyoruz. Bu açıdan, tam da yeniyi meşru kılmak amacıyla daha uzak bir geçmişin ses ve sembollerine başvuruluyor olması, 'eskiye dönülüyor' zehabını uyandırmak suretiyle bizi yanıltmamalı."

Görüşlerine başvurduğumuz bir başka akademisyen, Akın Ünver, "Benim burada gördüğüm DNA, muhafazakâr milliyetçilik kültürünün ve teknolojinin harmanlanmasıyla, sadece kriz dönemlerinde ortaya çıkan bir dinamik" diyor. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doçent olan Ünver, "Çanakkale Savaşı muhafazakâr-milliyetçiliğin en ileri askeri teknolojiyle harmanlanarak kazanıldığı bir savaştı" diyerek Türkiye'nin DNA'sını oluşturan yıllara döndürüyor bizi ve 15 Temmuz'un ardından düzenlenen demokrasi nöbeti etkinliklerine ve seferberlik ruhuna getiriyor sözü. "Keza Kurtuluş Savaşı da yine muhafazakar-milliyetçiliğin telgraf yoluyla kendini ortaya koyduğu ve kazandığı bir mücadele. 15 Temmuz'da ise yine muhafazakâr-milliyetçilik sosyal medya üzerinden benzer bir DNA'yı ortaya çıkardı."

Türkiye Cumhuriyeti'nin mayasında hem Birinci Dünya Savaşı'nın ardından yaşanan bağımsızlık mücadelesinin 'yedi düvele karşı savaştık ve kazandık' milliyetçiliği, hem de cumhuriyeti kuran kadronun Avrupa'dan ithal ettiği çağdaşlaşma vizyonu var elbette. 1960, 1971 ve 1980 darbeleri görünüşte bunları yok edenlere karşı yapılmıştı ancak günün sonunda bunları en çok yok eden şeyin kendisine dönüşmüştü.

"Malum, DNA değişikliğinin ortaya çıkması süre ister" diyor Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi'nde ders veren edebiyat profesörü Nagihan Haliloğlu. Oxford Üniversitesi mezunu olan Haliloğlu, Türkiye'nin DNA'sının değişip değişmediğini anlamanın tek yolunun ülkenin bundan sonra nereye gideceğine bakmak olduğunu söylüyor. Bakılacak ilk yer de meydanlarda düzenlenen demokrasi nöbetleri ve büyük partilerin katıldığı demokrasi mitingleri.

"Ordu ve hukuk alanında köklü değişiklikler yapılacağı, yapılması gerektiği söyleniyor ancak bunlar gerçekleştiğinde DNA'nın değişebileceğini düşünüyorum" diyor ve "daha şeffaf ve her kademesinin ne yaptığı halkça malum bir devlet" özlemini dile getiriyor Haliloğlu. "Belki de halkın sadece seçmen olarak değil, daha katılımcı bir şekilde yönetime dâhil olduğu bir geleceğin habercisi olarak okuyabiliriz 15 Temmuz'u, iyimser olmak istiyorsak."

Darbe girişiminin ardından İstanbul ve Ankara gibi merkezi yerlerdeki kışlaların şehir dışına çıkarılmasına, askeri okulların kapatılmasına karar verildi. Bunlar böylesi bir değişikliğe yol açabilir mi acaba? "Kuleli Askeri Lisesi'nin neye dönüşeceği, değişimin ne yönde olacağının göstergesi olacak bence" diyor Haliloğlu. Ağustos boyunca Twitter üzerinden yapılan anketlerde binlerce insan bu soruya karşılık olarak bulunan kültür merkezi, otel, demokrasi müzesi, çağdaş sanat mekânı seçenekleri arasında karar vermeye çalıştı. "Ben devletin yapısal işlerinden anlamıyorum ama" diyen Haliloğlu bir an duraksıyor. Sonra, bir kitap kurdu olarak memleketin DNA'sını anlamanın ve yeniden şekillendirmenin en iyi yolunun ne olduğu aniden aklına gelmiş gibi, ekliyor: "Bence Kuleli kütüphane olsun."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN