Bir nesli şekillendirmek: Çocuk edebiyatı

Dünyayı değiştirmek istiyorsak, bunu yapabileceğimiz belki tek yol çocuk edebiyatı. Çocukların zihnini iyilikle, vicdanla, estetikle, zarafetle ve daha birçok güzellikle yoğurabilirsek, her şey daha güzel olacak.

Zeynep Sevde Paksu SAYI:24 / Mayıs 2016
Bir nesli şekillendirmek: Çocuk edebiyatı

Geçenlerde Mısırlı bir yayıncı dostumla konuşurken; dört yıl önce telif anlaşmasını yaptığımız bir çocuk kitabının satışlarının nasıl olduğunu sordum. "Siyasi durumlar sebebiyle satışlar zayıf ama çocuk kitabı kaybettirmez, 10 yılda da olsa satar mutlaka" dedi. Bütün dünyada böyledir, çocuk edebiyatı/çocuk kitapları 'longseller' dediğimiz türdendir. "Çocuk kitapları her zaman kazandırır" diye bir inanış vardır yayıncılar arasında. Mesela Gianni Rodari'nin faşizmi eleştirdiği kitapları 50 yıldır yüz binlerce okuyucuya ulaşırken, aynı konuyu işleyen akademik bir kitap en iyi ihtimalle birkaç bin adet satmıştır. Çünkü hepimiz çocuğuz aslında. Hiçbirimiz zorunlu değilsek sıkıcı, uzun uzun anlatılmış, eğlendirmeyen metinleri okumak istemeyiz. Masal isteriz. Gerçeklerden uzaklaşmak için kurgunun sağladığı tebdili mekâna sığınırız. Mutlu sonlarla kendimizi iyi hissederiz.

Çocukluk, insanlığın ek almamış yalın hali. Büyüdükçe topluma ayak uydurabilecek tecrübelerle, bilgilerle donanırız. Ne zaman güleceğimizi, kızacağımızı, ağlayacağımızı, sevineceğimizi öğreniriz. Çocukken sınırsızca, yargılanma korkusu olmadan yaşadığımız duygularımızı kafes altında tutmayı öğreniriz. Belki hâlâ gece tuvaletten odana giderken karanlıktan korkuyorsundur veya zaman zaman annene sarılarak uyumak istiyorsundur ama kimseye söylemezsin, çünkü bu çocukluk olur. Pikniğe gittiğinde, kar yağdığında veya âşık olduğunda 'içindeki çocuk' ortaya çıkar. Bizim kültürde çocukluk, 12 yaşından sonra cenazesi kılınan, eğer olur da ileriki yaşlarda hortlak gibi kafasını uzatırsa pek hoş karşılanmayan bir şeydir. Hâlbuki dünyanın lezzetini, neşesini tadabilmek için o yalın hale hep ihtiyaç var. Eve giderken yolda görülen akşamsefası tohumlarını neşeyle toplamak, göl kıyısında paçaları sıyırıp ayakları suya sokmak, ciddi bir toplantının ortasında önündeki kâğıda karikatür çizmek, gökkuşağı görünce sevinç çığlıkları atmak, kar yağınca kartopu oynamaya dışarı koşmak, herkes yolda trafikle meşgulken gökyüzündeki bulutlarda şekiller görmek, muziplikler yapıp eğlenmek... Bunlar hep çocukluk. Dua ederken bile çocukluğun yüzsüzlüğüne, acizliğine gerek duyarız. Çok ciddi meseleleri en saf haliyle, bir ağacın yaprağındaki sadelikle işleyen çocuk edebiyatına da bu yüzden ihtiyacımız var ve çocuk edebiyatı bu yüzden dünyanın en çok okunan türü. Aynı zamanda en güçlü propaganda aracı da…

Geleneksel propaganda yöntemleri

Çocuk edebiyatının propaganda yönü, en çok konuşulan meselelerden biri belki de. Sanki gizli bir silahmış gibi bahsedilen bu konu aslında hepimizin hayatını şekillendiren bir unsur. Propagandanın sözlük anlamına bakalım: 'Bir düşünceyi, inancı, kanaati, başkalarına benimsetme, yayma amacı ile yapılan sözlü ve yazılı çalışmaların tümü.' Çocukken dinlediğimiz, okuduğumuz, maruz kaldığımız her şey zihnimizi şekillendiren propaganda malzemeleri aslında.

Ben çocukken dedelerim ve ninelerim bize meseller, masallar, fıkralar anlatırdı. Bunlar genellikle filozofların, âlimlerin mesajlarının veya hadis ve ayetlerin hikâyeleştirilmiş versiyonları olurdu. Bu topraklarda yaşayan birçok insanın buna benzer çocukluk hatıraları vardır. Bizim edebiyatımızda kökleri çok derinlere giden bir 'sözlü çocuk edebiyatı' geleneğinden söz etmek mümkün. Birçok geleneğin, bunca modernleşmeye rağmen hâlâ capcanlı kalması, teorisi çoğunlukla bilinmeyen ama gelenek olarak yaşanan birçok dinî ritüelin günlük hayatımıza bu kadar yerleşmesi çocukken zihnimize işlenmiş bu meseller ve masallar sayesinde biraz da. Şimdilerde bu eski hallerin kaybolmaya yüz tutması da belki o sözlü çocuk edebiyatından uzaklaşmamız ve Batı'nın yazılı çocuk edebiyatına yakınlaşmamız yüzündendir. Belki her şeyin bir 'yayın' haline dönüştürüldüğü modern zamanlara bu kadar geç kalmamalıydık. Belki o zaman, Noel Baba'yı, paskalya yumurtalarını havalı bulup, dinî bayramlarımızı çağdışı bulan yeni jenerasyona bakıp bakıp dertlenmezdik.

Adamlar yapmış hocam!

Batı'dan bahsedilince memlekette 'Batı özentisi' olarak anılma riskini göze alarak başlayacağım bu paragrafa. Batı diye kısaltabileceğimiz ABD ve Avrupa, yayın meselesinde maalesef bizden epey öndeler. Çocuk edebiyatı değil, çocuk edebiyatına konu olan metinleri muhtelif mecralarda yayınlamakla ilgili bir kıyas yapıyorum sadece. Batı coğrafyasında 1500'lü yıllarda yazılı olmaya başlamış bir çocuk edebiyatı geleneği var. 19'uncu yüzyıla kadar tamamen eğitici unsurlardan ibaret çalışmalar varken, özellikle çağdaş çocuk edebiyatının başlangıcı sayılan Alis Harikalar Diyarı'ndan itibaren bütün dünyaya örneklik edecek bir yazılı çocuk edebiyatı geleneği oluşturmuş adamlar. Çocuk edebiyatının muazzam gücünü keşfettikten sonra da kalem ustaları bu alanda eserler üretmeye dönmüşler. Tiyatro yazarı Barrie'nin Peter Pan'i, yine bir tiyatro yazarı Milne'in Winnie the Pooh'u, aylarca odasına kapanıp matematik denklem üretir gibi hikayeler yazan Dr. Seuss, Roald Dahl ve onları takip eden yüzlerce yazar, illüstratör… Tiyatro, müzikal, çizgi film, resimli kitap, ilk gençlik kitabı, dergi, kırtasiye malzemesi, kıyafet vs. halinde son derece profesyonel ve hesaplı bir şekilde çocuklara ulaştırılmış bir çocuk edebiyatı geleneği söz konusu. Kısaca çocuk edebiyatı tarihi okuması yaptıktan sonra Batı'daki örnekleri görüp şöyle demekten alamıyor insan kendini: "Adamlar yapmış hocam!"

Hitap ettiği kitlenin yaş ortalamasını büyüterek derdini anlatma yolu olarak da tarif edilebilecek çocuk edebiyatı, propagandanın da en önemli mecralarından biri elbette. Dr. Seuss'un eşitliği, savaşı, insan haklarını konu alan ve bütün dünyada milyonlarca insan tarafından okunan kitaplarını ele alalım: Dr. Seuss, büyüklere yazamayacak kadar birikimsiz veya üslup fakiri biri değildi. Oxford mezunu, Vanity Fair ve Life gibi uluslararası dergilerde birçok yazılar yazmış, profesyonel bir yazardı Dr. Seuss lakaplı Theodor Seuss Geisel. Çocuklar için yazdığı kitaplar o kadar büyük kitleye ulaştı ki, gerçek adı değil çocuk kitaplarında kullandığı lakabı tarihe geçti. Dünyanın en çok okunan çocuk kitapları yazarı Roald Dahl, büyükler için de birçok hikâyeler yazdı ama bir Matilda olmadı hiçbiri. Örnekleri say say bitmez. Üslup ve dert sahibi bir yazarın elinde çocuk edebiyatının dönüşebileceği gücü tahmin etmek bile imkânsız.

Sadece yazmakla dünya değişir mi?

Peki çocuk edebiyatının dünyayı değiştirecek bir güce sahip olabilmesi için sadece yazarın iyi yazması yeterli mi? Elbette ki değil. Roald Dahl, yazarlık kariyerine 20'li yaşlarında Walt Disney'e, çocuklara ABD ordusunu anlatmak için bir proje hazırlayarak başladı. Zaten bir askerdi. Yazar kimliğiyle zamanın ABD başkanıyla buluştu, first lady ile yemek yedi. Medyanın gücü hep yanındaydı. İlk kitabını yayınladığında büyük kitlelere ulaşması çok kolay oldu. Elbette çok iyi yazdığı için milyonlar tarafından sevildi ama çok güçlü referansları da vardı ardında. Dr. Seuss, zaten hayatına medyada başlamıştı. Bir şey yazdığı zaman, basında yazdıklarının reklamını yapabilecek güçlü arkadaşları vardı. Yalnızca Dahl değil, Exupery'nin hayatına baktığınızda bile durum böyle. Güçlü bir çevre sayesinde Küçük Prens'in bütün dünyaya duyurulmasını sağladı. Momo'nun ve Bitmeyecek Öykü'nün müthiş yazarı Michael Ende, sanatçı bir çevreye doğmuş, ressamlar ve yazarlar arasında büyümüştü ama basını tanımıyordu. Andersen ödülü alıp medyanın ilgisini çekene kadar kimse yüzüne bakmamıştı. İtalya'nın en büyük çocuk edebiyatçısı Gianni Rodari, İtalya'da faşizmin izleri yok olmaya yüz tuttuktan sonra eğitim ve basın camiası tarafından onaylanana kadar sefalet içinde yaşadı.

Popülerleşme kötü bir şey mi?

Özellikle Küçük Prens hayranlarının, kitabın telif süresinin bitmesiyle her yerde görünür olmaya başlaması ve bir 'Küçük Prens çılgınlığı'na dönüşmesinden şikâyet etmesini haklı bulmuyorum. Bir şeyin popülerleşmesinin çeşitli sebepleri vardır. Misal, müthiş bir Yahudi propagandası yapan Çizgili Pijamalı Çocuk, siyasi olarak sahip çıkılmış ve parlatılmış bir eserdir. Kitaba sahip çıkılmasının referans noktası ise; 'Yahudiliğe sahip çıkmak'tır fakat aynı zamanda çok başarılı bir kitaptır. Onun kadar başarılı birçok başka kitap Çizgili Pijamalı Çocuk'un ulaştığı kitlenin yüzde birine bile ulaşamaz. Amacına ulaşmış bir propagandadır Çizgili Pijamalı Çocuk fakat Küçük Prens ile aynı yere koyamayız. Küçük Prens'in popülerleşmesinin referans noktası kitabın mesajının sevilmesidir. Çizgili Pijamalı Çocuk, reklamla büyürken; Küçük Prens mesajının cazibesiyle kendi reklamını büyütmüştür. Belki şöyle bir ayrım yaparak pirincin taşını ayıklayabiliriz: Belli bir ırkı, ideolojiyi, siyaseti anlatıp aynı mesajı paylaşan çevrelerce popülerleştirilen kitaplara propaganda ürünü, merkezine insanı alan ve evrensel bir üslupla mesaj vererek sevilen, popülerleşen kitaplara müspet propaganda ürünü diyebiliriz.

Çocuk edebiyatı nedir?

Sözü çok uzatmaya gerek yok aslında. Zekice yazılmış ve büyük küçük demeden okuyan herkese lezzet veren metne çocuk edebiyatı diyoruz. Tabii bir ayrımı yapmakta fayda var: Göze soka soka bir şey öğretme derdi olan, pedagoglar tarafından iştahla tavsiye edilen kitapları eğitim kitapları sınıfında değerlendiriyor; hayatı, ilk defa görülen bir manzara gibi nefis bir seyir penceresinden izleme imkânı veren kitapları çocuk edebiyatı başlığında değerlendiriyoruz. Hayallerin de hayata dâhil olduğu, soyut âlemin sınırsızlığı karşısında zihnin salıncağa binmiş bir çocuk gibi yaşama coşkusuyla dolduğu bir mecra çocuk edebiyatı.

Bir kitabı çocuğun okuyup anlaması onu yetişkinler için 'okunmaz' yapmaz, tam tersine bir kitabı 'yetişkin' yapan o kitabın çocuklara hitap etmemesidir. Bir yaş sınırlamasından bahsedeceksek bunu yetişkin edebiyatı için yapmak gerekir. Çocuk edebiyatı yaşsızdır. Saflığın ve sınırsızlığın binbir türlü tasvirine yelken açan o pencerenin başına her yaşta oturabilmek kadar doğal ne olabilir?

Özetle söylemek gerekirse, abartılı olduğu düşünebilir ama buna gerçekten inanıyorum: Dünyayı değiştirmek istiyorsak bunu yapabileceğimiz belki tek yol çocuk edebiyatı. Çocukların zihnini iyilikle, vicdanla, estetikle, zarafetle ve daha birçok güzellikle yoğurabilirsek, her şey daha güzel olacak. Son olarak Dr. Seuss'la bitirelim: "Bu ülkenin üzerinde yükseleceği temeli oluşturan şey okuyan ve düşünen çocuklar. Kafaların karışık olduğu, tansiyonun yüksek olduğu bugünlerde yazarların, çocuk kitaplarının bütün diğer edebiyat türlerine nazaran dünyayı iyileştirmek veya kötüleştirmek için çok daha büyük bir potansiyele sahip olduğunu idrak etmesi lazım."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN