Propaganda sineması ve argo

Amerika’da yakın tarihte beyaz ırkın kutsandığı, zencilerin insanlık dışı varlıklar olarak gösterildiği, biraz daha öncesine gidersek Kızılderililerin medeniyetten uzak yabaniler olarak lanse edildiği, Amerikan toplumunu tehlike altında gösteren birçok film çekildi. Daha sonra bazı yönetmenler, bu ayrımcı ve düşmanca çekilen filmlere karşı özür mahiyetinde filmler de çektiler.

Tuğba Kozan SAYI:08 / Aralık 2014
Propaganda sineması ve argo
Sinema, insanlık tarihinde kullanılan propaganda araçlarından bir tanesi, hatta belki de en önemli ve ikna edicilerinden biri. Sinema teknolojisinin gelişmesi ile birlikte açıktan veya gizliden verilen mesajlarla kitleler güç odaklarının arzusu doğrultusunda ikna edilebiliyor. Sinema ile yapılan propaganda alanı çok geniş, hayatın her alanını kapsıyor ve çok büyük kitlelerin kanaatlerini değiştirebiliyor. En etkili alanlardan birisi de savaşları popüler hale getirmesi ve kitleleri savaşa ikna etmesi. Propaganda sinemasının iki kutbu var; ya statükoyu korumak ya da ona saldırmak ve bu yolla kamuoyu yaratmak.

En erken propaganda filmi örneklerinden birisi 1925 yılında Rusya'da çekilen ve Sergei M. Eisenstein'ın yönettiği Potemkin Zırhılısı filmidir. Çarlık rejimine karşı olan isyancıların Ekim Devrimi'ni övmek amacıyla sipariş üzerine çektikleri film, Eisenstein'in kendine özgü kurgu anlayışını ilk kez kullandığı bir başyapıt olarak kabul edilir. Odessa merdivenlerinde Çar'ın masumları katledişini gösteren sahne, kurgu ve estetik açıdan kendinden sonraki filmlere ilham kaynağı olmuştur. Filmde işçilere yemeleri için verilen kurtlu et, iktidarın çürümüşlüğünü göstermektedir.
Bir başka örnek, Almanya'da Leni Reifenstahl'in yönettiği İradenin Zaferi (1934) filmi ise Hitler'in isteği üzerine çekilmiştir. Nürnberg'deki geçit töreni ve Nazi birliklerinin yaptığı kutlamaları gösteren film çok geniş bir kadroyla çekilmişti. Filmde 10 binlerce bayrak taşıyan parti üyesi, işçiler, çiftçiler ile yüz binlerce Alman vatandaşı yer almaktaydı.

Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri küresel anlamda propagandayı en etkili kullanan ülke olarak, HollywoodHollywood:"Amerika Birleşik Devletlerinde bir şehir. "'da çektiği filmlerde etkinliğini göstermeye devam ediyor. George W. Bush kendisinden önceki birçok başkan gibi Ortadoğu'daki petrollerin öneminin farkındaydı ve Saddam Hüseyin'in varlığı bölgedeki ucuz petrolü ele geçirmesinde engel teşkil ediyordu. Çıkarlarını muhafaza etmek için bu doğrultuda politikalar geliştirdi ve 11 Eylül saldırıları sonrası tehdit olarak görülen Usame Bin Ladin'in yerini Saddam Hüseyin aldı. ABD tarafından Saddam Hüseyin, Ortadoğu'da tehlikeli bir diktatör olarak gösterildi. ABD, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olduğunu ve yalnız Amerikan halkı için değil, tüm dünya için tehdit oluşturduğunu, bu sebeple ülkeye demokrasi getirilmesi gerektiğini vurguladı. Amerika ilk olarak Irak sonra belki de Suriye ve İran'a yapacağı müdahalelerle Ortadoğu'yu 'güvenilir bir bölge' yapmaya kararlıydı. Ortada savaş yokken, Bush yönetimi önleyici savaş politikasına göre hareket etti, yeni dünya düzeninin baş aktörü ve belirleyicisi olduğunu gösterdi.

11 Eylül 2001 sonrasında 'şeytan Arap' temsili için yazılı kitle iletişim araçları yoğun bir çalışma yapmıştı. Yazarlar 90'lı yıllardan başlayarak kızıl tehdidin yeşil bir tehdide dönüştüğünü yazıyorlardı. Irak'ta savaş uzadıkça, Hollywood tarafından çekilen filmler sayıca çoğalmıştı. Yalanlar Üstüne (2008) ve Cennetin Krallığı (2005) gibi olumlu Arap imajına rastlanan az sayıda film dışında, Ortadoğulu karakterler yaygın olarak filmlerde hain imajıyla yer aldı.

Argo ve propagandanın değişmeyen yüzü

Bu propaganda filmlerinden bir tanesini mercek altına alacak olursak, Ben Affleck imzalı Argo filmi iyi bir örnek teşkil edebilir. Zira film, 2013 Oscar törenlerinde En İyi Film, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Kurgu ödüllerini kazandı. Üstelik Argo'nun En İyi Film ödülünü kazandığını, Michelle Obama'nın törene Beyaz Saray'dan bağlanarak duyurması dünya medyasında büyük ses getirdi. Washington ve Hollywood arasındaki yakın ilişki ve Amerika Birleşik Devletleri'nin menfaati doğrultusunda askeri, politik amaçlarını meşru kılacak filmlere olan desteği bariz bir şekilde ifşa edilmiş oldu. Böyle bir filmin, İran'a karşı olası bir askeri müdahalenin konuşulduğu bir dönemde beyazperdede gösterilmesi ve Oscar alması oldukça manidardı.

Film, Şah'ın devrilmesinin ardından Tahran'daki ABD Büyükelçiliği'nin basılıp 52 ABD'linin rehin alınması sonrası kurtarma operasyonunu anlatıyor. Hikâyeyi kısaca özetleyecek olursak: Yıl 1979, devrik Şah Rıza Pehlevi Amerika'dan sığınma almış, İran halkı da Şah'ın iadesini ve infazını istemektedir. Amerika Şah'ı teslim etmeyince buna karşılık İranlılar Amerikan Konsolosluğu'na baskın yapar ve ABD'li çalışanlar rehin alınır. Rehinlerin serbest bırakılması karşılığında Şah'ın iadesi istenir. Yapılan girişimlerin hiçbiri sonuç vermeyince CIA, sahte bir Hollywood yapım şirketi kurarak Oscar ödüllü makyaj sanatçısı John Chambers'le birlikte Argo adı verilen bilim kurgu filmi için çalışmalara başlar. Çekilmeyecek bir filmin reklamları tüm dünyada yayınlanır. Film çekimi için ülkeye giren CIA ajanı Tony Mendez (Ben Affleck) İranlı yetkilileri bu proje ile kandırıp, rehineleri kurtarmayı başarır.

Film, Amerikan Konsolosluğu önünde tansiyonu yüksek baskın sahnesiyle açılıyor. İlk planda Amerika bayrağını yakan bir İranlı var.

Kendinden geçmiş İranlılar; linç eden, yağmacı, yakan-yıkan görüntüleri ile etrafta terör estirmektedir. Amerikalılar için İran güvensiz bir bölge, adeta bir cehennemdir. Yönetmen bu sahnede filmin gerçekçiliğini artırmak için arşiv görüntülerini kullanıyormuş gibi aktüel kamerayla çekilen görüntüleri gösterir. Bu planlarda seyircide sanki belgesel izliyormuş hissi yaratılmaya çalışılmıştır. Filmdeki tüm İranlılar, -bir hizmetçi kız hariç- kötü, cahil, kaba-saba, karanlık tiplerdir. Bu ürkütücü profil, tespih ve sarık gibi simgelerle özdeşleştirilir. Rehinelerin başlarına çuval geçirilip vuruyormuş gibi yapılarak Amerika'ya gözdağı verilen sahnede, İranlı terörist elindeki tespihi, başındaki sarığı ve üzerindeki cübbesiyle gösteriliyor.

2007'de Wired dergisi, CIA ajanının rehin alınan Amerikalıları Hümeyni'nin elinden kurtarma hikâyesini yayımlamıştı. Burada Yunan mitolojisinde Altın Post'u arayan Jason ve Argonotların gemisi Argo'dan ilham alındığından bahseder. Filmde gizli bir görev olduğu için CIA'nın kahramanlıklarını gündeme taşımak istemeyen ajanlar; biraz alaycı bir üslupla "Her şeyi Kanada hükümeti yaptı" gibilerinden sözler sarf ederler. Lakin operasyon açığa çıktığında Amerika Başkanı Carter, "Fikirlerin yüzde 90'ı Kanadalılardan çıkmıştı" açıklamasını yapmıştır. Filmde adı geçmeyen Amerikalı rehinleri Kanadalı diplomat John Sheardown'un evinde kabul etmesi, altı Amerikalı için sahte pasaport düzenlenmesi, CIA ajanı Mendez'in ise Kanada'nın hazırladığı pasaportlara sahte vizeleri basmasıyla problemsiz bir şekilde operasyonun gerçekleştiği tanıklarca yazıldı. Filmde bunlardan bahsedilmedi çünkü böylesi bir senaryo Amerika'yı kahraman yapmayacaktı.

İran Kültür Bakanı Muhammed Hüseyni, "Hollywood tarihi çarpıtıyor. Bu film, İran'a karşı verilen yumuşak güç savaşının parçasıdır" dedi. İran'ın yanı sıra Batı medyasında da Argo'ya eleştiriler yer aldı. The Guardian'dan Saeed Kamali Dehghan şunları yazdı: "Film İranlıları çirkin, aşırı dinci, fanatik ve cahil olarak sunuyor. Filmde Kanada büyükelçisinin hizmetçisinden başka 'iyi' İranlı yok." The Slate'ten Kevin B. Lee ise filmi şu sözlerle eleştirdi: "Hollywood klişeleriyle bezeli, 'Beyaz Amerikalıların başı dertte' macerası. Filmde tüm İranlılar zombi sürüsü veya karanlık yüzlü şeytanlar gibi. Kahraman diye sunulan CIA ise müdahaleleriyle İran'da bugünkü sorunu yaratan taraf."

Ben Affleck ise ödülü alırken "Şu anda korkunç şartlar altında yaşayan İran'daki dostlarımıza teşekkür etmek istiyorum" diyerek İran'ın çok tehlikeli bir yer olduğunu ödül töreninde vurgulamaktan geri durmadı. İran'da çekim yapamayan yapımcılar filmin bazı sahnelerini Türkiye'de çekti. Film İran'da gösterime girmedi.

ABD sineması daha önce de Soğuk Savaş propagandası niteliğinde, SSCB'yi itibarsızlaştıran filmler üretti. Bu filmlerde Argo'da İranlılar için tasvir edilen düşman tanımı o vakitlerde Ruslar için kullanılıyordu ve Ruslar uzak durulması gereken tehlikeli bir soy olarak gösteriliyordu. Rocky 4 (1985) bunlardan birisiydi. Rocky, çok sevdiği bir eşi ve çocuğu olan, tüm mahallenin sevgilisi bir karakterdi. Halk, Rocky'le birlikte antrenman yaparak maça hazırlanmasına (savaşa çıkmasına) destek veriyordu. Rus rakip Ivan ise makinelerle çalışan, duygularından arınmış, korkunç, robot gibi bir karakter olarak resmedilmekteydi. Ve filmin sonunda Amerikalı Rocky, rakibi Rus Ivan'ı nakavt ederek film aracılığıyla tüm dünyaya gücün Amerika'da olduğu mesajını veriyordu. Filmin bu kadar başarılı olmasının sebebi ise drama sanatının unsurlarını ustaca kullanmasıydı. İzleyicinin filmdeki karakteri sevebilmesi, empati kurabilmesi, senaryonun buna göre kurgulanması, filmin değer kazanmasında önemli bir etkendi. Rocky ne üst tabakanın kendini beğenmiş, şımarık bir delikanlısıydı ne de varoşlarda serserilik yaparak hayatını yaşayan güvenilmez biri. Rocky; bir ailesi olan, rakibine göre daha mütevazı bir yaşam süren, halkın kahramanıydı.

Amerika'nın, çıkarları doğrultusunda kendisi için tehlike ve tehdit olarak gördüğü ırklar her zaman vardı. Yakın tarihte beyaz ırkın kutsandığı, zencilerin insanlık dışı varlıklar olarak gösterildiği, biraz daha öncesine gidersek Kızılderililerin medeniyetten uzak yabaniler olarak lanse edildiği, Amerikan toplumunu tehlike altında gösteren filmler çekilmişti. Daha sonra bazı yönetmenler bu ayrımcı, düşmanca çekilen filmlere karşı özür mahiyetinde filmler çekmiştir.

Argo'ya dönersek, Hayat Güzeldir, Piyanist, Schindler'in Listesi gibi propaganda içeren filmlerle kıyasladığımızda senaryosu oldukça zayıf bir film. Velhasıl, Amerikalıların evvelki sene En İyi Yabancı Film dalında Oscar ödülü verdikleri İranlı yönetmen Asghar Farhadi'nin Bir Ayrılık filmine konu olan 'küçük' hikâyesindeki estetik ve yüksek sanattan biraz nasip biraz da vicdan alabilmesi dileğiyle.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN