Eteğin kısa(lan) tarihi: Moda sektörünün hızlı değişimi

Dinin insanlar üzerindeki etkisinin yoğun olduğu dönemlerde daha muhafazakar, tevazu ve sadelik barındıran kıyafetler tercih edilirdi. Kendinde olanla böbürlenmekten, olmayanı varmış gibi göstermekten, dikkatleri üzerine çekmekten sakınan bu sade giyim tarzı, modanın bugün hedefledikleriyle taban tabana zıttı aslında.

Reyyan Erdoğan SAYI:04 / Ağustos 2014
Eteğin kısa(lan) tarihi: Moda sektörünün hızlı değişimi
Tarihsel seyrine baktığımızda 21'inci yüzyıla kadar kıyafetler; mensup olunan din, milliyet, kültür, ekonomik sınıf, meslek gruplarına göre şekilleniyordu. Asker, işçi, devlet çalışanı, çiftçi, din görevlisi gibi mesleklerin günlük kıyafetleri az çok belli iken aynı bugünkü gibi üst tabakanın belirlediği, günümüz değişen trendlerinin hızıyla mukayese edilemez ama yavaş da olsa değişen bir modanın var olduğundan söz edebiliriz. Fakat sıradan insanların kendilerine gerekenden çok elbise almak gibi ne imkânları ne de endişeleri vardı. Hayat ve iklim şartları neye el veriyorsa ona göre giyinilir ve kıyafet bedensel bir korunma aracı olmaktan öteye gitmezdi.

Antik çağlarda kumaş nadir ve pahalı bir meta olduğundan halk kendine yetecek kadarı ile idare ediyordu. Zenginler daha çok kumaş satın alabilecek paraları olduğunu göstermek için metrelerce bezi bedenlerine sarıp omuzlarından sarkıtır, agoralarda yerlere sürüyerek gezerlerdi. Yani etekleri yere sürünerek gezmek bir kibir ifadesiydi. Köleler en az kumaşa sahip olabilen insanlar oldukları için genelde elbiseleri de kısa olurdu. Son yıllarda görüyoruz ki nasıl bizdeki 'baldırı çıplaklık' fakirlik emaresi olmaktan çıktı ise kumaş da polyesterin icadıyla lüks tüketim malzemesi olmaktan çıkmıştır.

Tarihte güçlü ve zengin milletlerin kıyafetleri gerek dost-düşman, gerek koloni, gerekse komşu ülkeler tarafından yakından takip edilmiş, sempati veya güç gösterisi olarak ülkeler birbirlerinin giyim şekillerini yansıtmışlardır.

Globalleşmenin de etkisiyle moda artık hiç vakit kaybetmeden takipçilerini yeniliklerden haberdar eder hale gelmiştir. Zaman içinde moda akımları değişse de kültürleriyle dünyaya egemen ülkelerin modayı belirleyici konumları değişmiyor. Bu nedenle eskiden kullanıldığı şekilde etnik kıyafetler giyinmek çoktan demode ya da en iyi ihtimalle 'otantik' oluyor.

Dinin insanlar üzerindeki etkisinin yoğun olduğu dönemlerde daha muhafazakâr, tevazu ve sadelik barındıran kıyafetler tercih edilirdi. Kendinde olanla böbürlenmekten, olmayanı varmış gibi göstermekten, dikkatleri üzerine çekmekten sakınan bu sade giyim tarzı, modanın bugün hedefledikleriyle taban tabana zıttı aslında.

Günümüz modasını belirleyen batının kıyafet geçmişine şöyle bir göz atarsak, Fransa'nın giyim kuşamda öne çıktığını görürüz. Estetik ve eğlenceye düşkünlükleri vesilesi ile şu an gelişmiş hallerini kullandığımız korse, dikiş makinesi, yağmurluk ve mayo gibi bir çok giyim eşyası ve makinesini Fransızlara borçluyuz.

18'inci yüzyıl Fransa'sında burjuvazinin eğitimli kesimi sosyal hayatta büyük etki sahibi olmaya başladı. Bu kesim saray modasını café, tiyatro ve eğlencelerde sergileyerek farklı kesimden insanlara aktardı. Bu dönemde benimsenen Rokoko akımının en başarılı temsilcisi hiç şüphesiz XV.Louis'in gözdesi Madame de Pompedour'dur. Saray dekorasyonunda, mimaride ve giysilerde 'rokoko' stilini kralın üstündeki etkisi sayesinde onun yaygınlaştırdığı düşünülüyor. Pastel renkler, yumuşak hafif kumaşlar, büyük çiçekli desenler rokoko modasını hatırlatmaya yetecektir. Dönemin güzellik normlarına göre şekillenen kadın vücudunda korseler sayesinde bellerin incecik, basenlerin geride olması, altlarına giyilen tarlatanlar sayesinde de eteklerin devasa boyutlarda olması sağlanıyordu. Ressam Charles Andre van Loo'un, Madame de Pompedour'u Türk kadını gibi giyinmiş resmettiği portresi erken dönem Fransa'sında oryantalizm modasına güzel bir örnek teşkil eder. Bu portreyle canlı renklerin özellikle de kırmızı rengin Türklerle nasıl bağdaştırıldığını görmemiz mümkün. Ayrıca sarayda bir Türk odası olduğu ve bu odanın doğudan gelen eşyalar ile döşendiği ve saray kadınlarının Türk modasına uygun kıyafetlerle burada eğlenceler tertip edip Türk kahvesi içtiklerini biliyoruz. 'Turquerie' denen bu moda akımı 19'uncu yüzyıl başlarına kadar etkili olmuştur.

'Couture' (terzilik) modasını başlattığına inanılan bir diğer meşhur Fransız, lüks tutkusuyla anılan kraliçe Marie Antoinette'dir. Kraliçenin saçlarını yüksek göstermek için kullandığı pufları hazırlayan ve kıyafet odasındaki yüzlerce kıyafetin tasarımcısı olan özel terzisi Rose Bertin, 'Moda Bakanı' denerek ironik eleştirilere hedef olsa da iki haftada bir kraliçeye yeni kıyafetler sunmaktan geri durmadı. Kraliçenin eteklerinin altına 'pannier' denen yanlara doğru oldukça genişleyen ve bu sayede kullanılan kumaşın tüm dokumasının ve nakışının bir pano gibi sergilenmesini sağlayan tarlatanları kullandı. Bertin Paris'te ilk kez bir kıyafet dükkânı açarak Fransız İhtilali'ne kadar üst sınıfa hizmet verdi ve modayı belirleyen kıyafetlere imza attı. İhtilalden sonra bu tatlı hayatın bedelini Fransa'dan sürülerek ödemiştir.
#Sayfa#
'Haute Couture'ü (özel tasarım) meşhur eden diğer bir isim ise İngiliz modacı Charles Frederick Worth'tur. Paris'te bir butikte çalışırken şapka modelliği yapan eşine birkaç kıyafet dikti. Kıyafetleri elit müşterileri tarafından çok beğenildi ve böylece Worth, kişiye özel kıyafet tasarımları yapmaya başladı. Tasarladığı elbiselerden bilhassa eteklerin hacimleri dar ve uzun kuyruklu olanları moda oldu.

20'inci yüzyılın başlarında 'haute couture' ve 'pret-a porter', yani hazır giyim, arasında keskin çizgiler henüz oluşmamıştı. Çünkü hazır giyimin talebi karşılayacak bugünkü anlamında bir sürat ve büyüklüğünden söz edilemezdi o dönem için. I. Dünya Savaşı öncesinin 'le belle époque' denilen güzel günlerinde insanların bir kısmı kendi kıyafetlerini üretirken bir kısmı mağazalardan alışveriş yapmakta ve Paris modasını dikim evi sahibi olan terziler belirlemekteydi. Chanel, Lanvin ve Vionnet bu dönemdeki en başarılı moda evleriydi. Etek boylarının ayak bileklerinin biraz üstüne çıktığı bu yıllarda pilili, tüvit, örgü, bol ve spor tarzlar revaçtaydı.

Savaşın ardından çalışma hayatına atılan kadınlar korselerden kurtuldu ve pantolonu keşfetti. Paris modasının altın yıllarında kadın kıyafetleri büyük bir değişim göstermeye başladı. Aktiviteye olanak sağlayan rahatlığı hedefleyen bir tarz gelişti. Gece kıyafetleri bile kısalarak dizlerde biten ve bacakları ortaya çıkaran bir şekle büründü. 'Flapper' modasıyla 'hanım hanımcık' kadın kıyafetleri, yerini şimdiye kadar görülmemiş bir çıplaklık sergileyen iddialı kıyafetlere bıraktı.

II. Dünya Savaşı'ndan sonra bazı Paris moda evleri kapılarını kapatırken, Christian Dior, Balenciaga, Yves St. Laurent gibi yeni modacılar hızla ünleniyordu. Sentetik kumaşların icadıyla naylon, akrilik ve polyester kullanımının da artması ile birlikte her kesimden insan kılık kıyafet konusunda cömertleşmeye başladı.

Fransız ekolünün yanı sıra son yüzyılda İtalyan ve İngiliz çizgileri de modaya yön verecek kadar etkenliklerini arttırdılar. İtalyan stilinin öncülerinden Armani farklı kalıp ve kesimdeki ceket ve pantolonlarıyla erkeklerin de modaya dahil olmasını sağladı. 1960 yılında adeta bir moda devrimi gerçekleşti. Yeni nesil önceki kuşaklara benzer kıyafetler giyinmek yerine bambaşka sınır tanımaz bir stil başlattı. Bugün de çok moda olan mini etek, şort ve mini elbiseler ilk defa İngiliz moda tasarımcısı Mary Quant'ın önderliğinde bu yıllarda görülmeye başladı. Parlak renkler, tulumlar, halter yaka elbiseler, kürk yelekler, deri, vinil kıyafetler, ve platform topuklar artık bir daha çıkmamak üzere hayatımıza girmiş oldu. Popüler müziğin de etkisiyle bu çılgın ve enerjik akım modaya farklı bir misyon yüklemiş oldu. Moda, kişiyi değiştiren ve insana kendini ifade etme fırsatı veren bir araç haline geldi.

Tarihin hiçbir evresinde kadınlar bugünkü kadar ekonomik olarak bağımsız ve moda da bu kadar ulaşılabilir olmamıştı. Moda endüstrisinde artık imkânsız diye bir kavram kaldığı söylenemez. Şimdilerde ise giysi seçiminde etkili olan bir olgu daha var, o da halet-i ruhiyemiz. O kadar çok alternatif var ki, artık günlük ihtiyaçlara ya da mesleki farklılıklara göre giyinmenin yerini, dış dünyaya karakterinin farklı yönlerini göstermeyi hedefleyen bir moda anlayışı aldı. Sene içinde tek bir moda trendi de değil, değişik taleplerin yönlendirdiği, en çok da eğlence dünyasının beslediği yüzlerce moda rüzgârı gelip geçmekte.

Yaşadığımız imaj devri çoğu zaman olmak istediğimiz hayali kimliklere bizleri de inandırıyor. Moda sektörünün ticaret danışmanları artık hiç kimsenin yeni bir eteğe ihtiyacı olmadığını söylüyor. Şimdi önemli olan yeni üretilen eteğin hangi imaj ve ruhun katılarak piyasaya sürüldüğü. Hiçbir trendi benimsemeyip "ben kendime yakışanı giyerim" dense dahi dayatılan sezon malları ve moda ikonları, trendleri takip etmeyenlere eksiklik ve yalnızlık hissettirerek bu çarkın dönmesine yardımcı oluyor.

Standartların dışına çıkan moda tasarımcıları dâhi ve cesur diye alkışlanadursun, eskilerden şu sözü unutmamakta fayda var; "bugün moda olan on sene sonra demode, yirmi sene sonra ilginç, otuz sene sonra tekrar moda olacak." Kısacası tarih gibi moda da tekerrür etmekte. Moda bombardımanlarından stilini kaybetmeden çıkabilenlere ne mutlu.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN