10. Yılında 15 Temmuz "Özgüven inşasında zirve"

Cengiz Alğan 15 Eylül 2026, Salı
Türk toplumu yaklaşık iki asırlık batılılaşma macerası boyunca, asırlardır süren imparatorluğun getirdiği özgüvenini adım adım kaybetmişti. 15 Temmuz direnişinin getirdiği hepsi birbirinden önemli değişimlerin yanında kanaatimce elde edilen en değerli kazanım toplumsal özgüvenin inşa edilmesi oldu.

Cumhuriyet tarihinde sayısız kez denenen açık ve örtülü darbeler arasında yenilgiye uğratılan tek askeri darbe olan 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti. Esasen dünya tarihinde de eşine rastlanmayan bir halk direnişiyle darbenin püskürtülme hikâyesi Türkiye siyasi tarihine altın harflerle yazılan haklı konumunu koruyor ve tekrar tekrar incelenip gelecek kuşaklara anlatılmayı hak ediyor.

Geriye dönüp bakıldığında, 15 Temmuz direnişi, ortaya çıkardığı sonuçlar bakımından da siyasal ve toplumsal hayatımızda özgün ve eşsiz bir yer kaplıyor. Geçen 10 yılda yaşanan değişimlerin bazılarını, dergi sayfalarının el verdiği ölçüde ele almaya çalışacağız.

Kuşkusuz en önemli değişimlerin başında devlet içinde devlet kurup ülkeyi emperyalist mahfillerin hizmetine sokma gayreti içinde olan FETÖ adlı "gladyo" yapısının tasfiyesi geliyor. FETÖ Türkiye'ye özgü bir yapı olarak görülse de aslında hemen tüm dünya devletleri içinde, aynı amaçlarla işleyen benzer yapılar bulunuyor. Bize özgü olan yanı ise kalkıştığı askeri darbede başarısızlığa uğrayıp tasfiye edilmesi.

Henüz tümüyle kazındığı söylenemese de bu örgütün büyük ölçüde tasfiyesi sonrası, ülkenin tıkanan damarlarının hızla açıldığını, her alanda gerçekleşen atılımlara bakarak dile getirebiliriz. Üstelik toplumun ezici büyük çoğunluğunun gözünde örgüt artık bir nefret nesnesi haline gelmiş durumda. Her ne kadar kaçak militanları kuyruğu dik tutmaya çalışsalar da artık kimse onları açıktan savunamıyor, hatta şaibeli işlerde birilerini suçlamak için akla gelen ilk adres bu paralel yapı oluyor.

CHP'deki ağız değişikliği

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu konudaki değişime iyi bir örnek. Hatırlanacağı üzere Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz sonrası çıkarılan OHAL kararnamelerine karşı büyük bir muhalefet organize etmeye çalışmış, "15 Temmuz tiyatrodur, asıl darbe 20 Temmuz'dur" diyordu (20 Temmuz ilk OHAL kararının çıktığı tarihti). Hala da kendi tabanında karşılık bulan bu söylemi yıllarca devam ettirdi.

Darbe öncesinde örgütün yayın organlarına ve bankalarına el konulmasına karşı etkili bir muhalefet yürütmüş, milletvekillerine kampanyalar yaptırmıştı. 2023 seçimlerinde bile örgüt üyesi olduğu için kamudan tasfiye edilen şahısları tekrar devlete döndüreceğine dair söz veriyordu.

Ancak bugün, CHP içinde kendisine karşı kurulan komploları yaşadıktan sonra, "Partiye sızan FETÖ ajanlarını zamanında görüp partiden uzaklaştıramadığım için özür diliyorum" diyor. Mutlak butlan kararı sonrası düzenlediği ilk parti toplantısında salondan "FETÖ'nün piçleri, yıldıramaz bizleri" sloganlarını işittik. Yani FETÖ'yü canhıraş savunan CHP'liler bile birbirlerini FETÖ'cü olmakla suçluyor. Gelmiş geçmiş bütün hükümetler nezdinde bir zamanlar saygın bir yere sahip olan dönemin "cemaati" bugün artık nefret edilen bir terör örgütü konumunda. 15 Temmuz darbesi püskürtülemeseydi bunun tam tersi bir kâbus senaryosunda yaşayacağımızı kimse inkâr edemez.

Devlet kurumlarındaki değişim

Devlet kurumlarında yaşanan değişimin belki de en bariz olanı darbe sonrası ordu içinde yaşandı. TSK yıllar boyu iç siyasete angaje işliyordu. Hükümetlere muhtıralar veriyor, genç kızların başörtüleriyle, subay eşlerinin giyim kuşamıyla, camilerde verilen vaazlarla vb uğraşıyor ama örneğin PKK sorununu bir türlü çözemiyordu. Bir genelkurmay başkanı "PKK'yı beş defa bitirdik, altıncı defa oluşturdular" demişti.

Darbe sonrası ise "Artık bitti, ordu hareket edemez hale geldi" propagandasına rağmen girişimden 40 gün sonra Suriye'ye sınır ötesi operasyonlara girişti ve hem DAEŞ hem PKK'ya karşı çok büyük başarılar elde etti. Asli işlevine dönen ordu daha sonra Karabağ, Libya, Suriye, Irak gibi bölgelerde yılların tıkanmış sorunlarını hızla çözebildi.

Bu sayede tankların önüne geçip darbeye geçit vermeyen halk, sadece 40 gün sonra aynı orduyu sınırdan çiçeklerle, dualarla yolcu etti, askerlik şubeleri önünde gönüllü olmak için kuyruklar oluşturdu. Aynı ordu, bu yıllar içinde PKK'yı ezip geçti. En modern silahlara kavuştu, yerli helikopter, uçak, SİHA, tank, zırhlı araç gibi ekipmanlar yurtiçinde üretildi. Hatta Ukrayna ve Karabağ'da görüldüğü üzere dünya savaş konseptini değiştirdiğine dair analizler Batı basınında dillendirilir hale geldi.

Çok önemli gelişmelerden biri de yönetim sistemi değişikliyle meydana geldi. Yıllar yılı istikrarsız koalisyon hükümetlerine yol açan parlamenter sistem kaldırıldı, yerine kıymetini bugün daha iyi anladığımız cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirildi. Yeni sistemle devlet çarkının işleyişi muazzam bir hız kazandı.

Uzun siyasi tartışmalar, itirazlar, hantal bürokrasinin engellemeleriyle bir türlü bitirilemeyen (hatta kimi zaman başlanamayan) önemli devlet projeleri büyük bir hızla kararlar alınıp hayata geçmeye başladı. Tüm bakanlıkların ofislerinin cumhurbaşkanlığı etrafında toplanmasıyla kurumların çalışmalarının yakından izlendiğine, aksayan görevlerin denetlenip yoluna koyulduğuna, işini hakkıyla yapmayan kamu görevlileri ve bakanların hızla değiştirildiğine şahitlik ettik.

Türkiye'nin yıldızının parlamasına giden yol

Her nedense yıllarca bir türlü bulunamayan petrol ve doğalgaz rezervleri keşfedilip bu sistemin işleyiş mantığı sayesinde, hızla kullanıma sunuldu. Darbe girişiminin üzerinden bir yıl geçmeden yapılan halk oylamasıyla gerçekleşen bu temel değişiklik Türkiye'nin yıldızının parlamasına giden yolda çok önemli bir adım oldu.

Elbette bu noktada, Türkiye'nin siyasi yelpazesine çok uygun bir yapı oluşmasını sağlayan AK Parti-MHP birlikteliğini, Cumhur İttifakı'nı anmak gerekir. Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetlerine en sıkı muhalefeti yürüten MHP ve lideri Devlet Bahçeli, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası sayın Erdoğan ve AK Parti ile sarsılmaz bir ittifaka imza attı ve tüm kritik aşamaların geçilmesinde büyük destek sağladı.

Özellikle 7 Ağustos 2016'da İstanbul Yenikapı'da düzenlenen ve milyonlarca insanın katıldığı miting sonrası, her iki lider de oluşan yeni ittifakın adını koydular ve "Yenikapı Ruhu" adını verdikleri çağrıyla sağlam bir birlik oluşturduklarını ilan ettiler. Yeni yönetim sistemi referandumu başta olmak üzere milli meselelerin tamamında verilen bu destek, tüm komplolara ve yıpratma çabalarına rağmen, 10 yıl sonra bugün de bütün ağırlığıyla siyasetteki yerini koruyor.

Darbe girişimi sonrası uluslararası planda da Türkiye'nin rolü giderek arttı. Tek başına Doğu Akdeniz'deki gelişmeler bile bu konuda katedilen mesafeyi anlamaya yeterli. FETÖ darbesini yenen, yönetim sistemini tahkim eden, askeri ve siyasi alanda yetkinliğini kanıtlayan Türkiye, güçlü liderliği sayesinde uluslararası arenada vazgeçilmez bir aktör haline geldi.

Daha önce sadece parmak sallanarak tehdit edilen ve istikamet çizilen ülkemiz bugün barış ve diplomasi masalarının kurulduğu bir platforma dönüştü. ABD seçimleri öncesi her iki başkan adayı da "Erdoğan'la baş etmek" için kendisinin gerekli olduğunu temel argüman haline getirmişlerdi. Bugün Başkan Trump'ın hemen her konuşmasında Erdoğan'ın adı geçiyor. Bütün uluslararası toplantılarda Cumhurbaşkanı Erdoğan ilgi odağı oluyor.

Direniş dünyaya ilham verdi

Darbeye direniş başka ülkelere de ilham verdi. Örneğin (şimdi ABD tarafından kaçırılmış bulunan) Venezuela eski lideri Maduro, kendi ordusu içinde darbe hazırlıklarına yönelik bir konuşma yaparken "Darbecileri öyle bir ezerim ki 15 Temmuz'da Erdoğan'ın darbecilere yaptıkları benim yapacaklarım yanında hafif kalır" diyordu. Darbe gecesi başta Afrika olmak üzere sayısız Müslüman ülkede Erdoğan ve Türkiye için sokağa çıkıp dualar edildiğine tanık olduk.

Hepsi birbirinden önemli bu değişimlerin yanında, kanaatimce elde edilen en değerli kazanım toplumsal özgüvenin inşa edilmesi oldu. Türk toplumu yaklaşık iki asırlık batılılaşma macerası boyunca, asırlardır süren imparatorluğun getirdiği özgüvenini adım adım kaybetmişti. Özellikle Balkan Savaşları bozgunu ve ardından Cihan Harbi yenilgisiyle koca imparatorluğun dağılmasının yarattığı travma çok uzun sürdü.

Batı karşısında duyulan geri kalmışlık hissi milletin kılcal damarlarına kadar işlemişti. Cumhuriyet dönemi boyunca uygulanmaya çalışılan hızlı ama çarpık modernleşme macerası da esasen bu özgüven eksikliğini besliyordu. Üstelik Batı dışı herhangi bir arayışa yönelme ihtimali her ortaya çıktığında, ordu aykırı sesleri darbeyle hizaya sokuyor, hiçbir lider de darbelere direnemiyor, "şapkasını alıp gidiyordu".

AK Parti'nin ilk seçimleri kazandığı 2002'de atılan "Anadolu devrimi" manşetleri belki de biraz bu duyguya yönelikti. Yıllar içinde her türlü badireye, iç ve dış saldırılara, komplolara rağmen Erdoğan hükümetleri dik durmaya ve millete kaybettiği özgüvenini yeniden aşılamaya başladı. 15 Temmuz direnişi ise bu duygunun zirveye çıktığı tarih oldu, aşı tuttu.

Halk destanının kazandırdığı hazine

İlk defa bir lider TV'lere telefonla bağlanarak "Halkın gücü üstünde bir güç tanımadım bugüne kadar. Siz yeter ki dik durun, biz ölümüne, ölümüne!" diyerek tüm halkı sokakta darbeye karşı direnişe çağırıyordu. İşte bu çağrı Türk siyasetinde bütün dengeleri bir anda değiştirdi. O gün sabahın ilk ışıklarına kadar darbeyi bertaraf eden halk sonraki bir ay boyunca da meydanlarda demokrasi nöbetleri tutarak hem ülkesine hem de liderine vefasını gösterdi. Dünya siyaset tarihine ders niteliğinde geçen bu direniş aynı zamanda, kaybedilmiş, mazide kalmış gibi görünen toplumsal özgüven ateşini yeniden harladı ve millet silkinip kendine geldi.

Darbe sonrası ABD'nin Ankara büyükelçisi James Jeffrey, Hürriyet gazetesine verdiği bir röportajda şöyle diyordu: "Batı daha önce Erdoğan'dan daha otoriter çok liderle muhatap oldu. Ama fark şu: Suudlar, Mısırlılar her koşulda bize yaltaklanıyor. Erdoğan ise bizimle çatışıyor, çelişkilerimizi yüzümüze vuruyor, dostumuz olmaya çalışmıyor. Bu yüzden sevilmiyor. Bazı ülkelerin yaptığı gibi bize yaltaklansanız, özgürlükçüymüş gibi davransanız böyle olmayacak"

Her zamanki Batılı kibrini ne güzel de özetliyor değil mi? Ama işte halk Erdoğan'ı tam da bu yüzden bağrına basıyor. İki asırlık ezikliğinden sıyrılıp ülkeyi yeniden dünya siyaset sahnesine oyun kurucu olarak taşıyan liderin peşinden bu yüzden yıllardır yürüyor. Erdoğan'ın "Biz bu millete efendi olmaya değil, hizmetkâr olmaya geldik" düsturuna, yıllardır bu yüzden "Dik dur eğilme, bu millet seninle" diye karşılık veriyor. 15 Temmuz halk destanının bize kazandırdığı en değerli hazine bence budur.

Benzer Haberler

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.