Walter D. Mignolo: Sömürgecilik bitmedi, O artık her yerde
Yıllarca akademisyenlerin, politikacıların ve gazetecilerin sömürgeciliğin sona erdiğini söyleyen açıklamalarını duyduk. Birçok insan bunu yıllarca tekrarladı, ancak durum öyle değilmiş gibi görünüyor. Görünüşe göre sömürgeciliğin sona ermediği ve hala devam ettiği anlaşılıyor. Bu düşünceye katılıyor musunuz?
Hayır, biz şunu söylüyoruz: İsrail hariç yerleşimci/işgalci sömürgeciliği anlamında sömürgecilik sona erdi. İsrailliler, belki başka bazı ülkeler de var, ama İsrail bunun en belirgin örneği. İsrailliler, hala bu anlamda sömürgeciliği sürdürüyor. Dolayısıyla, bu istisna dışında, sömürgecilik sona erdi ama bununla birlikte sömürgecilik artık her yerde. Bu sabah dekolonyalizm forumundaki konuşmamda bir vatandaşımın bu sözlerini alıntıladım. Eğer orada olduysanız, son tahlilde sömürgeciliğin bitmediğini söylediğimi duymuş olmalısınız. Bitmedi, o artık her yerde ve ondan kaçamıyoruz. Matrix filmini izlediyseniz demek istediğimi anlarsınız.
Evet izledim. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?
Sömürgecilik, Matrix filmine benziyor. Hepimiz sömürgeci hegemonyanın yapısı içerisinde, onun ölçütlerine göre yaşıyoruz.
Bilindik anlamdaki sömürgeciliğin sona erdiği fikrini dikkate alırsak, o halde şu an içinde bulunduğumuz şey nedir?
Sömürgecilik ve sömürgeciliğin ölçütleri ortadan kalkmadı. Bunu derken sömürgeciliğin kurucusu dediğimiz Batı'yı kastediyorum. Şimdi Batı; Avrupa Birliği, NATO ve Amerika Birleşik Devletleri'dir. Şu anda NATO ile aralarında sorunlar var. Sömürgeciliğin ayrıcalığını korumaya çalışıyorlar ve bu yüzden ortada Ukrayna, Gazze, İran ve belki de Tayvan sorunları var. Yani şu anda gördüğümüz şey; sömürgeci güç yapısının kontrolü için Batılılaşma ve yeniden Batılılaşma arasında bir çatışma olduğudur. Kısacası sömürgecilik bitmedi, o artık her yerde.
Size göre klasik sömürgecilik ile şimdiki yeni durum arasındaki farklar nedir size göre?
Size sömürgecilik olmadan uygulanan sömürgeciliğe dair birkaç örnek vereyim. Yerleşimci/işgalci sömürgeciliği olmadan uygulanan sömürgecilik yeni bir fikir ya da yeni bir olay. Ama belki de öyle değildir. Mesela Çin ve afyon örneğini alalım: Çin hiç sömürge olmadı ama sömürgecilikten de kaçamadı, öyle değil mi? Savaş olacaktı, bir tür kırılma ve bir tür istikrarsızlık çıkacaktı. Mesela Japonya hiçbir zaman sömürgeleştirilmedi, ancak büyük restorasyon sömürgeciliğe karşı verilen acil bir karşılık oldu. Bunlardan başka ülkelerde de benzer şeyler oldu. Dolayısıyla büyük restorasyon, bugünkü Japonya'nın bir bakıma Batı ile uyum sağlaması anlamına geliyor. Türkiye de hiçbir zaman sömürgeleştirilmedi, ancak sömürgecilikten de kaçamadı. Bir tür kırılma yaşandı ve Atatürk çıktı.
Peki sömürgecilik zamanımızda nasıl işliyor?
Sömürgecilik, yerleşimci/işgalci sömürgeciliğiydi, bir yağmacılık operasyonuydu. Ama günümüzde, dünyanın bir yerinde bir savaş çıkmasını sağlamak gibi, doları kullanmak gibi farklı şekillerde işliyor. ABD'nin Porto Riko hariç hiç sömürgesi yok, belki ama 100 askeri üssü var. Bu askeri üsler işe oldukça farklı bir işleyiş katıyor. Neden mi? Çünkü merkezi sömürgecilikte, yerleşimciler ekonomiyi, eğitimi, hükümeti vb. doğrudan kontrol ediyordu. Askeri üsler ise farklı bir şekilde işletiliyordu; bir yandan ülkeye güvenlik sağlarken, diğer yandan da ülkeyi kontrol ediyordu. Şimdi İran'ın ABD'nin tüm askeri üslerini bombalamasının nedenini görüyoruz ki bu gayet mantıklı.
Dekolonizasyon yani sömürgesizleştirme kavramı şu sıralar sıkça tartışılır oldu. Ancak bu kelimenin anlamı geniş kitlelerin zihninde pek açık değil gibi. Bu kavramın anlamı ve hedefleri neler?
Şöyle açıklayalım: Soğuk Savaş sırasında sömürgeciliğin sona ermesinin amacı neydi? Kurtuluş ve özgürleşmeydi. Her türlü kurtuluş ordusu vardı. Dolayısıyla sömürgecilikten kurtulmanın amacı özgürleşmektir, kurtuluştur. Peki, neyin özgürleşmesidir? Soğuk Savaş döneminde amaç, merkezi sömürgecilikten kurtulmaktı. Şimdi, belki Porto Riko hariç, merkezi sömürgeciliğe sahip değiliz, ancak Porto Riko koruyucu bir ülke, bu farklı bir şey. O halde sömürgecilikten kurtulmanın amacı nedir? Şimdi, o altın rengi adam, bilmiyorum burada tanınıyor mu, Afrikalı bir entelektüel (Kenyalı yazar Ngũgĩ wa Thiong'o), 1987'de Decolonising the Mind (Zihni Sömürgecilikten Arındırmak) adlı bir kitap yazmıştı. İşte amaç budur. Sömürgecilikten kurtulmanın amacı şu anda zihinleri sömürgelikten kurtarmaktır çünkü merkezi sömürgeciliği devirme arzusunda olduğumuz bir konumda değiliz. Çünkü İsrail için merkezi bir sömürge düzeni yoktu. Ancak orada, Soğuk Savaş'ta üzerinde düşünülen ulus devlet inşası bir sorundu çünkü ulus devlet, sömürgelerle birlikte gelen bir yönetim modeliydi. Ve sömürgelerle birlikte eğitim de geldi.
Peki dekolonizasyon fikrinin mevcut konjonktürde gerçekçi bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?Dünya güçleri ile diğer ülkeler arasında çok büyük bir fark var. Mevcut sömürgecilikten kurtulmak mümkün mü?
Bence bu kavramın hedeflerine ulaşmak çok zor. İyi bir fikir de olabilir, kötü bir fikir de. Şöyle söyleyeyim; yapmanız gereken şeyin modernite idealine inanmak olduğunu düşünüyorsanız dekolonizasyon gerçekçi bir fikir olmaz. İnsanlar modernitenin çözüm olduğuna inanmaya başladığı an, kendilerini sömürgeleştirme süreci de başlar; eyleme geçme biçimimiz, yazma, düşünme, yaşama biçimimiz vb. sömürgeleştirilir. Bence sömürgeleştirme şu anda da devam ediyor ama gazetelerde yer almıyor, çünkü insanların öznelliğinde yaşanıyor. Bugün sömürgeleştirme, farklı bir bilgi türü üreterek öznelliğin ve özneler arası ilişkinin dönüşümü anlamına geliyor. Hedeflenen farklı bir anlayış türüdür.
Peki günümüzde bu tür sömürgeciliğe maruz kalan ya da geçmiş sömürgeciliğin tesirlerini ahla hisseden toplumlar ve ülkeler bundan kurtulabilmek için neler yapabilir? Sizin tavsiyeleriniz bu hususta neler olurdu?
Şöyle derdim: Özgürlüğünüzü koruyun! Modernitenin yapmanızı istediği şeyleri yapmayın ve bunları yapmak istemeyen insanlar yetiştirin. Ama bu biraz da şans işi. Önceleri çok savaş oldu, ama örneğin Güney Amerika'da, Kuzey Amerika'da özerklik için çalışan birçok küçük örgüt var şimdi. Bunlar yerel halklara dayanıyor. Karayipler'de, Afro-Karayipler'de de yıllardır bunu yapıyorlar. Haiti devrimi çok fazla düşünce üretti. Daha geniş anlamda eğitim alanında yapılan çalışmaların çoğu, öznelliğin dönüşümüne dayanıyor. İnsanlar bunu yapıyor. Kendi hikâyemden örnekler verebilirim: Mesela, genel olarak ekolojikleşmeden bahseden insanların kafasını karıştıran şeyler var. Bu konuda ben ne yapıyorum? Kitaplar okuyorum, aynı fikre sahip insanlarla çalışıyorum, Planet'i organize ettik. Atölye çalışmaları düzenledik, özet okullar düzenledik. Sömürgecilikten arınmaya sempati duyan türden devlet kurumlarıyla görüşüyoruz. Sorduğunuz sorunun biraz çetrefilli olduğunun farkındayım ama yapılabilecek birçok şey var.