Tarihten bugüne kadının serencamı
Yüce Allah kadını ve erkeği 'ahsen-i takvim' üzere yaratmış, imarı ve inşası için halife olarak vazifelendirip yeryüzüne göndermiştir. Biz kadınların serencamı Hz. Havva ile başlar; Hz. Âdem'le aynı özden yaratılarak, birlikte iman ederek, birlikte hata yapıp pişman olup af dileyerek, dünya yolculuğuna beraber çıkarak. Yaratılan ilk kadındır Hz. Havva. Hamileliği ve bunun ağırlığını, doğum sancısını ilk kez yaşayan kadın. Bu zorluklara karşı nasıl tedbir alınacağını bilemeden, her şeyi bizzat yaşayarak öğrenen kadın. Cennet meyvesi olan evladın tadını, annelik duygusunu, yitirdiği cenneti ayaklarının altında ilk kez yeniden hisseden kadın. İnsanlık dediğimiz mefhumu yeryüzüne taşıyan bir köprü olan ilk annemiz Hz. Havva.
Kimi zaman köle ve siyahi bir kadın iken Hacer olmaktır kadının yazgısı. Tarih boyunca insanlığın imtihanı olan kölelik, cinsiyetçilik ve ırkçılık karşısında imanı, sadakati ve teslimiyeti ile yeni bir ümmetin temelini atma gibi büyük bir vazifeyi Hz. İbrahim'le birlikte üstlenen kadındır Hz. Hacer. Hz. İbrahim'e eş, Hz. İsmail'e anne, sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed'e büyük anne olan, vefat ettiğinde Hicr-i İsmail'e defnedilen ve kıyamete kadar Kâbe'nin kucağında ağırlanacak olan Hz. Hacer.
Kimi zaman da Asiye olmuştur kadın; Tanrılık iddiası güden Firavun'a yazgılı iken sahip olduğu her türlü dünyalığı Allah'a iman ve cennete karşılık elinin tersiyle iten kadın. Yavrusunu kurtarmak için doğar doğmaz ilahi vahye boyun eğerek bir sandık içerisinde Nil'in coşkun sularına bırakan Musa'nın annesinin kutlu emanetini nehrin kıyısından alıp bir anne şefkati ile bağrına basan ve onu Firavun'un sarayında büyüten kadın. Gün gelip "Ben de Musa'nın Rabbine inanıyorum" diyerek Firavun'un karşısına dikilen Asiye. İsmiyle müsemma, zulmün her türlüsüne karşı isyan eden ve en ağır şekilde işkenceye maruz kalan ve Rabbinden cennette bir köşk vaadi alarak şehit olup ebedi yazgısını değiştiren kadındır Hz. Asiye.
Dinin tarihine altın harflerle yazılan kadınlar
Kimi zaman Hanne olmuştur yazgımız. Karnındaki çocuğu sırf Allah'a hizmet etmek üzere mabede adayan, bununla kadını aşağılayan, hor gören, asla ibadethanelere sokmayan bir geleneği kökünden sarsmak ve değiştirmek için cesurca bir karşı duruş sergileyen Hz. Meryem'in annesi Hanne. Rabbi onun hediyesini 'en güzel bir şekilde kabul buyurmuş' ve Meryem'i 'nadide bir çiçek gibi' yetiştirmiştir mabedinde. Kimi zaman da Meryem gibi Rabbinin mescidinde kendini hizmete adayan kadın olmaktır yazgımız. İffetini koruyan ve Rahman'ın kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem. Daha sonra
Allah'ın kendisine ruhundan üflemesiyle, Hz. İsa gibi büyük bir peygambere anne olma şerefine nail olan Azra Meryem'dir kadın. İnsanlık tarihine iffeti ile damgasını vuran, vahiyle hayatı ilmek ilmek dokunan, Kur'an'da adı geçen tek kadın, ismi Kur'an'da bir sureye verilen Hz. Meryem.
Kimi zaman kadın İslam'ın ilk şehidi Sümeyye olarak tarihe geçmiş; bir köle iken kul olabilmek için cesurca Allah'a imanı seçmiş; 'La ilahe illallah' diyerek putları inkâr etmiş ve eşiyle beraber şehadet şerbetini içmiş. Kimi zaman da Hane-i Saadetin ilk hanımefendisi Hatice'dir kadın. Hz. Peygamber ilk vahyi aldığında korku ve heyecanla Hz. Hatice'ye koşup başından geçenleri anlattığında o bir manifesto gibi olan: "Sakın endişelenme! Yemin ederim ki Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabalarını gözetirsin, her zaman doğruyu söylersin. İhtiyacı olana yardım eder, işini görmekten âciz kimselerin işlerini yüklenirsin. Fakiri doyurur, misafirini en iyi şekilde ağırlarsın. Hep haklıların yanında yer alır, onlara yardımcı olursun" sözleriyle; malı, canı, muhabbeti ve sadakati ile Mekke döneminde Allah Rasulü'nün yanında yer alan, ilk defa şehadet getiren, ilk kez namaz kılıp ibadet eden, ilk mümine kadın. Dünyadan ayrıldığı seneye 'hüzün yılı' denilen kadın Haticetü'l-Kübra.
Kimi zaman Fatıma olmuştur kadın. Allah Rasulü ile aralarındaki sevgi ve saygı o kadar değer ifade ediyor ki baba ile kız evlat ilişkisinin zirve noktası. Daha küçük yaşta, İslam'ın ilk yıllarında babasının yaşadığı zorlukları küçücük yüreğinde hisseden; müşriklerin babasının başına attıkları deve işkembesini gözyaşlarıyla minicik elleriyle temizleyen; savaş meydanında yarasını tedavi eden; annesi vefat edince ev işlerini gören ve 'Ümmü ebiha' (babasının annesi) lakabına bizzat babası tarafından layık görülen Peygamber kızı Hz. Fatıma. Un değirmeni kullanmaktan eli nasır tutan, babasının "Ya Fatıma! Sakın baban peygamberdir diye güvenme. Hak yoldan ayrılırsan seni ben dahi kurtaramam" dediği Fatıma Zehra.
Kimi zaman müminlerin bilge annesi Aişe olmuştur kadın. İlme adanan bir ömür. Allah Rasulü'nün Hane-i Saadette, aklını ve gönlünü ilmek ilmek, gergef gergef bilgi ve hikmet ile dokuduğu "dininizin yarısını Hümeyra'dan alınız" övgüsüne mazhar olan kadın. Sevgili eşi Hz. Muhammed'e talebe olmaktan, öğrenmekten, sormaktan bıkıp usanmayan, bir odacık evlerini adeta bir ilim, irfan mektebine dönüştüren Aişe'dir kadın. Onların küçücük haneleri, yetim çocukların himaye edildiği bir yetimhane, kimsesizlerin sığınağı, ilahi vahyin şehadeti ve nübüvvetin karar mercii olarak adeta kocaman bir merkez olmuştur. Hane-i Saadet'te Allah Rasulü'nün dizi dibinde yetişen Hz. Aişe vahye tanıklığı, ilmi, dirayeti, cesareti, şefkat ve merhameti ile İslam tarihinde hak ettiği yeri almıştır. O ve onun gibi nice sahabi hanımlar isimlerini tarih sahnesine altın harflerle yazdırmışlardır.
Tarih sahnesinin abidevi kadınları
Kimi zaman Zübeyde Hatun olmuştur kadın. Abbasi Hükümdarı Harun Reşid'in eşi Zübeyde Hatun. Miladi 780 yılında yaklaşık 40 km uzunluğunda kendi adıyla anılan (Ayn-ı Zübeyde) bir suyolu yaptırır. Mekke'den Arafat'a kadar su kanalları döşetir. Müzdelife yoluyla ulaşan su, mukaddes beldedeki çeşmelerden akar. Zübeyde Hatun, bunun yanı sıra han, hamam, imarethane ve şifahane gibi daha pek çok hayır müessesesi inşa ettirir. Kimi zaman tarih Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın kızları Mihrimah Sultan'ı altın harflerle yazar. Mimar Sinan'a 'Ayn-ı Zübeyde' suyolunu tamir ettirerek 'Mekke Suyolu' nu yaptırır. Böylece 'Ayn-ı Zübeyde' yeniden ihya olur. Mekke'ye ulaştırılan ve başka kaynakların da eklenmesiyle daha da çoğalan su, Mekke'nin her mahallesine çeşmeler vasıtasıyla taşınır.
Kimi zaman Hayme Ana'dır kadın. Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi'nin nenesi, Ertuğrul Bey'in annesi olan bir yörük kadınıdır. Hayme Ana, cefakâr, fedakâr Türk anasının en büyük timsalidir. Onun tarih içinde gördüğü fonksiyon pek az anneye nasip olmuştur. Hayme Ana, Kutlu Kayı boyunun lideri, komutanı, derleyicisi, devlet kurucusu gibi pek çok özelliği şanlı kişiliği ile birleştirmiştir. O devlet evinin direğidir. Kocası Gündüz
Alp'in vefatından sonra dağılma noktasına gelen Kayı boyunu selametle bir araya getirerek cihanın en büyük devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun temelini atmıştır.
Kimi zaman Nene Hatun olmak düşmüş kadının yazgısına. Omuzunda, sırtında ve kağnısında mermi taşıyarak. Aziziye savunmasına 20 yaşlarında genç bir gelinken, küçük yaştaki oğlunu ve üç aylık kızını evde bırakarak katılmıştır Nene Hatun savaşa. Üç aylık bebeğini emzirmiş, "Seni bana Allah verdi. Ben de O'na emânet ediyorum" diyerek vedalaştıktan sonra birkaç saat önce şehit olan ağabeyinin kasaturasını alarak sokağa fırlamış ve düşmanla başa baş, dişe diş mücadele etmiş. Türkiye'de "Yılın Annesi" unvanı verilmiş ilk kadın, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından "3. Ordunun Nenesi" ilan edilen Nene Hatun. Kara Fatma, Şerife Bacı, Tayyar Rahmiye, Saime Hanım, Yirik Fatma ve daha niceleri.
Çağımızın asil ruhları
Kimi zaman Bosna'da kadın olmaktır yazgısı. İnsanlığın en yüz kızartıcı zulmüne, tecavüze uğrayan 60 bin Boşnak kadından biri olan Alya, Hayriya, Emina. Kimi zaman Avrupa'nın göbeğinde soykırıma uğrayan; yüreği eşinin, babasının, kardeşinin, evladının acısıyla dağlanan Bosnalı bir kadın. Kimi zaman Beyt-i Makdis-in muhafızlığını üstlenen, Yahudi postalları Mescid-i Aksa'ya girmesin diye gece gündüz nöbet tutan bir Filistinli kadın olmaktır payına düşen. Tüm dünyaya insanlığın tükenmediğini haykırmak ve Kudüs'ün kandilleri, Gazze'nin ileride aydınlığa dönüşecek nur kıvılcımları sönmesin diye canını siper eden Filistinli murabıta kadın.
Kimi zaman tüm dünya susarken Filistin halkının çektikleri sıkıntıları korkusuzca ve cesurca, çektiği fotoğraflar ve videolarla dünyaya duyurmaya çalışan Janna Cihad adında koca yürekli bir Filistinli genç kız. Müslüman olmasa da vicdan taşıyan ve protesto esnasında Siyonizm'in buldozeri ile ezilerek can veren kadın Rachel Corrie. Kimi zaman Afrikalı kadın olmak düşmüş yazgısına. Açlıkla, susuzlukla imtihan edilmiş kadın Afrika'da, gözlerinin önünde yavrularını açlık ve susuzluktan bir bir kaybederken. Medeni Batı yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el koymaya devam ederken, biz Müslümanlar da dâhil açgözlü insanlık tıka basa doyup sonra da diyet konuşup obezite ile meşgul olurken.
Kimi zaman muhacir olmuş yollara düşmüş kadın evlatlarıyla, arkasında eş, baba, evlat, vatan ve sevgiye dair her şeyi bırakarak. Suriye'den, Irak'tan, Afganistan'dan, Gazze'den… Bir düğün, bir çeyiz bohçası, tüten bir ocak, hatta bir gelinlik dahi hayal edemeden, mülteci kamplarında bir çadıra gelin gitmek zorunda kalan çocuk yaştaki küçük kadın olmaktır alın yazısı. Kimi zaman "vatansız kalmayalım, ezanlar salalar susmasın" diye, cennet timsali topraklarımızı cehenneme çevirmek isteyenlere fırsat vermemek için şehit olmak düşmüş payına kadının; gencecik fidanlarını toprağa vererek şehit eşi, şehit anası, şehit evladı payesi alarak.
Kimi zaman ihanete, istismara, haksızlığa uğramış kadın ve kız çocuğu hem de en yakınları tarafından. Kimi zaman töreye ve şiddete kurban edilmiş. Çocuk yaşta evlendirilip dünyası karartılmış, eğitimine, hayallerine ve geleceğine prangalar vurulmuş. Aç kalmış, açıkta kalmış, yalnız kalmış, aldatılmış, gözyaşları sel olmuş akmış. Her şeye rağmen hayat mücadelesinde hayatın her alanında hep var olmuş ve olmaya devam edecektir. Bu sebeple güçlü, iradeli, ferasetli, cesaretli olmalı kadın. Değerli ve muhterem olduğunu ve bu değeri Allah ve Rasulü'nün takdir ettiğini, bu takdire teslim olursa dokunduğu yeri cennete dönüştüreceğini ve sonuçta 'ayaklarının altına cennetin serileceğini' bilmelidir kadın. Kendisi üzerinden oynanmak istenen tüm oyunların farkında olmalı, hiçbir siyasete, hiçbir güce, hiçbir izm'e teslim ve köle olmadan sadece Allah'ın Rahim sıfatının tecellisi olduğunu bilerek ona kul olmalı kadın.
İşte ancak böylesi merhamet timsali kadınlarla, yaşadığımız asrı ve yeryüzünü bir nebze de olsa bilgi, değer ve erdemlerle donatabilirsek; yeryüzünü imar eden, toplumu inşa eden bir şahsiyet olma bilincini kazandırabilirsek kadına, sadece Müslümanlara değil, ateş çemberindeki tüm insanlığa yaşanabilir bir dünya sunabiliriz. Yüce Rabbimin bunu bir dua ve niyaz kabul etmesi temennisiyle….