Seçici feminizm ve kız kardeşlik edebiyatı
Feminizm öldü. Feminizm kendi içinde ciddi bir etik ve politik parçalanma yaşıyor. Seçici feminizm var artık. Ayrımcı feminizm var. Popülist feminizm var. Politik feminizm var. Elit feminizm var. Bön bir kadıncılık var. "Jin jiyan azadi" diye politize edilen feminizm var. Feminizm, tarihinin en büyük ayrışmasını yaşıyor. İran'da katledilen yüzlerce kız çocuğu, Filistin'de katledilen on binlerce kadın ve çocuk o yüzden bazı feministlerin gündemi olmadı. Olmayacak da. Tıpkı insan haklarının, uluslararası hukukun yalnız bazı ayrıcalıklı (!) insanların hakkı olduğu gibi. "Artık bütün kadınlar şeklinde konuşmamızın imkânsız olduğu bir döneme geldik" demişti feminist kuramcı Julia Kristeva. "Feministim" diyen herkesin kadın haklarını savunduğu zannı korkunç bir yanılgı bu yüzden artık.
Sahtekâr bir slogan
Ve popüler bir feminist söylem: "Kızkardeşlik." Sahtekâr bir politik slogan artık. Seçici dayanışma, kibirli ayrımcılık, manipülatif, kışkırtıcı bir dil... Robin Morgan'ın Sisterhood is Powerful kitabında feminist bir imayla kullanılan ve günümüzün en popüler feminist sloganına dönüştürülen bu söylem çoktan samimiyetini kaybederek gözlerden ve vicdanlardan düşmeye başladı.
En çarpıcı ve güncel örneği İran'da çocuk okulu bombalanmasından hemen sonra, ismi Epstein skandalında geçen bir adamın Epstein adasında tanışıp evlendiği eşinin (M. Trump); Birleşmiş Milletler'de "Çatışmalarda Çocuklar" konulu bir oturuma başkanlık etmesiydi. Böyle bir küresel riyakârlıkta son birkaç yılda dünyanın en büyük gündemlerine sessiz kalmış bir kız kardeşlik edebiyatı doğdu. Dünyada sayısız feminist grup, sayısız feminist sanatçı, sayısız temsil var. İran'daki kadın ayaklanmasını ölümüne sahiplenen ve destekleyen grupların çoğu Filistin soykırımında katledilen binlerce kadın için, Doğu Türkistan'da korkunç zulümlere uğrayan kadınlar için tek bir ses çıkarmadı. Çıkarmıyor. (Başka konu başlıklarıyla da sayısız örnek var.)Katledilmiş binlerce kadın bazı "kızkardeşlerin" tırnağı kadar değerli olamadı. Kızkardeşlik söylemi yapmacık bir söylem haline getirilerek bir grup insanın kendi politik meşrulaştırıcısı, seçici ve dışlayıcı dayanışması ve vicdan aklayıcısına dönüştü. Tam da bu yüzden en çok dışlanan, unutulan, kendi kaderine terk edilen gerçek mağdur kadınları hatırlama, hiç unutmama ve gündemde tutmak en sahici feminist tutum artık.
Çocuksuzluk propagandası
Son 8 Mart'tan bir slogan: "Yırt başörtünü, öldür kocanı (!)" Faşist feminizm bu. Vahşi, husumetçi, radikal feminizm bu. Kadın düşmanı, erkek düşmanı, aile düşmanı, her tür değerin düşmanı radikal feminizmin bir versiyonu. Ki feminizm bile değil. Tanrıçaları Lilith olan bön, özenti bir kadıncılık. Valerie Solanas'ın "Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu" garabeti zihniyetinden inciler serisi. Bu söylem ve söylemin ruhu milyarlarca kadının meselesi olabilir mi?
O halde gerçek bir feminist gündem örneği verelim. Bütünüyle gerçek, apaçık, korkunç bir gündemdi. Geçtiğimiz aylarda bir ilkokul vuruldu ve 175 kız çocuğu katledildi. Her fırsatta gururla yerin dibindeki en kör noktayı vuracak kadar dünyanın en ileri istihbarat teknolojisine sahibiz diyenlerin ilk hedeflerinden(!) biri bu oldu: Çocuklar. ABD ve İsrail tarafından vurulan Minab'taki Kız Okulu'nda katledilen 175 kız çocuğunun yaşam hakkı, eğitim hakkı katledildiğinde "Kız kardeşlik edebiyatı" yapanlar, yüzlerce feminist dernek neredeydi?
Ve gerçek feminist gündemin en önemli konu başlıklarından bir diğeri; çocuksuzluk propagandası. Hümanizm öldü. 21. yüzyıl, hümanizmin öldüğü yüzyıl oldu. İnsan nefretinin ardına gizlenen sinsi bir propaganda. Artık insan nefreti var. Dikkat edin, çevrenize bakın. İnsanlar birbirini sevmiyor. İnsan bebeğini, insan çocuğunu bile sevmiyor. Hayvanseverlik değil; sağlıklı olmayan, patolojik hayvan sevgisi de bu yüzden; başka bir insana verilemeyen sevginin hastalıklı bir telafisi.
Tepki gösterilmesi gereken bir diğer gündem ise alenen fuhuşu, sanal fuhuşu, kadın bedeninin metalaştırılmasına hizmet eden profilleri "kadın hakları temsilcisi", "kraliçe" diye güzelleme sorunu. Böyle sözde modern görünen mesele ve söylemler, aile ve çocuk yetiştirme kavramlarını küçümseyici bir şekilde sunarak tehlikeli bir propagandaya dönüşebiliyor. Mesela İsrail, OECD ülkeleri arasında en yüksek doğurganlık oranına ve gelişmiş ülkeler arasında bariz şekilde en yüksek doğurganlık oranına sahip. Başka ülkelere cinsel sınırsızlık güzellemeleri, sanal fuhuş uygulamaları, hayvan anneliğini reva görüp; kendi vatandaşlarına tam aksini teşvik etmek ve onbinlerce çocuk öldürmek (Ekim 2023'ten beri Filistin soykırımında öldürülen çocuk sayısı on binleri geçti.)
Sanal fuhuş ve eskortlaşmak
Ve sosyal medyadaki sanal fuhuş mekanizmaları… Kadın bedeninin ve ontolojik statüsünün (öz sömürüyle ya da zorlamayla fark etmiyor) sanal ya da farklı tür araçlarla söndürülmesi apaçık istismar ve fuhuştur.Sanal fuhuşu ve kadını apaçık istismar eden bu pespaye uygulamalar; yetişkin içerik üreticisi, seks işçiliği olarak güzellenemez. İsveç, Çin gibi birçok ülke, bu tür faaliyetleri yasaklayarak veya kısıtlayarak cezai yaptırımlara bağladı bu yüzden.
Kadınların eskortlaştırılması, erkeklerin porno, uyuşturucu ve sanal bahis gibi bağımlılıklara düşmesi ahlâkî değil; ticari ve yapısal bir mesele. Mesele ahlak bekçiliğinden ziyade neoliberal bir alacak meselesi. Siz birey değil, satılık bir verisiniz. İzledikleriniz, aradıklarınız, tıkladıklarınız; algoritmalar tarafından analiz ediliyor. Davranışsal psikoloji modelleriyle size yeni içerikler, ürünler, rol modeller olarak geri sunuluyor. Ortada bir ahlâk tartışması yok; algı ve davranış mühendisliği var. Libidonuza, hormonal sisteminize, temel içgüdülerinize oynanıyor. Çünkü bağımlı, dürtüsel ve dağınık zihinler daha kolay sömürülüyor. Shoshana Zuboff "gözetim kapitalizmi" düzeni diyor buna.
Özellikle 10-15 senedir planlı, sessiz bir şekilde, tıkır tıkır işleyen algı ve istihbarat çalışması var. Sosyal medya bunun için son derece işlevsel bir araç haline geldi. Önceleri influencerlık kisvesi altında ortaya çıkan eskort hesapları artık apaçık premium içerikler üreten sanal fuhuş uygulamalarına dönüştü. Ve alenen sanal fuhuş içinde olan profillerin rol modelmiş gibi, altta alta güzellenen, yeni bir kadın varoluşu alternatifi diye cazip ve empatik bir hikâye sunumu içinde YouTube programlarına çıkartılması falan asla tesadüf değil.
Ve sayısız kadın hikâyesi yokmuş gibi bir eskortun hikâyesi bugün bir dizide anlatıldı. Dizinin bütün sahnelerinde değerlere alenen gönderme ve aşağılama var. Avrupa sinemasında olduğu gibi bir sanat filmi kendiliğindenliği de yok, alenen propaganda dizisi. Bütün bunları kendiliğinden gelişen süreçler diye okumak korkunç bir saflık.
Seçici feminizm
Feminizmin sinsi bir türünden, seçici feminizmden bahis açalım biraz da. Aşırı duyarlı, savaş karşıtı, elitist ve feminist kimliğiyle tanınan bir sanatçı böyle açıklamalar yapmış zamanında: "Kurban kesmek keşke yasaklansa. Ete değil eğitime ihtiyacımız var." Ve oğlunu feminist bir erkek olarak yetiştirdiğini söyleyen aynı profilin "Kanlı Kontes" lakaplı yüzlerce genç kızın ölümüyle suçlanan tarihin ilk kadın seri katili olarak bilinen Elizabeth Bathory'un kılığına bürünüp kan dolu bir küvet konseptinde cani pozlar verdiğinin ortaya çıkması… Dini gelenekli hayvan kesimi; barbarlık, yasaklanmalı, acımasız ama tarihsel/sanatsal/estetik bağlamda ve sanat kisvesi altında Bathory gibi bir seri katil figürü üzerinden kan, işkence teması ilgi çekici bir tez konusu veya sanat projesi, trajik değil mi?
İdeolojik çerçeveleme kaynaklı (framing effect) seçici ahlak örneği bu. Şiddet, milli ve dini olan bir konuda ilkel ve yasaklanması gereken ilan edilirken; başka bir kimlik sunumu altında estetikleşip sanat oluyor birden. Ortaya çıkan bu riyakâr ve trajik tezatlık öyle evrensel bir şiddet karşıtlığı değil; seçici bir duyarlılık örneği. Kendi ideolojik grubuna ait sembolik şiddet estetikleştirilirken ötekine ait olan yasaklanması gereken canilik olarak sunuluyor.Yani sorun kan değil, kanın kime ait olduğu. Şiddete değil, kimliğe yönelen seçici, sinsi ve sahte bir öfke. İşte bugün en çok ayık olunması gereken şeylerden biri bu.
"Pick me girl"
Ve en popüler feminist yergi klişesi: "Pick me girl" (Beni seç kızı). En çelimsiz ad hominem safsatası ve nitelikli, entelektüel aşağılık kompleksi. "A, iyidir" diyorsunuz mesela. Ya da "B, kötüdür" diyorsunuz. Dediğiniz tek şey bu. Kendi perspektifinizle A diye bir mefhumun olumlu taraflarını ya da B diye bir şeyin olumsuz taraflarını gerekçelendiriyorsunuz. Ben A'yım bile demiyorsunuz. Ya da "Ben iyiyim, güzelim, ahlâklıyım" ayarında zerre bir imanız, göndermeniz, güzellemeniz yok kendinize dair. Öyle bir kompleks ki sanki hakaret duymuş gibi tetikleniyorlar, çalımlı antitezler üretiyorlar. Ya da tamamen niyet okuyup "Tamam en mükemmel sensin" gibi pick me girl seviyesinde bir yerlerden duyup ezberledikleri ithamları yazıyorlar.
Bir konuda kendi varlığınızı, benliğinizi ortaya koyarsanız elbette eleştiri konusu edilirsiniz ama kendi varlığınızı ortaya atmış dahi değilsiniz. Ortada ürettiğiniz düşünceler var sadece. Ve düşüncelerinize gelen bir argüman yok. Tamamen benliğinize, niyetinize, karakterinize gelen hışımlı, art niyetli ve duygusal ithamlar var sadece. Çünkü pick me'de argüman yerine kimlik hedef alınıyor ve bu da tartışmayı imkânsız hale getiriyor.
Feminist kuramlar, kadınların görünürlüğünü artırırken aynı zamanda kadın kimliğini daha da karmaşık hale getirdi. Liberal, Marksist, Radikal, Postmodern, Queer, İslami, Seçici feminizm… Her biri bir kadını anlatıyor ama tüm kadınları değil. Artık feminizm çok yüzlü ve maalesef ikiyüzlü… Bugünün kadınının en önce bu yüzleşmeyi yapması gerekiyor o yüzden.