Kadınların potansiyelini görmezden gelmek Yaratıcı’ya hürmetsizliktir

24 Haziran 2026, Çarşamba
Müslüman kadınlar çoğu zaman ya “baskı altında” ya da “tek tip” bir kimlik içinde değerlendirilerek ele alınıyor. Oysa gerçek hayat çok daha çeşitli ve dinamik. Bu noktada en kıymetli şey, kadınların kendi sözlerini doğrudan ifade edebildikleri alanların artması ve bu deneyimlerin görünür kılınmasıdır. Kamusal alanda var olma mücadelesi veren Müslüman kadınların çabası bu yüzden de kıymetlidir.

Kadınların karşılaştığı eşitsizlik ve adaletsizlikler hâlâ dünya gündeminin öncelikli meselelerinden biri. Küresel krizler, ekonomik dalgalanmalar ve savaşlar da bu meseleleri derinleştiriyor. Sorunlar yalnızca fiziki şiddet veya ekonomik dezavantajla sınırlı değil; farklı coğrafyalarda kadınların hikâyelerinin görünmez kılınması ve kadınlığın ideolojik çerçevelerle sınırlandırılması da bunların bir parçası. Kadın hakları ve görünürlük mücadelesine uzun yıllardır emek veren ve hâlen KADEM Vakfı Mütevelli Heyet Başkanlığını yürüten Sümeyye Erdoğan Bayraktar ile kadına dair temel sorunları, kadının karşılaştığı zorlukları ve toplumsal algıların dönüşümünü konuştuk. "Kadınların potansiyelini görmezden gelmek Yaratıcı'ya hürmetsizliktir" diyen Bayraktar, sorunların kökenlerini ve geliştirdikleri çözüm yollarını anlattı.

Kadın meselesi zaten sürekli gündemdeyken son dönemde küresel ölçekte gündeme gelen kız çocuklarına yönelik büyük istismar ağları tartışmayı daha da büyüttü. Sizce bugün kadınların yaşadığı hak ihlallerinin temelinde ne var?

Kadınlar her çağda ve toplumda çeşitli hak ihlallerine maruz kalmıştır. Şekli, konusu, dozu değişse de bu ihlaller birkaç ortak kaynaktan besleniyor gibi görünüyor. Bunlardan en çok öne çıkanı da güç dengeleri. Erkeğin orantısız güce sahip olduğu, erkek ve kadın arasındaki hak ve sorumluluk dengesinde adaletsizlik oluştuğu her durumda, bir şekilde kadın ikincil konuma itiliyor, nesneleştiriliyor, hakları gasp ediliyor ve toplumsal statüsü zayıflıyor. Kendi ülkemizde de dünyada da şiddet, karar mekanizmalarında yer alma, temsil, ekonomik güç gibi sorunlar hâlâ kadınların konumunu ciddi şekilde tehdit ediyor. Bununla beraber küresel düzeydeki bireyselleşme, haz odaklı yaşam tarzının yaygınlaşması, sekülerleşme ve dijital dünyadaki gelişmelerle birlikte sizin zikrettiğiniz kız çocuklarının ve kadınların cinsel istismarı da büyük bir sorun alanı. Bu sorunlar belki her çağda ve toplumda vardı fakat bugün farklı bir boyut kazandığını söyleyebiliriz. Bunun yanında küresel krizler de kadınlar açısından çok büyük bir risk oluşturuyor. Savaşlar, göç dalgaları ve derinleşen yoksulluk, en çok kadınları ve kız çocuklarını etkiliyor. Örneğin kriz bölgelerinde kız çocuklarının eğitimden kopma oranı ciddi şekilde artıyor, erken evlilikler ve istismar riski yükseliyor.

Batı'nın belirlediği kadın normlarının farklı coğrafyalarda yaşayan kadınların görünürlüğünü ve haklarını önemsizleştirmesi de bir diğer sorun aslında. Bu durum, kadınların haklarını savunmalarını ve görünür olmalarını nasıl etkiliyor?

Esasında Batı, kadın erkek fark etmeksizin tek tip makbul insan modeli empoze etmeye çalışıp durdu. Ancak bugün gelinen noktada, Batılı toplumların bile bunu tam anlamıyla kabul etmediği görülüyor; bu nedenle de zorunlu olarak bir "çeşitlilik" söylemi pazarlanıyor. Ne var ki bu, sınırları çizilmiş bir çeşitlilik. Evet, farklı ırk ve kültürlerden olabilirsin ancak Batı'nın çıkarlarını desteklediğin, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde ona hizmet ettiğin ölçüde makbul sayılırsın.

Konuya kadınlar özelinde baktığımızda da tek bir kadın profilinin dayatıldığını ve bu profilin çoğunlukla Batı'nın çizdiği "makbul kadın" çerçevesine dayandığını görüyoruz. Belirli bir 'modernlik' tanımına uyan kadınların öne çıkarılması, farklı kültürel kodlara sahip milyonlarca kadının görünmez kılınmasına yol açıyor. Bu da küresel ölçekte temsilde ciddi bir dengesizlik oluşturuyor. Böyle bir zeminde kadınların kendi haklarını savunması da zorlaşıyor. Çünkü hak söylemi, herkes için kapsayıcı olmaktan çıkıp belirli bir bakış açısının sınırları içinde şekilleniyor. Oysa kadınların güçlenmesi, ancak kendi değerleriyle, inançlarıyla ve toplumsal gerçeklikleriyle birlikte var olabildikleri bir ortamda mümkün olabilir. Bu nedenle kadın meselesinin ele alınışında kültürel farklılıkları dikkate alan, tek tipçi olmayan ve fırsat eşitliğini esas alan bir yaklaşımın güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.
Feminist hareket Batı'da kadın hakları açısından çok önemli kazanımlar getirdi. Bunun son döneminde çeşitlilik vurgusu önemli bir yere sahip. Öte yandan, günümüzde belki her ideolojide olduğu gibi feminizm de çeşitli küresel siyasi ajandaları kamufle etmek için sıkça kullanılıyor. Nitekim uzun yıllar boyunca PKK'lı kadın teröristler "özgürlük savaşçısı" olarak parlatıldı. Doğu toplumlarında başını açmak istediği için baskı gördüğü iddia edilen kadınlar hızlıca kahramanlaştırılabiliyor. Fakat hem dini değerlerine hem de hür iradesine sahip çıkmaya çalışan kadınlar özel sektörden dışlanırken veya Fransa'daki gibi spor müsabakalarından ve veli olarak katıldıkları okul gezilerinden men edilirken haber değeri bile olmuyor. Güya kadın haklarında çok ileride olduğu pazarlanan Batı'nın ikiyüzlülüğü, aslında sadece farklı kültürlerde değil kendi halkları için de geçerli. Epstein skandallarında binlerce kız çocuğu ve kadının iğrenç istismarlara ve hatta cinayetlere kurban gitmesi son dönemlerin en çarpıcı örneği.

KADEM olarak kadının görünürlüğünün; inancı, kimliği ve toplumsal aidiyetiyle birlikte ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bir kadının kamusal alanda yer alabilmesi ya da haklarının savunulabilir kabul edilmesi için belli bir kalıba girmeye zorlanmasının, fırsat eşitliği açısından ciddi bir sorun teşkil ettiğini savunuyoruz. Nitekim düzenlediğimiz Kadın ve Adalet Zirvelerinde farklı coğrafyalardan kadınların deneyimlerini aynı zeminde buluşturuyoruz. Bu zirvelerde özellikle "kültürel kodlar ve kadın" başlığını uluslararası düzeyde tartışmaya açıyoruz. Yine zirvelerimizde gündeme taşıdığımız bir diğer önemli başlık, dijitalleşme ve yapay zekâ oldu. Yapay zekâ algoritmalarının kadınları nasıl temsil ettiği, hangi önyargıları yeniden ürettiği ve görünürlüğü nasıl şekillendirdiği konularını kapsamlı şekilde ele aldık.

Nitekim görünürlük meselesi artık sadece sosyal hayatta değil, dijital dünyada da adaletli bir şekilde ele alınmalı. Bununla birlikte yürüttüğümüz farkındalık kampanyalarıyla da farklı kadın hikâyelerini görünür kılmaya çalışıyoruz. Bu kampanyalar, toplumda yerleşmiş bazı önyargıları sorgulatmak ve daha adil bir bakış açısı geliştirmek açısından önemli bir işlev görüyor. Bu görünürlük meselesinin kendi tarihimizde ne denli ağır sonuçlar doğurabildiğini de bizzat yaşadık. Yakın tarihimizdeki 28 Şubat Süreci, kadınların görünürlüğünün ideolojik tercihlere göre nasıl şekillendirilebildiğini açıkça ortaya koymuştur. KADEM olarak bu sürece ilişkin gerçekleştirdiğimiz çalıştaylarda, kadınların eğitim ve kamusal hayata katılım haklarının bir daha gasp edilememesi için neler yapılması gerektiğini ele aldık.

Gazze'de ya da Suriye'deki kadınların verdiği mücadele küresel gündemde yer bulmuyor mesela.

Burada çok açık bir çifte standartla karşı karşıyayız. Bugün uluslararası gündemi belirleyen, hangi konunun öne çıkacağını tayin eden güçlü küresel aktörler var. Dünyanın neresinde, hangi kadının yaşadığı mağduriyetin küresel bir mesele hâline geleceğine bu aktörler karar veriyor. Dolayısıyla kadın hakları söylemi de bu çerçevenin içinde şekilleniyor. Az önce de ifade ettiğim makbul insan tanımına bakmalıyız burada. İnsanlar, fikirler ve siyasi olaylar, Batı için kullanışlı olduğu kadar gündem olurlar. Gerisi rakamdan ibaret kalabilir. Tam da bu nedenle gündem farkındalığımız çok yüksek olmalı. Birilerinin inatla pompaladığı gündemlere şüpheyle yaklaşmalı, gündemimizi kendimiz belirlemeliyiz. Uluslararası feminist hareketlerin pek çoğu, Gazze'de ve Suriye'de yıllardır kadınların yaşadığı insani dram karşısında sessiz kaldı. Gazze ve Suriye'deki kadınların dayanışma ve güçlenme mücadelesi, sadece kendi toplumları için değil, evrensel insan hakları perspektifinden de kritik öneme sahip. KADEM, ulusal ve uluslararası çalışmaları ve sosyal medya kampanyalarıyla Gazze, Suriye ve diğer bölgelerdeki kadınların deneyimlerini görünür kılmayı hedefliyor. Bu çalışmalar hem farkındalık yaratıyor hem de bu bölgelerdeki kadın sorunlarının evrensel ilkeler temelinde tartışılmasına imkân sağlıyor.

Aslında kadınların varlık mücadelesi, sıkça önyargılar ve kalıp yargılar üzerinden değerlendiriliyor ve toplumlar da çok anlaşılmıyor. Bu çabanın doğru anlaşılması ve görünür kılınması için neler yapılabilir?

Bu mesele aslında yalnızca Müslüman kadınların değil, farklı inançlara sahip pek çok kadının deneyimlediği çok katmanlı bir önyargı problemine işaret ediyor. Ancak Müslüman kadınlar söz konusu olduğunda bu durum daha görünür ve daha yoğun hissediliyor. Esasında bu mücadele bir varlık mücadelesi. Allah kadınlara, her insana olduğu gibi bir potansiyel vermiş. Bu potansiyeli kullanmamızı bekliyor; bunun içinde kulluk var, dünyayı imar etme var, akletmeye ve ilme teşvik var. Bunlar kadın erkek her mümine hitap eden ve bizzat Kuran'da geçen ifadeler. Bunlar gibi daha nicesi var. Sağlıklı bir aile için emek vermek, kadın erkek herkes için en temel sorumluluklardan biri. Bununla birlikte hem erkeklerin hem kadınların kamusal hayatta da sorumluluklar alması tabiatlarının gereği. İslam'da ailenin maişet sorumluluğu erkeğeverildiğinden erkeklerin kamusal hayatta; kadınların da aile içinde daha çok sorumluluk alması normaldir. Fakat yine İslam'da kadının aile içinde ne kadar rol alması gerektiğine dair kesin kurallar çok çok azdır. Bu da insanların ve ailelerin kendi kapasitelerine, şartlarına ve ihtiyaçlarına göre şekillendirebilecekleri esnek alanın ne kadar büyük olduğunu gösterir.

Bu alanda kadınların bazısı sadece ev kadını olmak ister, bazısı çalışmak, bazısı sosyal sorumluluk işlerinde aktif olmak, bazısı ise ülke yönetimine talip olmak ister. Bunların hepsi normaldir. Bunların hepsi keyfi tercihler de olmayabilir. Çalışan kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik ihtiyaçlardan dolayı, ailesini geçindirebilmek için çalıştığı unutulmamalıdır. Bunun yanında örneğin mühendislik yetenekleri çok ağır basan bir kadının, insanlığa hizmet edecek araçlar geliştirmesinden daha doğal ne olabilir? Bu o kadının varlığının gereğidir. Kadınların potansiyelini görmezden gelmek Yaratıcı'ya hürmetsizliktir. Kadınların bu çabasının tam olarak anlaşılamamasının birkaç nedeni var; öncelikle hâlâ çok güçlü olan kalıp yargılar ve hazır kategoriler üzerinden düşünme alışkanlığı, bireysel hikâyeleri görmeyi zorlaştırıyor.

Müslüman kadınlar çoğu zaman ya "baskı altında" ya da "tek tip" bir kimlik içinde değerlendirilerek ele alınıyor. Oysa gerçek hayat çok daha çeşitli ve dinamik. İkinci olarak, farklı yaşam tarzları arasındaki mesafenin artması, empati kurmayı zorlaştırıyor. Bu noktada en kıymetli şey, kadınların kendi sözlerini doğrudan ifade edebildikleri alanların artması ve bu deneyimlerin görünür kılınmasıdır. Çünkü önyargıları dönüştüren en güçlü unsur, doğrudan temas ve gerçek hikâyelerdir. Kamusal alanda var olma mücadelesi veren Müslüman kadınların çabası bu yüzden de kıymetlidir; bu çaba sadece kendilerine değil, daha adil, daha kapsayıcı ve birbirini anlamaya açık bir toplumsal zeminin oluşmasına katkı sunmaktadır.

Bir yandan da özellikle medyada hâlâ erkek bakış açısıyla kadına yaklaşım ve kadını nesneleştiren temsiller ön planda. Bu bakış, toplumun tüm kesimindeki kadınlara zarar veriyor aslında değil mi?

Medya sadece var olan kültürü yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni bir kültür de inşa ediyor. Kimi zaman kadınlık algısını ve normlarını belirliyor, kimi zaman da var olan kalıpları çok hızlı bir şekilde yaygınlaştırıyor. Kadının çoğu zaman belirli kalıplar içinde, dış görünüşe indirgenerek nesneleştirilmesi ya da ikincil bir rolde temsil edilmesi, zamanla hem kadınların kendilerine bakışını hem de toplumun kadınlara yönelik beklentilerini şekillendiriyor. Bu da toplumun farklı kesimlerinden kadınlar üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu konuda çok katmanlı bir dönüşüme ihtiyaç var. Öncelikle içerik üretim süreçlerinde çeşitliliğin artması önemli. Kadınların sadece ekranda değil senaryo yazımından yönetmenliğe, editoryal süreçlerden karar verici pozisyonlara kadar daha fazla yer alması anlatıların da doğal olarak dönüşmesini sağlar. Çünkü temsili değiştiren en güçlü unsur, hikâyeyi kimin anlattığıdır.
Bununla birlikte medya okuryazarlığının güçlendirilmesi de kritik. İzleyicinin ve okuyucunun gördüğü içeriği sorgulayabilmesi, hangi temsillerin neyi yeniden ürettiğini fark edebilmesi bu döngünün kırılmasında önemli bir rol oynar. Özellikle gençler için bu farkındalığın erken yaşta kazandırılması uzun vadede çok belirleyici olacaktır. Bir diğer önemli başlık da alternatif ve çoğulcu anlatıların desteklenmesi. Kadınları tek tip bir kimliğe indirgemeyen, farklı deneyimleri, başarıları ve mücadeleleri görünür kılan içeriklerin artması gerekiyor. Bu sadece "olumlu temsil" üretmek değil, gerçek hayatın çeşitliliğini daha adil bir şekilde yansıtmak anlamına geliyor. Son olarak bu meseleye yalnızca kadınların sorunu olarak değil, toplumsal bir adalet meselesi olarak yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. Erkeklerin de bu dönüşümün bir parçası olması, dilin ve bakış açısının birlikte değişmesi önemli. Ancak bu şekilde kadını nesneleştiren değil, özne olarak konumlandıran ve bu sayede onun toplumsal saygınlığının tesis edilmesinde rol oynayan bir medya ve kültürel iklim inşa edilebilir.

Müslüman kadınlar haklarını savunduklarında, sanki feminist literatürden yola çıkarak hareket ettikleri düşünülüyor. Kadın çalışmalarıyla ilgilenen biri olarak size de "feminist" eleştirileri geliyor mu?

Tabii, günümüzde hâlâ kadın hakları tartışmalarının bir kısmı, dar ve tek boyutlu bir çerçeveye hapsedilerek ele alınıyor. Bu mesele, çoğu zaman tek bir ideolojik perspektifin, feminizmin mutlak doğruluğu üzerinden tanımlanıyor ve alternatif yaklaşımlar ya görmezden geliniyor ya da meşruiyet dışına itiliyor. Oysa kadınların deneyimleri, sosyoekonomik koşulları, kültürel arka planları ve beklentileri son derece çeşitli. Bu nedenle hak mücadelesini de çoğulcu bir zeminde ele almak durumundayız. Nitekim kadınlar, kendi kimliklerinden, inançlarından ve değerlerinden vazgeçmeden güçlenmek istiyorlar. Kadına yönelik şiddetle mücadeleden ekonomik güçlenmeye, eğitimden sosyal hayata katılıma kadar, yürüttüğümüz tüm çalışmalarda bunu açıkça görüyoruz. Bu alanda karşılaştığımız önyargının bir kısmı dinimizin ve medeniyetimizin kadına atfettiği değeri görmezden gelen gelenekçi/ataerkil yapıdan kaynaklanıyor. Tabii, bu önyargıda israiliyatın ve oryantalizmin de etkisi büyük. İsrailiyat dediğimiz, kökeni Yahudilik ve Hristiyanlığa dayanan ya da asılsız rivayetlerden oluşan, kadının değersiz görüldüğü pek çok inanç unsuru, eski dönemlerden beri İslamî kaynaklara girmiş ve Müslümanların alışkanlıklarına da sirayet etmiş durumda. Diğer yandan Batı'nın oryantalist hareketlerinde kadın konusunda İslam'ı karalamak için yaptığı kara propaganda, yıllar içinde ne yazık ki Müslümanlar nezdinde de etkili olmuş. Bunların sonucunda Müslümanlar arasında, self-oryantalist diyebileceğimiz bir bakışla İslam'da kadınların yerinin ikincil olduğuna inanmış ve dolayısıyla her türlü eşitlik ve adalet talebinin ancak Batı feminizminden kaynaklanabileceğini varsayan bir kesim ne yazık ki mevcut.

Biz her zaman şunu söylüyoruz. Kadın hakları savunuculuğu bizim için dışarıdan ithal edilmiş bir yaklaşım değil. Tam aksine, referansını kendi inancımızdan, tarihimizden ve medeniyet birikimimizden alan bir sorumluluk alanı. Mensubu olduğumuz İslam dini, kadına yönelik şiddeti, haksızlığı ya da ayrımcılığı asla meşru görmez; bilakis kadınların haklarını açık ve güçlü bir şekilde koruma altına alır. Dolayısıyla bizim yaptığımız şey, var olan bir adalet anlayışını bugünün şartlarında yeniden güçlendirmek. Yani kadın hakları savunuculuğunu, sivil toplum anlayışını ve gönüllülüğü çok güçlü bir değer zemini üzerine inşa etmek. Bize de bahsettiğiniz türde eleştiriler zaman zaman geliyor ancak geçmişe kıyasla oldukça azaldığını söyleyebilirim. KADEM olarak artık 13 yılı geride bıraktık. Bu süre zarfında durduğumuz yeri, söylemimizi, çalışmalarımızı ve savunduğumuz değerleri defaatle, açık ve net bir şekilde ifade ettik. Faaliyetlerimizi, yayınlarımızı ve çalışmalarımızı her zaman şeffaf bir biçimde kamuoyuyla paylaştık. Buna rağmen, bu tür eleştirilerin büyük ölçüde bilgi eksikliğinden ve kısmen de önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum. Geldiğimiz noktada, "ne olmadığımızı" anlatmaktan ziyade, çalışmalarımıza ve gelecek hedeflerimize odaklanmayı daha anlamlı buluyoruz. Kendi kültür ve tarihimizdeki kadın modellerini görünür kılmak için yaptığınız çalışmalarınızı biliyoruz. Bunu neden önemsiyorsunuz? Tabii, şu bir gerçek: Bu ülkede ideolojik körlüklerle, kendi tarihimize ve değerlerimize mesafeli durulduğu, hatta yok sayıldığı dönemler yaşandı. Bu süreçte yerli ve köklü rol modeller yerine çoğunlukla Batılı figürlerin öne çıkarıldığı bir anlatı hâkim oldu. Tabii bir toplum kendi rol modellerini üretmez ve anlatmazsa, o boşluk başka anlatılarla doluyor. Ancak son yıllarda bu durumun değişmeye başladığını memnuniyetle takip ediyoruz. Sadece kadın çalışmaları alanında değil; bilimden teknolojiye, sanattan spora kadar pek çok alanda kendi değerlerimizi yeniden hatırlama, yaşatma ve geleceğe taşıma yönünde güçlü bir irade ortaya konuyor. KADEM olarak bu çabanın özellikle kadın hakları ayağında sorumluluk üstlendiğimizi söyleyebilirim. Tarihimizdeki kadın figürlerini ve başarılarını görünür kılmayı hedeflediğimiz fiziki ve dijital farkındalık kampanyalarımız, bu sorumluluğun bir çıktısı. Ayrıca eğitim ve atölye programları ile yeni nesillerin kendi kültürel bağlamlarında güçlü kadın modelleriyle tanışmasını sağlıyoruz. Böylece gençler, kadın haklarının sadece Batı'da değil, kendi kültür ve tarihimizde de köklü bir temele sahip olduğunu anlayabilir ve bunun savunucusu olabilir. Genel olarak bu alanda farkındalığın yükselmesi için kültür-sanat üretimleri, belgeseller, kısa videolar, yeni medya içerikleri, güçlü araçlar. Diğer yandan tarihsel kadın figürlerinin hikâyelerini ve katkılarını; eğitim müfredatına, kitaplara ve akademik yayınlara entegre etmek çok önemli. Buna ek olarak, interaktif atölyeler, sergiler, müze programları ve kültürel etkinlikler aracılığıyla gençler, tarihimizdeki kadınların toplumsal rolünü doğrudan deneyimleme fırsatı bulabilir. Mesele, bu imkânları doğru kullanmak ve gençleri kendi dünyalarında yakalayabilmek.

Peki, sizin ilham duyduğunuz, hayatını okumaktan keyif aldığınız bir kadın figürü var mı?

Din ve medeniyet tarihimiz olarak bakarsak; Hz. Hatice ve Hz. Aişe'den başlayarak; Afrika'dan Tataristan'a kadar güçlü liderlik örnekleri göstermiş, ilmî çalışmalar yürütmüş; Osmanlı'da ve Cumhuriyetin ilk dönemlerinde hem siyasete etki etmiş hem vakıf kültürünü yaşatmış pek çok güçlü kadın beni de çok etkiliyor. Daha yakın dönemden örnek vermem gerekirse biri Aziz Haydar Omur olur. Çok iyi eğitimli ve hali vakti yerinde bir kadın olarak kendini eğitim işlerine veriyor ve bunu tamamen aileden kalan mirasıyla yapıyor. Sonrasında, alanı olmadığı halde, ülkenin içinde bulunduğu savaş şartlarında gelen talepler dolayısıyla gönüllü olarak hemşirelik ve hastane idareciliği yapması, yıllarca Donanma Cemiyeti ve Hilal-i Ahmer gibi çatılar altında gerektiğinde inisiyatif alıp kapı kapı gezerek yaralı askerler için yardım toplaması; bunları yaparken bile kadın olduğu için eleştirilmesi ama bu eleştirilere kulak asmayarak hizmetlerine devam etmesi ile gerçekten çok güçlü ve ilham veren bir kişilik.

Bir diğeri ise Fevziye Nuroğlu. Eczacılık Fakültesinin ilk başörtülü öğrencisi. Hem verdiği başörtüsü mücadelesiyle hem ömrünü adadığı eğitim ve hayır faaliyetleriyle öne çıkan bir isim. Nice öğrenci yetiştirmiş, nice yetimin elinden tutmuş, seminerleriyle nice insanın ufkunu açmış ve motivasyon kaynağı olmuştur. Bizzat kurucusu olduğu okullar ve vakıflar, Müslümanların ciddi baskılar altında, kimliklerini yaşatma mücadelesi verdiği dönemde onlara adeta nefes aldırmıştır. Hatta ben ve ablam da zamanında onun kurduğu anaokulunda okumuştuk. Yaşadığı nice baskıya rağmen pes etmemiş, zor şartlar altında büyük cesaretle hizmetlerini devam ettirmiş. Kendisini daima hayırla ve minnetle anıyoruz.

Hem KADEM'de hem KÜME Vakfı'nda önemli çalışmalar yapıyorsunuz. Toplumda kadınların sorunlarına değinirken diğer yandan kültür sanat alanında da üretimi önemsiyorsunuz. Çalışmalarınızda neyi amaçlıyorsunuz?

Sivil toplum çok genç yaşlarımdan beri içinde olmayı istediğim alandı. Bir tarafta kadın, diğer tarafta kültür ve medeniyet konularını seçme sebebim ise bu alanlarda belli bir boşluk, bir ihtiyaç görmem. KADEM Vakfı'nda önceliğimiz, kadınların yaşadıkları hak gaspları ve mağduriyetler. Kadınların "güven, onur ve adalet" içinde yaşadıkları bir toplum düzeni için çalışıyoruz. Nitekim, ancak böyle bir düzende sağlıklı ailelerden, adaletten, huzurlu ve güçlü bir toplumdan bahsedebiliriz. Bunu da bir tek ideolojiye hapsolmadan, kendi değerlerimizden aldığımız güçle yapmak gibi bir iddiamız var. KÜME Vakfı'nda ise küreselleşmiş bir dünyada toplumsal kimliklerin korunması ve yaşatılmasının, dünya için çok büyük bir zenginlik olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Bunun yanında kültür, sanat ve yaratıcı endüstriler, toplumsal algıları şekillendiren en güçlü alanlardan. Bu alanlarda toplum olarak küresel ölçekte söz sahibi olmamız çok önemli. Her iki alandaki ortak hedefimiz ise kendi değerlerinden ve tarihinden güç alan, daha adil ve daha güçlü bir toplum yapısına katkı sunmak.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.