Modern tıbbı eleştiren akımlar, hareketler, isimler

Birol Biçer 18 Şubat 2020, Salı
Modern tıbbı eleştiren, itiraz eden, karşı çıkan, ona alternatifler öne süren hareket ve topluluklar ile eleştiri nedenleri o kadar çeşitli ki her birine yer vermek bir derginin boyutlarını fazlasıyla aşar. Yine de bu bolluk içinde modern tıbba yöneltilen eleştirilerden belli başlılarına değinelim istedik.

Günümüzde hâkim ve yaygın olan kanıta dayalı tıp anlayışı ve uygulaması bilimsel metotlara dayansa da görünen o ki herkesi memnun edemiyor. Memnuniyetsizlik bir yana bu tıp türünün insan sağlığına zararlı olduğunu ileri sürenler bile var. Modern tıp fazlasıyla ticarileştiği, otoritelerinin buyurgan bir dille konuştuğu, felsefi olarak toplumları kontrol eden bir araca dönüştüğü, ilaç sanayiine bağlı bir iş sektörü olmaya başladığı, binlerce yıllık geleneksel şifa yöntemlerini dışladığı, hastalıklardan çok belirtilerini ortadan kaldırdığı, fazla mekanikleştiği, kimyanın hâkimiyetine girdiği, doğallıktan uzaklaştığı, tahakkümcü bir yapıya dönüştüğü gibi pek çok tenkitle karşı karşıya… Hatta temelinde olması gereken insancıl özden uzaklaştığı ya da bir dine, mezhebe dönüştüğü ithamları getirenler bile mevcut. Modern tıbbı eleştiren, itiraz eden, karşı çıkan, ona alternatifler öne süren hareket ve topluluklar ile eleştiri nedenleri o kadar çeşitli ki her birine yer vermek bir derginin boyutlarını fazlasıyla aşar. Yine de bu bolluk içinde modern tıbba yöneltilen eleştirilerden belli başlılarına değinelim istedik.

Azılı bir rekabet: "Alternatif " vs. "Modern"

Modern tıp, bir disiplin hatta kimilerine göre bir sanat olsa da bilime ve kanıta yaslanır, dolayısıyla devletler tarafından koruma görür. Böyle bir tabloda bunun dışındaki tıp ekolleri deneyimsel bilgi ve aktarım ile bir parça da felsefeye dayandıkları için adı üstünde "alternatif" olarak nitelendirilir. Yani "asıl" olarak değil, en iyimser ihtimalde "ikincil", daha kötümser ihtimalde ise "hurafe" ya da "şarlatanlık" olarak değerlendirilir… Dolayısıyla "eşitler arasında bir rekabet" asla söz konusu değildir. Modern tıp ile alternatif denilen tıp disiplinleri arasındaki rekabet ya da çatışmanın temeli 19'uncu yüzyıla iner, daha öncesine değil. Ne de olsa modern tıp 18'inci yüzyılın sonlarından itibaren gelişmeye ve nüfuz kazanmaya başlamıştır. Öncesinde tıp tıptır, alternatifi ya da moderni, konvansiyoneli, ortodoksu yoktur; olsa olsa Çin tıbbı, Hint tıbbı, Doğu tıbbı gibi şubeleri söz konusudur. İki kamp arasındaki uyuşmazlıklar Batı'da 1800'lerden itibaren başlar ve modern tıbbın gelişimiyle giderek keskinleşir. 20'nci yüzyılda ise tıpkı diğer alanlardaki gelişme-gericilik, modernlik-geleneksellik tartışmaları gibi Doğu'ya transfer olur. 19'uncu yüzyılda tıbbi araştırmalar laboratuvarlara ve mikroskop altına taşınsa da hekimler daha uzun bir süre birçok ciddi hastalığın sebebini bilemeyecek ve iyileştiremeyeceklerdir. 19'uncu yüzyıl ayrıca varlıklı olmayanların da tedavi imkânları ve ilaçlarla birlikte eğitim görmüş hekimlere ulaşmaya başlaması sayesinde bir dönüm noktası teşkil eder. 20'nci yüzyılda antibiyotiklerin keşfi ile tüberküloz gibi bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmeye başlanınca modern tıbbın da önü iyice açılmaya başlar. Konvansiyonel tıbbın hâkimiyetini yaygınlaştırdığı bu süreçte bu yeni tıp uygulamalarına itiraz edenler ve daha doğal yolları önerenler baş göstermeye başlar.

Ivan Illich: Modern tıp eleştirileri çağını başlatan adam

"Yerleşik tıp kurumu sağlık adına en büyük tehlikeyi teşkil etmektedir." Endüstri toplumuna sıkı eleştiriler getiren bir düşünür olan Ivan Illich Medical Nemesis (Sağlığın Gaspı) kitabına bu cümleyle başlıyor ve açıkça insan sağlığı için zararlı olduğunu ileri sürüyordu. Sağlığın Gaspı'nın yayınlandığı 1975'i modern tıp üzerine tartışmaların kök salışı ve kurumsallaşmasının miladı olarak kabul etmek mümkün... Tıp fakültelerinde öğretilen konvansiyonel tıp anlayışını günümüz toplumu için en büyük tehdide dönüşmekle itham eden Illich'in açtığı tartışmanın temel unsurları aradan geçen 45 yıla rağmen hâlen tüm dünyada modern tıp ile ilgili eleştirilerin ana odağı olmayı sürdürüyor. Boyut atlayan teknolojiyle birçok yeni icat ve keşif yapıldı ama modern tıbba getirilen eleştirilerin ana sütunları birer tartışma konusu olarak dimdik ayakta durmaya devam ediyor. Bu nedenle Illich'i modern tıbba bayrak açanların öncüsü olarak değerlendirenler hiç de az değil. Illich'e göre sağlık hizmetleri alanında salgın hastalık boyutlarına varan bir hâkimiyete kavuşan profesyonel tıp örgütlenmesi artık iyileştirdiğinden daha çok hasta üreten bir "endüstri"ye dönüşmüştü. Üstelik bu, tüm endüstri kolları arasında en savurgan, en kirletici ve en hasta edici olanıydı. Egemen tıp yapılanması insanların hastalıklarının vaka vaka, birey birey yaklaşarak üstün körü tedavi ediyor ve onların temelinde yatan sosyal, ekonomik ve kültürel gerçek nedenlerini perdeliyordu. Illich, kutsal bir öküze dönüşen tıbbın insanları bedensel ve psikolojik olarak yıprattığına vurgu yapıyor ve artık iyiden iyiye teknolojiye ve teknokratlara bağlı hâle geldiğini, insanların kendilerini tahrip eden bu yaşam tarzına dayanmalarını kolaylaştırarak aslında bu tahribata yardımcı olduğunu ileri sürüyordu.

Michel Foucault: Tıbbi iktidar, yaşamın tıbbileştirilmesi, biyopolitik bir strateji

Anatomist bir baba ve cerrah bir dedeye sahip olduğu için olsa gerek Michel Foucault tıbba hayli kafa yorar. Tıp tarihinin yanı sıra toplumun ve hayatın tıbbileştirilmesi, tıbbın siyasi bir etkinlik olarak devlet tarafından kullanılan bir iktidar alanına dönüştürülmesi gibi konularda düşünen Fransız felsefeci Michel Foucault da modern tıp anlayışına eleştiriler getirir. Ona göre modern tıp; bedenleri, nüfusu, organizmayı ve biyolojik süreçleri konu edinen ve böylelikle düzenleştirici bir etkinlik oluşturan bir bilme iktidarıdır. Ancak o, tıbba militanca karşı çıkan ve faydasından çok zararına odaklanan Illich'ten kendini ayırmaya ve bir "tıp karşıtı" olmadığını vurgulamaya hep özen gösterir. "Tıbbi iktidar" gibi kavramların gelişimine büyük katkı yapan Foucault'ya göre güncel bir kriz değil, 18'inci yüzyılda şekillenen modern tıbbın tarihsel işlevinin sonuna gelinmesi söz konusudur. Tıp ve kurumları ne tümüyle inkâr edilmeli, ne de tümüyle benimsenmelidir. Tıbbın ekonomik, tarihi ve gelecekte iyi yönetilmesi gereken aksi takdirde tehlikeli hâle gelebilecek bir iktidar sistemi grubuna dâhil olduğunu ileri sürer. İnsan bedenini "biyopolitik bir gerçeklik", tıbbı ise "biyopolitik bir strateji" olarak nitelendirir ve tıbbın modern siyaset içinde hayati bir konumda olduğunu ileri sürer ve bu durumu sorgular. İnsanın biyolojik varlık olarak siyasallaşmasını ve modern toplumu biyopolitika ve biyotarih kavramları üzerinden açıklar ve biyoiktidar ile birlikte "egemen iktidarın simgelediği eski öldürme gücü, yerini artık titizlikle bedenlerin yönetimine ve yaşamın hesapçı bir biçimde işletilmesine bırakır" der. "Beden ve sağlık konusunda, ruhban sınıfının kullandığına benzer güçlerle donatılmış bir tıp mesleği miti"nden bahseder.

Sade Hayat: Beslenme, yaşam tarzı ve sağlıkta fıtri ayarlara dönüş

Benimsedikleri yaşam tarzını Sade Hayat olarak nitelendirenlerin ülkemizde yaygın bir harekete dönüştürdüğü bu akım beslenmesinden giyimine temizliğinden tıbbına kadar hayatlarına mümkün mertebe doğal olan, fıtrata uygun olan, vücuda ve doğaya zarar vermeyen unsurlara dayanıyor. Katışık, katkılı, sanayi imalatı, GDO'lu, koruyuculu her tür yiyecek ve maddeden kaçınıyorlar. Özbek asıllı bir hekim olan Aidin Salih'in geleneksel Doğu uygulamaları ile peygamberlerin tıp uygulamalarından yola çıkarak her şeyiyle doğal yöntemlerden yararlanmayı öngören bu usulün büyük ölçüde koruyucu hekimlikle bağdaşan bir de tıp uygulaması söz konusu. İnsan bedeninin yaratılış itibarı ile kendisini koruyacak nitelikte sistemlerle donatıldığı görüşünden hareketle hastalıkların çoğunu uzun süreli açlık tedavisi, organların detoksu, sülük ve hacamat, kan gruplarına göre beslenme ile vücudu asli ayarlarına getirerek iyileştirme görüşüne dayanan bir tıp anlayışı. Bu tıp anlayışı modern tıbbı da yarardan çok zarar verdiği, hastalıkları yanlış bir perspektiften değerlendirdiği, ilaca bağımlı yaptığı, hastalıkların sebeplerini tedavi etmek yerine belirtilerini geçirdiği, özel hastanelerin ticarethaneye dönüştüğü ve diğer tıp ekollerini baskıladığı gibi gerekçelerle eleştiriyor. Modern tıp mensuplarının küçümsediği bu tıp ve yaşam tarzı etkili uygulamaları nedeniyle yüz binlerce kişi tarafından benimsenmiş ya da denenmiş görünüyor. Bu zihniyeti benimseyenler modern tıbbın özellikle kimyasal ve ilaç uygulamalarından uzak durmanın yanında, sanayi toplumunun faydanın yanında yan zararları da olan tüm ürünlerinden uzak kalmayı tercih ediyor. Aslında modern tıbba karşıt değiller zira ona hiç ihtiyaç duymuyorlar.

İlk sağlıklı yaşam gurusu protestan vaizin teorisi

Modern tıbbın katı tedavileri, etkili ilaçları ve alternatiflerini küçümseyen tıbbi otoritelerine karşı Batı'da daha 19'uncu yüzyıldan itibaren itiraz getirenler çıkmaya başlar. Bunların çoğu -günümüzdeki benzerleri gibi- yan etkisi ve toksik içerikleri olmayan daha doğal yöntemlerden yararlanan yaşam tarzı değişiklikleriyle tedavi öngörmektedir. Hatta bu uğurda okullar açıp, dergiler çıkaranlar bile olur.

Modern tıbbın yöntemlerine kayda değer şekilde kafa tutanların ve sağlık alanında reforma girişenlerin ilklerinden biri Amerikalı vaiz ve diyetisyen Sylvester Graham olur. 1830 yılından itibaren "İnsan Hayatı Bilimi" adını verdiği yeni bir sağlık programına girişir. Bu sağlıkçı vaize göre insan hastalıklarının çoğu vücudu fazla uyaran besinlerden ileri gelmekte, bu tür gıdalar sinirler ve damarlar yoluyla vücudun diğer bölgelerinde rahatsızlıkları teşvik etmektedir. Vejetaryenlik tarihinin de figürlerinden biri olan Graham ve taraftarlarına göre ahlaken kötü olan aynı zamanda sağlıksızdır da. Bu teori özellikle vücudu ve organları fazlaca uyaran et, alkol, tütün, kahve, çay, beyaz un ve baharatlı yiyecekleri sebep olarak görmektedir.

Graham Journal of Health and Longevity (Graham Sağlık ve Uzun Ömür Dergisi)'ni çıkararak sağlıklı yaşam ilkelerini kitlelere yayan Graham günümüzde ister alternatif ister modern tıp uzmanı olsunlar sayıları mantar gibi artan beslenme ve sağlıklı yaşam gurularının da ilk ünlü örneklerinin başında gelir. Vejetaryen beslenmeye ek olarak gıda ve cinsellikte kısıtlama, kaplıca kürleri ve ölçülü yaşam tarzı vaaz eden Graham'ın Grahamites (Graham'cılar) adı verilen hayli yoğun bir takipçi kitlesi de oluşur. İnsanları orangutanlara benzeten Graham, buradan yola çıkarak primatların beslenme rejimi olan vejetaryenliğin insanlar için en sağlıklısı olduğunu ileri sürer. Günümüzdeki beyaz ekmek ve un karşıtlarının da ilk ilham kaynağıdır.

Tıbbın içindeki irlandalı Seamus O'mahoney: "Tıp bir ortaçağ kilisesine dönüştü"

Konvansiyonel tıbbı mensupları arasından da eleştirenler az değil. Bunların sonuncularından biri İrlandalı doktor Seamus O'Mahoney. Cork Üniversitesi Hastanesi'nde gastro-enteroloji doktoru olarak çalışan O'Mahoney'nin 2019 yılında yayınladığı kitabının adı aslında tıp hakkında ne düşündüğünü net olarak ifadeye yeterli: Can Be Medecine Cured (Tıbbı Tedavi Etmek Mümkün mü?). Bu kitabın alt başlığı da hayli manidar: The Corruption of A Profession (Bir Mesleğin Yozlaşması). O'Mahoney tıbbın da tıp mesleği camiasının da başkalarından önce kendisini tedavi etmesi gerektiğini düşünüyor. Ona göre bizzat tıbbın kendisi hasta durumda, mensupları da yozlaşma gibi bulaşıcı bir hastalıktan mağdur. Hastaların, hekimlerin ve dahi genel olarak toplumun tıp endüstrisi denilen yapının kurbanı, köleleri ve "enayi"leri olduğunu düşünüyor. 60 yaşındaki O'Mahoney'nin önemli eleştirilerinden biri de tıptaki ticarileşme ve tüketimi özendirmeye: "Tıptaki ticarileşme ihtiyaçlarıyla arzularını karıştıran ve çoğu zaman kendileri için gereksiz şeyler talep eden hastalar/müşteriler doğururken tıbbı bir meslek olarak değil de hizmet sektörü olarak gören doktorlar üretti." Kitabına başlık olarak seçtiği tıbbın tedavisi mümkün mü sorusuna ise pek de olumlu cevaplar vermiyor ve tıpkı Illich'in tıp endüstrisinin insanlara faydadan çok zarar verdiğini düşüncesine katılıyor. "1930 ile 1980 yıllarında tıp altın devrini yaşadı ve bu dönemde birçok hastalığı iyileştirilmesini ve tekniklerin geliştirilmesini sağladı. Ama bu altın çağ artık bitti" diyen İrlandalı hekim tıbbın günümüzde geldiği noktayı lafını hiç esirgemeden şöyle tarif ediyor: "Modern tıp artık Ortaçağ kilisesi gibi."

Hıristiyanlık bilimi tıp bilimine karşı-Christian Science: "Hastalık illüzyondan ibarettir, şifa dua ile gelir"

1821'de New Hampshire'da protestan mezhebine bağlı oldukça dindar bir ailede altı çocuğun en küçüğü olarak doğan Mary Baker Eddy hayatının büyük bir kısmını ciddi hastalıklarla mücadele ile geçirir. Öyle ki hayatı biyograflar tarafından "19'uncu yüzyılın sinir sistemi rahatsızlıklarının antolojisi olarak nitelendirilir. Az eğitim görmesine rağmen çok kitap okuyarak kendini yetiştiren Eddy, bilgisi ve karizması sayesinde etrafındaki dindar bir kitlenin manevi liderine dönüşür. Boğuştuğu sayısız hastalığı yüzünden birçok ilaç deneyen Mary nihayet spritüal şifa ile ilgili çalışmalara da katılır, sonra kendisi de bu tarz çalışmalar yürütmeye başlar.

1875'te Science and Health (Bilim ve Sağlık) adlı kitabını yazar. Christian Science adlı yeni dinî hareketin yol haritasını çizen kitap özetle hastalıkların sadece ibadet ve dua ile iyileşebilecek olan illüzyonlardan ibaret olduğu fikri üzerine kuruludur ve hâliyle hâkim tıp uygulamalarını ve anlayışını tamamen saf dışı etmektedir. Katışıksız maneviyatçı anlayışlarınca maddi varlık tamamen bir illüzyondan ibaret, hastalık ise fiziki bir sıkıntıdan ziyade zihinsel bir hatadır. Bu anlayışa göre "hastalar hekimler ve tıp tarafından değil sağlıksızlık ve hastalık yanılsamasına yol açan inançların düzeltilmesi için ibadet ve dua ile tedavi edilmelidir." Ancak bununla beraber modern tıp karşıtı kilise bağlılarını tüm medikal yöntemlerden mahrum bırakmaz. Kurulduğu tarihten 1990 yılına kadar tıbbi tedaviden kaçınma nedeniyle gerçekleşen yetişkin ve çocuk ölümleri nedeniyle pek çok kilise mensubunun takibata uğradığını da ilave edelim. 7 Pulitzer Ödülü kazanan Christian Science Monitor gazetesi bu kilisenin yayın organıdır.

Tıbbı dine dönüşmekle suçlayanlar: "Modern tıp köktenci bir din midir?"

İlginçtir dinle pek bağı olmayan modern tıbbı dine dönüşmekle suçlayanlar hiç de az değil. İnternete bakarsanız "Modern tıp din midir" konulu çok sayıda ciddi makale ile karşılaşırsınız hatta bazıları soruyu şöyle sorar: "Modern tıp köktenci bir din midir?" Modern tıp otoritelerinin "tartışılmazlıklarına" eleştiri getirenlerin sözcülerinden biri olan Amerikalı emekli eczacı Denis Miller'ın modern tıbbın dine dönüşmesi ve Katolik Kilisesi'nin kurumsal yapısı ile gösterdiği paralellik konusundaki tasviri kayda değer. Miller "Tıp Kilisesi"ni şöyle tasvir ediyor:

"Eczacıların birçoğunun tıbbın bazen dine benzediği görüşüne katılacağını düşünüyorum. Örneğin; size göre de hekimler beyaz önlükleriyle rahipleri, hemşireler rahibeleri, sıkça verdikleri haplar pazar ayinlerinde ağıza atılan ekmek pastilleri, hastalıkla mücadele günahla savaşı, büyük hastaneler katedralleri, sağlık kurumları kiliseleri, şapelleri ve medikal asistanlar, eczacılar, fizik tedaviciler gibi yardımcı tıp profesyonelleri rahip yardımcılarını andırmıyor mu? Tıp dilinde ve prospektüslerde kullanılan dil de ayinlerde kullanılan Latince değil mi? Doktorlar gerçek bilim adamları olsaydı rahiplerin "Tanrı'ya inanın, kiliseye güvenin" dedikleri gibi bize "Doktorunuza güvenin" ya da "Modern tıbba inanın" derler miydi? Her ikisi de eleştirel düşünceye kapalı olan modern tıp ve kilise birbirine çok benziyor. İlaç reklamlarını gördüğümüzde bunların korkutucu yan etkilerinin uzun listesini hatırlatan zihnimizi susturmamız gerekir. Ben de eczacı olarak tıp literatürünün dogmalarına tıpkı İncil gibi bağlı kalacak şekilde yetiştirildim ve bu kaynağa sırtımı dönersem aforoz edilip meslekten dışlanacağım çok açık. Kilisenin dogmalarını inkâr edenlerin sapkınlıkla yargılandığı gibi tıbbi literatüre karşı çıkanlar şarlatanlıkla suçlanmaz mı?"

Tıp camiası içinden bir uyarı: "Tıp insancıl özünü kaybediyor"

Başlıca eleştirilerden biri de tıp uygulamasının giderek mekanikleşmesi, insancıllıktan, şefkatten uzaklaşan bir mekanizmaya dönüşmesi, ticari boyutunun ön plana çıkması. Benzer görüşler modern tıptan şikâyetçi olan herkesin ortak kanaati gibi. Ancak bu konudaki tespiti bizzat tıp mensuplarına bırakmak daha insaflıca olur. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı mensubu akademisyenler Filiz Bulut ve M. Murat Civaner imzalı makalenin başlığı bile alana içeriden getirilen bir özeleştiri olması hasebiyle oldukça düşündürücü: "Modern Tıp İnsancıl Özünü Yitiriyor: Artık Hasta Yok, Hastalık Var!" İki tıp mensubu makalelerinde temel eleştiriyi şöyle özetliyor: "Hekimler gün geçtikçe uzmanlaşmakta ve Hippokrates'in "hastalık yok, hasta var" aforizmasının tersine yabancılaşmış bir tıbbın uygulayıcısı hâline gelmektedirler. Hızla gelişen teknoloji ve sürekli artan bilgi birikimi ile birlikte günümüzde "insancıl" tıp kavramından uzaklaşıldığı ileri sürülebilir. Ek olarak, günümüz tıbbına iş dünyası kavramlarının entegre edilmeye çalışılması ve sağlığın ticarileşmesi bu fenomen üzerine önemli etkilere sahiptir. Hasta-hekim ilişkisinin "tüketici memnuniyeti" kavramı üzerine kurgulanması ve değerlendirilmesi hekimlerin meslekleri ve hastalarına dair düşüncelerini etkilemekte, tıbbın geleneksel erdemlerinden uzaklaşılmasına yol açmaktadır. Bu süreçte hekimlere duyulan saygı ve güven azalmakta, hastalar sağlık sorunları için alternatif arayışlara yönelebilmektedir. Bu kaygı verici gelişmeler karşısında "insancıl tıp" anlayışına geri dönülmesi yaşamsal önemdedir."

Aşı karşıtı hareket: Dinî gerekçelerden bilimsel itirazlara

Tıbbın üzerinde ısrarla durduğu ve çocuklukta çoğu mecburi olan aşılara direnenler günümüzde hiç de az değil. Gerçi aşıları gereksiz ya da zararlı bulan aşı karşıtı hareketin geçmişi en az aşının keşfi kadar eskiye dayanıyor ancak bu eleştirel direniş hareketi özellikle Batılı ülkelerde yayılırken birçok ebeveyn de –başta kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşılarına karşı gelerek- çeşitli gerekçelerle çocuklarını aşılatmayı reddediyor. Konvansiyonel tıp otoritelerinin bu eğilime tepkisini ise vülgarize ederek şöyle özetlemek mümkün: "Aşılar özellikle koruyucu hekimlik açısından önemli. Bu tıp açısından çağ dışı, gerici bir tepkidir."

Aşı karşıtı hareketin kökleri 18'inci yüzyıla iniyor. Edmund Massey adlı bir pederin 1772'de verdiği bir vaaz sırasında yani çıkan aşıları "şeytan işi, tehlikeli ve günah" olarak nitelemesiyle başlayan aşı karşıtlığı John Williams adlı Massachusettes'li bir başka ateşli muhalif peder vasıtasıyla dönemin yeni dünyası Amerika kıtasına sıçrar. Başlarda teolojik gerekçelere dayanan aşı karşıtlığı zamanla politik ve hukuki gerekçelerle ve giderek daha rasyonel argümanlarla devam ederek bugünlere geldi. Birleşik Krallık'ta çocuklara aşı mecburiyeti getiren yasayla bu hareket 19'uncu yüzyılda teşkilatlı ve kurumsal bir yapıya da büründü ve ilk defa Londra'da Aşı Karşıtları Topluluğu ile örgütlü hâle geldi. Bazen dinî, bazen politik, bazen ticari bazen de şüpheci eleştirilerle bu anlayış ve aşı karşıtı propagandası dünyaya da yayılmaya başladı.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.