Cumhuriyet’in unuttuğu kadın: Fatma Aliye

İlk kadın romancımız, ilk kadın felsefecimiz, edebiyatımızda ilk kadın çevirmen olarak tanınan Fatma Aliye, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliğinden ilk kez bahseden romancımız olma özelliğini de taşımaktadır. Romanlarında resmi tarih tezlerine muhalefet eden, toplumda kadının yerini sağlamlaştırma gayretinde olan Fatma Aliye Hanım, Cumhuriyet döneminde adeta yok sayılmıştır.

Ayşe Kardaş SAYI:07
Cumhuriyet’in unuttuğu kadın: Fatma Aliye

Fatma Aliye (d. 22 Ekim 1862 İstanbul, ö. 13 Temmuz 1936 İstanbul ), soyadı kanunu sonrası seçtiği soyadıyla Fatma Aliye Topuz, tüm İslam coğrafyasının ilk kadın romancısı, felsefecisi, mütercimi ve kendisi için ilk monografi yazılan münevver şahsiyeti. Bu kadar değerli ilklerin kahramanı olmasına rağmen maalesef kendisiyle tanışmam resminin 50 TL'lik banknotların üzerine basılma kararı alınmasından sonra oldu. Kendisi hakkında okudukça onu tanımakta ne kadar geç kaldığımı fark ederken aslında Fatma Aliye Hanım'la genç nesiller arasına kurulan barikatların ne denli maksatlı olduğunu da bir kez daha idrak etmiştim.

Her gün yeni bir gerginliğe gebe ülke gündemimiz 2009 yılında bu sefer de Kemalist-ulusalcı cenah tarafından Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı bir gerici olarak addedilen Fatma Aliye Hanım'ın 50 TL'lik banknotlara resminin basılması kararı ile karıştı. Bu sefer gericilik dosyasına eklenen başlık Mecelle'nin de yazarı tarihçi Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı Fatma Aliye idi. Tartışmalar Fatma Aliye'nin gericiliği, Atatürk devrimlerine karşı çıkması hatta babasının da İslamcı bir şahsiyet olması çerçevesinde ateşleniyordu. Fatma Aliye'nin sureti daha paraya basılmadan resmin türbanlı olacağı yaygarası koparılıyor, bu da şeriatın adım adım getirileceği korkusu ile tutuşan 'endişeli modern' vatandaşların tedirginliğini artırmaya yetiyordu. Aslında bu tartışmalardan birkaç yıl evvel Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Uzak Ülke romanında Türk-İslam dünyasının bu ilk İslamcı kadın hakları savunucusunun biyografisini yazmıştı bile. Fatma Aliye'nin aynı zamanda adaşı da olan Barbarosoğlu, yedi sene süren araştırmadan sonra adeta Fatma Aliye'yi yaşayarak anlatmayı başarmıştı. İki Fatma'nın tek ortaklıkları isimleri değildi elbette. Her ikisi de tesettürlü idi. Ve bu da kopan yaygaranın en temel nedeniydi. Öyle ya, tesettürlü bir kadının ne denli başarılı olduğunun ya da savunduklarının ne önemi olabilirdi ki? Hem Fatma Aliye'nin tesettürlü olması, öz torununun dahi onu okumaktan imtina etmesine sebep değil miydi? (Tiyatro oyuncusu torunu Suna Selen kendisi ile yapılan röportajda anneannesinin hiçbir kitabını okumadığını söylüyordu). Sadece iki nesil arasındaki bu yabancılaşma nasıl tarif edilebilirdi?

Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa ile Adviye Hanım'ın kızı olan Fatma Aliye, 9 Ekim 1862'de İstanbul'da doğdu. Kendisi feminist olmamakla beraber Osmanlı'daki ilk kadın feministlerden Emine Semiye'nin ablasıdır. Kendisine özel bir eğitim verilmese de ağabeyi Ali Sedat Bey'in evde özel hocalardan aldığı dersleri dinlemesi sayesinde kendisini geliştirdi. Fransızca merakının ortaya çıkması üzerine ders alarak bu dili çok iyi düzeyde öğrendi.17 yaşında iken 1877-78 Osmanlı Rus harbindeki Plevne Savunması ile ünlü Gazi Osman Paşa'nın yeğeni Kolağası Faik Bey ile evlendi ve dört kızı oldu (Hatice, Ayşe, İsmet, Nimet).

Evliliğinin ilk 10 yılında ancak eşinden gizli olarak kitap okuyabilen Fatma Aliye Hanım, eşinin bu konudaki tutumunun değişmesinden sonra onun izni ile tercümeler yapmaya başladı. Eşinin ilk baştaki reddedici tavrının değişmesinde de Fatma Hanım'ın ne kadar etkin bir karakteri olduğunu anlıyoruz. Edebi yaşantısı, 1889 yılında Georges Ohnet'in Volonté adlı romanını Meram adıyla çevirmesi ile başladı. Bu romanı 'Bir Hanım' imzasıyla yayımlayan Fatma Aliye Hanım, bu başarısıyla babasının dikkatini çekmiş ve kendisinden ders alma olanağına kavuşmuştu. Devrin en ileri düzeydeki ilim adamlarından biri olan babası ile felsefi tartışmalara girmeye başlamış, babası ve babasının arkadaşlarıyla İslam felsefesi ve Batı felsefesi üzerine tartışmalara girecek düzeye ulaşmıştı. Bu çalışmalar ve tartışmalar sonucunda yazacağı felsefe kitabının içeriği de belli oluyordu. Babasıyla birlikte Aristoteles ve Platon ile İbn-i Rüşt ve Gazali'nin felsefelerini karşılaştırıyordu. 1904'te ilk felsefe tarihini yazdı. Thales'le başlayıp ilk çağ felsefesini anlattığı bu kitabın ikinci bölümünü İslâm felsefesine ayırdı. 'Bir Hanım'ın gösterdiği çabalar, ünlü yazar Ahmed Mithat Efendi tarafından Tercüman-ı Hakikat gazetesinde övüldü ve yazar kendisini manevi kızı kabul etti. Fatma Aliye Hanım, ilk çevirisinden sonraki çevirilerinde 'Mütercime-i Meram' takma adını kullandı.#Sayfa#

1891 yılında Ahmet Mithat Efendi ile birlikte Hayal ve Hakikat adlı romanı yazdı. Romanın kadın ağzından olan kısmı Fatma Aliye Hanım'ın, erkek ağzından olan kısmı Ahmet Mithat Efendi'nin kaleminden çıkmıştı. Eser, 'Bir kadın ve Ahmet Mithat' imzasıyla yayımlandı. Bu romandan sonra ikili uzun süre mektuplaşmış ve bu mektupları Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayınlanmıştır.

Fatma Aliye Hanım, 1892 yılında Muhadarat adlı ilk romanını kendi adıyla yayınladı. Bu romanında bir kadının ilk aşkını unutamayacağı inancını çürütmeye çalıştı. 1899 yılında yayınlanan Udi adlı romanında, Halep'te yaşamına tanık olduğu bir kadın udiyi anlattı. Bu kitapta mutsuz bir evlilik yapan Bedia'nın hikâyesini dönemine göre çok yalın bir dille anlatmıştır. Reşat Nuri Güntekin, edebiyata ilgisini güçlendiren yapıtlar arasında lalasından dinlediği romanlardan sonra Fatma Aliye Hanım'ın Udi romanını sayar. Eserlerinde kadın gözüyle evlilik, eşler arasındaki uyum, aşk ve sevgi kavramı, birbirini tanıyarak evlenmenin önemi gibi mühim konuları işleyen Fatma Aliye Hanım'ın diğer romanları Ref'et, Enin, Levayih-i Hayat adlarını taşır.

Fatma Aliye Hanım, edebi eserlerinin yanı sıra kadın sorunları ile ilgili de eser vermişti. Hanımlara Mahsus Gazete'de kadın sorunlarına ilişkin makaleler yazdı ve muhafazakâr görüşlerden kopmadan kadın haklarını savundu. 1892'de yayımlanan Nisvan-ı İslam adlı kitabında Avrupalı kadınlara İslam'da kadının durumunu anlattı. Romanlarında daha modern kadın kahramanlar yaratan yazar, bu kitapta, makalelerinde olduğu gibi, eski gelenekleri savunmuştur.

1893 yılında Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılan Bir Osmanlı Kadın Yazarın Doğuşu (Bir Muharrire-i Osmaniye'nin Neşeti) adlı kitap ününü artırdı. Bu kitap Ahmet Mithat'ın Fatma Aliye'yi anlattığı yazıları ve Fatma Aliye'nin doğrudan kendisini anlattığı mektuplarından oluşmaktadır. Fatma Aliye, mektuplarında bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme coşkusunu anlatır.

Fatma Aliye Hanım, Enin, Levayih-i Hayat adlı diğer romanlarında haklarını aramaya çalışan, para kazanan, erkeğe ihtiyaç duymayan kadın kahramanların öykülerini dile getirdi. Bu romanlarında çağına göre feminist olmaya çalışan bir tutum içindeydi.

Bu bakımdan ilk kadın romancımız, ilk kadın felsefecimiz, edebiyatımızda ilk kadın çevirmen olarak tanınan Fatma Aliye, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliğinden ilk kez bahseden romancımız olma özelliğini de taşımaktadır. Fatma Aliye Hanım için söylenebilecek bir başka şey de hakkında monografi yazılan ilk yazarımız olmasıdır. Ahmet Mithat Efendi onun hakkında Fatma Aliye Hanım Yahud Bir Muharrire-i Osmaniye'nin Neşeti (1893) adlı bir inceleme yazmıştı.

Birçok makalesi 'Mütercime-i Meram' imzasıyla yayınlandı. Nisvân-ı İslâm adlı anı kitabı Fransızca, İngilizce ve Arapçaya, Udi adlı romanı Fransızcaya çevrildi. Eserleri 1893 yılında Şikago'da, Dünya Kadın Kütüphanesi Kataloğu'nda sergilendi.#Sayfa#

Haremde değil selamlıkta

Fatma Aliye Hanım, düşünceleri ve yaşam biçimiyle ilk kadın hakları savunucularından biri olarak dikkat çekti. Kadın-erkek eşitliğini savunan Fatma Aliye Hanım, kadınların da çalışıp para kazanabileceklerini, kadınların da eğitim hakları olduğunu, boşanmalarda kadınların da söz hakkı olması gerektiğini savunmuştu.

Fatma Aliye Hanım'ın edebiyat dışındaki uğraşı alanlarından bir başkası ise yardım cemiyetleri idi. 1897 yılında, Osmanlı-Yunan Savaşı'nda yaralanan askerlerin ailelerine yardım amacıyla Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazılar yazdı, Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti adlı bir dernek kurdu. Bu dernek, ülkedeki ilk resmi kadın derneklerinden biridir. Fatma Aliye Hanım, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin (Kızılay) de ilk kadın üyesidir.

Fatma Aliye çocukluğundan beri babasıyla selamlıkta vakit geçirmeyi severdi. Erken yaşta yaptığı evliliğinde, babasıyla yaptığı fikri tartışmaları eşiyle yapamadığından dolayı aradığını bulamamış ve kendini geri çekmiştir.

Aristokrat, vakur, dik duruşundan ödün vermeyen, makaleleri Fransa'da, İngiltere'de, Amerika'da yayınlanan, buralardan röportaj ve ziyaret davetleri alan, kitapları Arapça, Fransızca ve İngilizceye çevrilen, Kızılay'ın (Hilal-i Ahmer) ilk kadın üyesi Fatma Aliye; Halide Edip'le, Şair Nigar Hanım'la, sonrasında Latife Hanım'la ilişkileri olan, tanınan, sayılan bir kadındı.

Annesiyle hiç uyuşamayan, hep uzak kalan Fatma Aliye'nin 'imtihanı' da ne tuhaftır ki kızlarından oldu. Onu en çok vuran da en küçük kızı İsmet'in Dame de Sion'da okurken "Hürriyete kaçıyorum" diyerek evden kaçmasıdır (1926). Kızının din değiştirip rahibe olduğunu öğrenen Fatma Aliye, babasından kalan tüm serveti kızının bulunması için tuttuğu dedektiflere harcar (Fatma Aliye, 1936'da ölene dek umutsuzca kızını arayacaktır). Evdeki kızı Nimet'in (ünlü tiyatro oyuncusu Suna Selen'in annesi Nimet Selen olacaktır daha sonra) kız kardeşinin durumu yüzünden nişanının bozulması, Fatma Aliye'nin duygularını asla dışarı vurmayıp içine gömülmesi, büyük kızı Hatice'nin bir kaza sonucu aklını yitirişi, diğer kızı Ayşe'nin, evine derse gelen hocasına âşık olarak kaçıp evlenmesi, bu yüzden evlatlıktan reddedilmesi… Müthiş bir dram!

Peki, tüm Müslüman kadınlardan kendini mesul tutan, kabul görmüş bir kadın yazarın kızları ile olan-olamayan ilişkisini nasıl görmek lazım? Kızı Ayşe, hocasıyla evlendi diye (Halide Edip'i bu noktada eleştirmiştir Fatma Aliye Hanım, ama kızı aynı şeyi yapmıştır) fakirliğe mahkûm eden, ama küçük kızı -rahibe de olsa- aramak için servetini tüketen, bu arada yanındaki kızıyla ilgilenmeyen bir anne… Hayatın garip ilişkiler denklemi içinde yerine oturmayan taşlar…

1914 yılında yazdığı Ahmed Cevdet Paşa ve Zamanı son yapıtıdır. Bu romanında Meşrutiyet sonrası siyasal yaşamı ortaya koymayı amaçlamıştır. Resmi tarih tezlerine muhalefet ediyor olması, edebiyat dünyasından dışlanmasına yol açmıştır.

1922'den sonra 'gönüllü' olarak unutuluşu seçer Fatma Aliye. Yazmaz, röportaj vermez, kimseyle görüşmez… Zaten İttihat ve Terakki ile Cumhuriyet dönemi de onu unutmaya çalışacaktır. (O kadar ki; ölmeden iki yıl önce öldü haberi çıkar gazetelerde). Muhaliftir Fatma Aliye. Her muhalif gibi, adı ne antolojilerde yer alır ne de edebiyat tarihlerinde.

Fatma Aliye tıpkı babası Ahmet Cevdet Paşa gibi gelenekselle moderni en doğru dozda harmanlamayı başarmıştır. Nasıl ki babası Ahmet Cevdet Paşa Mecelle'yi yazarken şeklen Batı prensiplerine bağlı kalırken özünde şer'i prensiplere bağlı kalmayı uygun görmüşse, Fatma Aliye de kadın haklarını savunurken geleneksel değerleri bu bağlamın dışında tutmamıştır.

Osmanlı kadınının, kimliğinden taviz vermeden, bağımsız, kendi ayakları üstünde duran, eğitimli bir kadın olması gerektiğini savunmuş, tüm ulemanın öfkesini çekse de çok eşliliğe karşı çıkmıştır. Bu yüzden torunu Suna Selen onun için "İlk feministlerdendi" demiştir. Ancak Fatma Aliye kendisini hiçbir zaman 'feminist' olarak nitelendirmemiştir. Kızlarıyla ilgili hadiseler nedeniyle sağlığı bozulan Fatma Aliye Hanım 13 Temmuz 1936 tarihinde İstanbul'da vefat etmiş, Feriköy Mezarlığı'na gömülmüştür.



Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN