Örümceğin biri (VI)

Saadet’in ölümünün ardından tüm ekip gece gündüz dur duraksız çalışmaya başlamışlardı. Ailesi, iş arkadaşları, okul arkadaşları yakın markaja alınmıştı. Herkesle teker teker görüşülmüş, her ihtimal üzerinde durulmuştu.

Şükran Erdoğan SAYI:06 / Ekim 2014
Örümceğin biri (VI)
-20 gün sonra-

New York'un gri bulutlu serin havasını özleyeceğini söyleseler Zehra'ya yine inanırdı da, bu kadarını tahmin edemezdi muhtemelen. Broad-way'in oldukça sesli sabahlarını bile özlediğine göre, burası artık bayağı evi olmuştu. Son iki haftadır hastanede sabahlayıp, üstüne gece yine uyuyamaması bedenine artık ağır gelmiş, sabaha karşı sızdığı hastane koltuğundan onu boş bir yatağa almalarına sebep olmuştu. Zehra'dan boşalan refakat koltuğunu dolduran Lauren doktorlardan malumat alıyor, ikide bir David'in odasına gidip onu kontrol ediyor, sonra da Zehra'ya uğramayı ihmal etmiyordu. Aradan geçen iki günün ardından ilk uyanan David olmuş, sorduğu ilk soru:

"-Burada mı?" sonra da:

"-Biliyor mu?" olmuştu.

Her iki sorusuna olumlu cevap alınca üçüncü sorusunu sormayı istese de soramamış, ama Lauren yine de cevaplamıştı:

"-Ve evet hâlâ burada."

Sonrasında da eklemeyi ihmal etmemişti:

"-Uyanmanı beklediği on uykusuz günün ardından yorgunluktan bayıldı artık. İki gündür uyuyor."

David her zamanki yan gülüşünü atıp -böyle güldüğünde gamzesi oldukça belirginleşir, düzgün beyaz dişleri dikkat çekecek kadar görünürdü-, yarı uykulu yarı uyanık haliyle mırıldandı:

"-Benim uyuyan güzelim."

Lauren başını iki yana salladı:

"-Asla akıllanmayacaksın. Zevzek zevzek konuşma da, iyileş artık. Hastaneler beni hasta ediyor. Daha fazla burada kalamayacağım."

Hemen yan odada bir hareket hisseden Lauren, Zehra'nın da uyandığını fark etti.

"-Ben bi Zehra'ya bakayım."

Odaya girdiğinde Zehra'yı yatakta oturuyorken, rengi benzi kaçmış şekilde buldu.

"-Hmm ben aslında hayaletlere inanmam, ama her an inanabilirim."

Zehra yerinden kımıldayacak mecali kendinde bulamadı. Ağır ve kesik kesik:

"-Burada olmamam gerekiyor. İstanbul'da bir cinayet davası üzerinde çalışıyordum. Oldukça genç ve güzel bir kadın. Öldürülmüş ve bir tepeye bırakılmış. Yüzü tülle örtülmüş... Aklımdan gitmiyor bir türlü… Burada olmamalıyım. -David'in- Bunu yapmaya hakkı yok biliyorsun değil mi? Hakkı yok."

"-Uyandı."

"-Öyle demek..."

Zehra yatağından kalktı, üstünü başını düzeltti, odasından çıktı. Ardına bakmadan hastaneyi terk etti. Broadway'deki dairesinin önünde taksiciye 5 dakika beklemesini söyledi.

İstanbul'dan gelirken yanına aldığı çantası on gündür kapının yanında duruyordu, onu aldı ve taksiye geri bindi. Havaalanına gitmesini söyledi. İstanbul'a giden ilk uçak iki saat 47 dakika sonraydı. Biletini aldı. Geçişini yaptı. 203 numaralı çıkışa gitti ve beklemeye başladı. 12 saat süren yolculuğun ardından, öğleden sonra saat 4 gibi İstanbul'daydı. Yeniden taksiye bindi.

Taksici "Nereye abla?" demeseydi, nerde olduğunun farkında bile değildi.

"Hm. Evet. Emniyete lütfen" diyebildi.

***

Saadet'in ölümünün ardından tüm ekip gece gündüz dur duraksız çalışmaya başlamışlardı. Ailesi, iş arkadaşları, okul arkadaşları yakın markaja alınmıştı. Herkesle teker teker görüşülmüş, her ihtimal üzerinde durulmuştu. Saadet'in ağabeyleri, kuzenleri, babası sırayla emniyete alınmış, her biri uzun saatler boyunca bekletilmiş, çapraz sorguya çekilmişler, bir kuzeni ve küçük ağabeyi iki gece nezarethanede bile kalmışlardı. Yine de Fahrettin Amir ve ekibi onları tutuklayacak somut bir delile sahip olmadıklarından ötürü serbest bırakmak zorunda kalmışlardı. Saadet'in bebek beklediği haberi aileye ateş gibi düşmüş, mahalleye yayılan dedikodu sonunda Saadet'in babası intihara teşebbüs etmiş, son anda kurtarılmıştı. Saadet'in annesi ise taziyeye gelen komşularının bile yanına çıkmıyor, kendisini kilitlediği odasından sadece ihtiyaç hâsıl olduğunda ayrılıyordu. Kocasının intihar haberi bile onu odasından çıkarmaya yetmemişti. Haberi verdiklerinde içeriden gelen tek ses; "Ölsün…" olmuştu. "Ölsün artık…"

Burak'ın muhbiriyle buluşmaya gittiği gece pusuya düşürülüp, iki hafta bilinci kapalı bir şekilde yoğun bakımda kalmasıyla birlikte, Murat tüm enerjisini Burak'ın üzerinde çalıştığı dosyaya vermişti. Burak'ın muhbirlerinin izini bulmuş, adreslerini, iş yerlerini, kimlerle iletişim halinde olduklarını, görüştükleri herkesi not etmiş, gizli buluşma yerlerine kadar onları takip etmişti. Aralarında eski çete arkadaşlarının ve beraber çalıştığı patronların da bulunması işini kolaylaştırmıştı.

Ekibe katıldığı günden bu yana umarsızlığı ve rahatlığıyla bilinen Murat, Feyza dışında herkesi şaşırtmıştı. Matruşka bebeği gibi içinde başka başka adamlarla yaşayan tek kişi Murat değildi aslında. Herkesin görünenin ardında bir de diğerlerine karanlık olan bir dünyası vardı. Öyle ki bazen bu ufak kadınlar ve adamlar kişinin kendisine bile karanlık kalabiliyordu. Feyza, Murat'ın bilinen ve görünen yanının haricindeki Murat'ı da bildiğinden -ve aslında öyle olmasını da çok istediğinden- ona dair umudu hiç tükenmedi. Ama ne yazık ki Murat kendini görmezden gelen biriydi ve içindeki o adamlar arada sırada kendilerini gösterse de, Murat yine hayatı umarsızca yaşıyordu... Ve hep öyle kalacaktı.

Diğer yandan Burak'ın hastanede oluşu, Zehra'nın New York'a geri dönüşü, Murat'ın tüm vaktini Burak'ın dosyasının üzerinde çalışarak harcaması ile Saadet'in katilini arayan tek kişi Feyza kalmıştı. Işıl ve Fahrettin Amir ile birlikte tüm cinayetlerin arasında bir bağlantı aramışlar, zor da olsa diğer iki maktulün de nadir de olsa kıyafetlerini özel olarak diktirdikleri bilgisine ulaşmışlar ve her üç genç kızın ortak noktasını moda evi olarak almışlardı. Moda evinin son 5 yıldır tüm çalışanları gözaltına alınmış, hepsi uzun uzun sorgudan geçmiş ve son olarak katilin moda evinin şefi Gülten Hanım olduğu kanaatine varılmıştı.

Gülten Şef 72 saatlik bir sorgunun ardından kızlara dair hatırladıklarını tüm detayları ile vermiş, her ikisine de beyaz bir elbise diktiğini, bu işlem esnasında kızlarla oldukça yakınlaştığını, onların kendisini yakın arkadaş gibi gördüğünü anlatmıştı. Aslında Saadet'in ölümüne dair bazı detayları duyduğunda, Gülten Şef de diğer cinayetler arasında bir ilişki kurduğunu, fakat bu bilgiyi polisle paylaşmadığını sorgu esnasında söylemişti. Sebebin de, üçünün de Gülten şefi tanıyor olmasının kendisine bile garip geldiğini ve kendisinin suçlu olmadığına kimseyi ikna edemeyeceğini düşünmesi olduğunu belirtmişti.

Fahrettin Amir, dosyada katil olarak Gülten'i yazmış, şefi savcılığa sevk etmiş, açılan mahkemede Gülten delil yetersizliğinden dolayı serbest bırakılmıştı.

Tüm bu olup bitenin ardından, dosya kapandıktan sonra Zehra ancak gelebilmişti. Geçirdiği uzun ve yorucu uçak yolculuğunun ardından son üç saatini de yolda geçirdikten sonra sonunda emniyete vardı. Ekipten kimseye rastlayamayınca direkt odasına gitti. Fahrettin Amir Zehra'nın sandalyesine oturmuş çizdiği resimlere bakıyordu. Arkasında birinin olduğunu hissedince döndü. Zehra kapıya yaslanmış ona bakıyordu. Fahrettin Amirin anıları yine Zehra'nın yüzüyle birlikte gelmişti.

"-Seni her gördüğümde, Zeze kızım…"

"-Babamı hatırlıyorsun."

"-Evet."

"-Ve Nergis ablayı dolayısıyla."

Fahrettin Amir cevap vermedi.

"-Şef Gülten'i tutuklamışsınız Fahrettin amca."

"-Evet."

"-Hangi delille?"

"-Maktullerin hepsi modaevinde özel elbiseler diktirmişler. Hatta ilk iki maktulün elbiselerini Gülten Şef bizzat kendisi dikmiş. İtiraf etti."

"-Ve siz de bunun üzerine katilin Gülten olduğuna karar verdiğiniz?"

"-5 yıldır araştırıyoruz kızım. Başka ortak bir nokta bulamadık. Yok da zaten. Arama boşuna. Katil Gülten."

Zehra içeriye girmiyordu, ama gitmiyordu da. Başını öne eğdi, yerde bir noktaya gözlerini dikti, kaşları çatık.

"-Kabul etmiyorsun."

Zehra "Nerden anladın?" manasında bir bakışla Fahrettin Amire baktı.

"-Çocukken de böyleydin. Annen ya da baban sana bir şey söylediğinde ve sen onu yapmak istemediğin zaman aynen böyle bir yere bakar ama bir şey de söylemezdin. Senin sükûtun ikrardan olmadı hiçbir zaman."

"-Burak nasıl?"

"-İyileşmeye başladı. Düzelecek inşallah. David nasıl?"

"-Uyandı. İyileşecek dedi doktorlar."

"- Ben gidiyorum kızım. Sen de çok kalma buralarda. Katili bulduk, basına ilanı yaptık, dosyayı kapattık. Bak sen bile resimlerinde katili bir kadın olarak çizmişsin. Bu sefer senin düşündüğün gibi değil. Resimlerini de indir artık. Dosya kapandı, kabul et. Tamam mı?"

Zehra yere baktı, kaşları çatık.

Fahrettin Amir gülümsedi.

"-İnatçı keçi. Hadi iyi geceler kızım."

"-İyi geceler Fahrettin amca..."

***

Zehra eve vardığında saat gece 01.13'ü gösteriyordu. Son beş gündür kahveyle ayakta durduğunu fark etti. Uzun süren bir banyonun ardından, önce namazını kıldı sonra da mutfağa geçti. Mutfaktaki müzik çalarını açtı. Rostropovich, Bach'ın Çello Suiti'ni çalıyordu. Fahrettin Amiri her gördüğünde babasını görmüş gibi oluyordu Zehra. Bir acı nasıl oluyor da yıllar boyunca tazeliğini koruyabiliyordu? İnsan unutkan değil miydi? Unutmuyor muydu? Zehra bu acıyı neden unutmuyordu? Ocağı yaktı, boş bir tava aldı ve ateşin üzerine yerleştirdi. Tava iyice ısındıktan sonra bir avuç çörek otunu tavaya serpti. Yanan taneler mutfakta tütmeye başladılar. Tüm evi kaplayan koku Zehra'yı ferahlattı. Mutfaktaki sandalyesine rahatlamış bir şekilde kendisini bırakan Zehra'nın, oturmasıyla yerinden fırlaması bir oldu:

"-Guérart!"

Evin tüm köşelerini koşarak gezdikten sonra, Guérart'ı oturma odasında bulan Zehra bu sefer daha büyük bir çığlık attı:

"-Aman Allah'ım Guérart! Bu kadar büyümüş olamazsın!"

Guérart neredeyse Zehra'nın eli kadar olmuştu. Evdeki hareketi fark edip olduğu yerden kımıldamayan Guérart ise kendince kendini kamufle ediyordu.

"-Boşuna kamuflaj yapmaya çalışma. Berrak gökyüzündeki ufak ama yine de kara bulut gibisin. Kapkara! Ne yaparsan yap ayan beyan görünüyorsun! Aman Allah'ım! Ne yedin de büyüdün bu kadar! Biz seninle… Ben seninle ne yapacağım şimdi?!"

Yaşadığı şaşkınlığa rağmen, Zehra yine de Guérart'ın yeni haline çabuk alıştı.

"-Pekâlâ Guérart. Benim odamdan taşınıyorsun ve oturma odasına geçiyorsun. Ayrıca misafirlerim geldiği zaman da ağından iki santim kıpırdadığını görmeyeyim. Hadi bakalım!"

Oturma odasındaki büyük antika sehpanın üzerindeki kandilleri yaktı. Çizdiği resimleri yan yana masanın üzerine dizdi. Tüm çizimleri birleştirdiğinde çok büyük bir örümcek ağı oluşuyordu. Örümceğin olduğu yer önce boş bırakılmış, sonradan ise bir kadın eli çizilmişti. Fahrettin Amir bu eli görünce, katilin Gülten olduğuna iyice kani olmuş, basına gerekli açıklamayı yapmış ve dosyayı kapatmıştı.

"-Hayret bir durum değil mi Guérart? Ben burada yokken sen 10 katın kadar büyüyorsun, Burak ölüm kalım savaşı veriyor, Murat duyarlı gerçek bir dost haline geliyor. Feyza mesleğe geri dönmek için istifasını veriyor, Fahrettin Amir Nergis'e rağmen yine bir şekilde hayatına devam edebiliyor. Tüm bunlar birden nasıl olabilir böyle?

Katil de Gülten'miş. Hani şu şef olan! Dosya kapandı. İnanabiliyor musun? Onlar için tabii..."

Guérart bir saniye sürmeyen bir zamanda tavana tırmandı ve yeni evini örmeye başladı. Bu sefer daha hızlı ve mahir görünüyordu işinde. Tavanın köşesindeki sarı ağ, ince ve beyaz bir kadın elindeki altın yüzük gibi parlıyordu.

"-Hm. Çekil bi bakayım. Aha harikasın! Her bir sıra nasıl da birbirinden bu kadar farklı… Ama daha yakından bakınca aslında aynı. Yani Guérart, daha da yakından bakmalıyım, öyle mi?"

Guérart ağına yerleşti. Yeni yerini sevmişti belli ki. Zehra gülümsedi.

"-Bak ne güzel anlaşıyoruz seninle biz. İyi geceler Guérart. İyi geceler..."

Zehra yeniden incelediği eskizleri oturma odasının duvarına astı. Kalemlerinin olduğu dolabını açtı. Kapağın ardındaki aynada kendini gördü. Avurtları iyice çökmüş, yüzü solgunlaşmıştı. Dağınık bıraktığı saçlarını bir fırça ile topladı. Fırçaların hemen yanında bir çift küpe gözüne çarptı. David Zehra'nın zaman zaman küpeleri incelediğini fark etmiş, takmayı sevip sevmediğinden emin olmasa da ona bir hediye almak istediği zaman, aklına ilk küpeler gelmişti. Bunun üzerine ona kırmızı taşları olan oldukça şık bir çift küpe almıştı. Zehra küpeleri eline aldı, takıp takmamakta tereddüt etse de, yine de yavaş yavaş kulağına geçirdi. Aynada tekrar kendine baktı. Sonra aceleyle küpelerini çıkarıp, dolabın kapağını örttü. Bu sefer odasına gidip annesinin küpelerini buldu. İnci küpeler onu bir şekilde sakinleştiriyor, içine huzur veriyordu. Annesinin sabahlığını da üstüne alıp, yeniden oturma odasına geçti. Çalan müziği kapattı, yerine son aldığı No Clear Mind'ın albümlerinden birini yerleştirdi. Bir yandan çalan müziğe mırıldanarak eşlik ederken, diğer yandan yeni bir eskiz çiziyordu.
"-spend my evenings down the riverside... my favorite place when you're not here…"
SON
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN