İki ile üç arasında

Bu hikâyede yer alan hiç kimse suçlu değil, hiç kimse masum değil, hiç kimse şeytan değil, hiç kimse melek değil. Bu roman yalnızca aşka ‘düşen’ ve ona karşı koyamayarak oradan oraya sürüklenenlerin hikâyesini anlatıyor. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi.

Turgay Bakırtaş SAYI:15 / Temmuz-Ağustos 2015
İki ile üç arasında
"Yeterince yaşa ve nefret ettiğin şeye dönüştüğünü gör." Bu cümleyi yıllar evvel bir kitapta okumuştum. Ancak hangi kitaptı, kime aitti, alıntı mıydı yoksa özgün içerik miydi hatırlamıyorum. Hatırlatmasını umduğum sanal mecralar da bugüne değin yardımcı olmadılar. Aslında zihnimin bir uydurması olduğuna karar verip "Bu söz bana ait!" deyinceye kadar hatırlama çabalarıma devam edeceğim.

Bana bu cümleyi tekrar hatırlatan, Fransız yazar Andre Maurois'in 1928'de yayınlanan romanı İklimler'in başkarakteri Philippe Marcenat oldu. Daha çocukken zihninde yarattığı 'kusursuz sevgili' idealine, dolayısıyla arzuladığı mutluluğa kavuşması çok vaktini almayan Philippe'in, yine bu ideal tarafından zehirlenişini ve yok oluşunu okurken yeniden aklıma düşmesi boşuna değil.

İklimler bir aşk hikâyesi. Daha doğrusu kesişim kümesinde Philippe'in yer aldığı üç kişilik iki aşk hikâyesi. İlk yarısında Isabelle'e yazdığı mektup dolayısıyla Philippe'in ağzından Odile; ikinci yarısındaysa Isabelle'in ağzından Philippe anlatılıyor. Her bir karakterin (ama en çok da Philippe'in) ağır ve bunaltıcı dönüşümünün yıllara yayılan hikâyesinde kendimizden bir şeyler bulmamak için aşktan uzak bir ömür yaşamış olmak gerekiyor.

Philippe, ilk gençlik çağındayken Küçük Rus Askerler isim