Savaşın öteki esirleri: Mülteci kadınlar

Suriye'de yıllardır sürmekte olan savaş, bizim için de insalığımızı sınama mücadelesine dönüşmüş durumda. Savaş her zamanki gibi en çok kadınları ve çocukları etkiliyor. Suriyeli genç kızlar, mülteci olarak sığındıkları ülkelerde tacizle ve zoraki evliliklerle karşılaşıyorlar. Ailelerini kurtarmak adına kendilerini 'feda' eden genç kızlar için evlilik, yuva kurma anlamını çoktan yitirmiş.

Nurhayat Kızılkan SAYI:03 / Temmuz 2014
Savaşın öteki esirleri: Mülteci kadınlar
Beşeri veya tabii bir felaket olduğunda, insanların evlenme ve çocuk doğurma yoluyla geçmişlerini unutmak istediklerini 1999 depremi sonrası gözlemlemiştik. Suriyeli kadın mültecilerin evlenme haberlerine de böyle bakmaya çalışıyorum ama nafile! İnternetteki, 'Evlenmek isteyen Suriyeli bayanların videoları' şeklindeki haberler bana hiç de insani ve tekin gelmiyor. Bir çorba çeşidi olarak bildiğimiz, aslında Suriye ve Türkiye arasında mutsuz bir hayat sürmüş gerçek bir kişi olan 'Ezo Gelin'lerin artmasını hiç istemiyorum! Bu amaçla da Suriyeli göçmenlerin kalış süreleri uzadıkça ortaya çıkan konular nelerdir diye araştırmak üzere bu makaleyi ele aldım.

Suriye'de çatışmalar başladıktan bir ay sonra, 2011 Nisan ayında ülkemize ilk mülteci grubu geldi. Halen 21 kampta, 200 binden fazla; ayrıca kamplarda yaşamak istemeyip şehirlere gelen, bir kısmı kayıtlı, bir kısmı pasaportsuz giriş yapmış tahmini 700 bin mülteci olmak üzere topraklarımızda toplam 1 milyon civarında Suriyeli mülteci olduğu söyleniyor. İlk göze çarpan şeylerden birisi, mültecilerin yarısından fazlasını kadınlar ve çocukların oluşturması. Bunun nedeni ise erkeklerin savaşıp birçoğunun da ölmesi.

Suriye'de 3 yılda 2,5 milyondan fazla kişi ülkesini terk etti ve bunun yok denecek bir kısmı Batı ülkeleri tarafından kabul edildi! Göçmenlerin tamamı komşu ülkelere (Lübnan, Mısır, Irak, Ürdün ve Türkiye) sığındı. Bu ülkeler ve Türkiye uzun müddet 'açık kapı' politikası uyguladılar. Son dönemde ise sınır geçişlerini zorlaştırdılar. Türkiye, Suriye tarafında, sınıra yakın kamplarda yardım etme politikasına ağırlık vermeye başladı. Sığınmacıları 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne göre mülteci olarak tanımıyor, 'misafir' statüsü altında barındırıyoruz. Bu 'misafirler', 'geçici koruma' statüsü ile sınır illeri olan Hatay, Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa'da; sayının artması sonrasında ise Kahramanmaraş, Adıyaman, Osmaniye, Adana, Mardin ve Malatya illerinde de oluşturulan çadır veya konteyner kentlere yerleştirildiler. Türkiye'nin mülteci kampları övülüyor hatta dünya kamp standartlarını değiştirdiği söyleniyor. Ancak yemek ve barınak iyi olsa da, çeşitli ayrımcılıklara uğrayabilecekleri korkusuyla yahut geniş ailelerin küçük bir konteyner veya çadırda çeşitli sıkıntılar yaşaması sebebiyle; kimi mülteciler, ne kadar kötü ve tehlikeli olursa olsun dışarısını tercih edebiliyorlar.
#Sayfa#
İtaatkâr kızın hayatını kurtarmak

Suriyeli genç kadınlar, savaş şartlarında en savunmasız kişiler. Türkiye dışında Ürdün, Lübnan gibi ülkelerdeki Suriyeli mülteci genç kızların zengin Körfez ülkelerinden gelen erkeklerle çaresizlikten kısa süreli nikâhlanmaları ve bunların fuhuşa varan sonuçları medyaya yansımış durumda. Savaş uzadıkça, evlilikleri ayarlayan kuruluşlar ortaya çıkmış, evlilik simsarları peyda olmuş. Türkiye'de de bu tür girişimlerin örneklerini sosyal medyadan biliyoruz.

Göçle birlikte, sadece göç eden değil göç edilen toplum da değişmeye başlıyor. Örneğin; Suriyeli sığınmacıların Kahramanmaraş'a gelip çadırlara yerleşmesinin ardından, Urfa'nın Akçakale ilçesinden kulaktan kulağa, Suriyeli bir kadın ile evlenen erkeğe devletin ciddi miktarda maddi yardım yaptığı dedikodusu yayılıyor. Bunun üzerine Şanlıurfa'daki Sosyal Yardımlaşma Vakfı'na yoğun telefonlar gelmeye başlıyor. Öte yandan farkındalığı oldukça artmış Türkiyeli kadınlardansa, 'dil bilmez, yol bilmez', Suriyeli 'ucuz' ve 'itaatkâr' kızın 'hayatını kurtarma' fikri bazılarına cazip geliyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Kasım 2013 raporunda, Lübnan'a sığınmış Suriyeli kadın mültecilerin, Lübnanlı işverenler, ev sahipleri ve hatta yardım dağıtan görevliler tarafından tacize uğradığını bildirmiş. Erken veya zoraki evlilikler, istismar ve fuhuş tehdidi mültecilerin sığındığı tüm ülkelerde yaşanıyor. Birçok uzman, Türkiye'nin Suriyeli mülteciler için belki de en iyi ülkelerden biri olduğunu söylüyor ama buna rağmen kadınlar Türkiye'de de aynı sorunlarla karşılaşıyor. Yaşça büyük erkeklerle para karşılığında evlenmeye zorlanmış birçok Suriyeli kız olduğu söyleniyor. Bu durum, genellikle maddi destek sağlayacak bir baba veya ağabeyin olmadığı ailelerde yaşanıyor.

Türkiye'de 18 yaşından küçüklerin evlenmesine izin verilmediği için, reşit olmayan kızlarını para karşılığı yaşça büyük adamlarla, gizlice kıyılan dini nikâh ile kendilerince 'evlendirdiğini' sanan aileler, bir müddet sonra kız geri gönderilince yaptığı yanlışı görüyor. Örneğin Reyhanlı'da buna benzer olaylar olmuş. Mültecilerin barınaklarının küçüklüğü, aile içi şiddeti de artırıyor, üstelik ensest vakalarının da görülmeye başlandığı söyleniyor. Kızların birçoğu, kendilerini feda edip evlenerek, bu şartlar altında mücadele eden ailelerine bir nevi borçlarını ödüyorlar!
Çalışmayı deneyenlerin durumu da çok farklı değil. Bir şekilde iş bulabilmiş kadınlardan, işverenlerin ve çevredeki erkeklerin faydalanmaya çalışması, kadınlar için mülteci olmayı erkeklerden çok daha zor kılıyor.
#Sayfa#
Peki, bu durumda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ne yapıyor? Türkiye sadece barınma, beslenme ve güvenlik alanında yardımda bulunmakla kalmıyor. Bakanlık aracılığıyla travma, yas süreci, stres gibi sosyal ve psikolojik sorunların en aza indirgenmesi için destek çalışmaları da yürütülüyor. Erken yaşta evlilik ve zorla evliliğe karşı, mülteci kadınlara destek sağlıyorlar. Özellikle eşi, çocuğu Suriye'de savaşa katılan kadınlar tespit ediliyor ve gerekli psikolojik destek sağlanıyor. Kamplardaki kadınların büyük bir kısmı, toplum baskısına veya rahatsız edici davranışlara maruz kalıp kalmadıkları sorulduğunda bu tür olaylarla karşılaşmadıklarını ifade etmişler, ancak kamp dışında yaşayan ailelerin ve yalnız kadınların bu tür olumsuzluklar yaşadıkları bilgisi de mevcut.

Bakanlık ayrıca, Suriyeli gönüllü öğretmenler ile birlikte toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konusunda, Suriyelilerin farkındalıklarının artırılması ve hizmet sunan personelin kapasitelerinin geliştirilmesi için toplantılar düzenliyor. Öte yandan, özellikle kamp dışında kalan kadınlara yönelik Arapça bir broşür bastırılmış. Broşürde; Türkiye'de kadın hakları, evlilik yaşının 18 olduğu, resmi nikâhın zorunluluğu, evlilik içi tecavüzün, kadına yönelik ve aile içi şiddetin suç olduğu, şiddet durumunda başvuru mekanizmalarının neler olduğu anlatılıyor.

Yeterli mi? Elbette ki değil. Özellikle kamp dışındaki kadınlar için destek mekanizmalarını öğretmek konusunda özel çaba gerekiyor. Ayrıca çocukların, özellikle de kızların eğitim sistemi içine alınması gerekiyor. Çünkü okula devam edemeyen Suriyeli kız çocuklarına 'talip çıkma' ve vaatler ile gelenler yüzünden kız çocukları evde hapis hayatı yaşıyorlar.

Kamp dışındakilere yönelik kamu politikaları geliştirmek zorunluluğu da var. Türkiye'nin mevzuatında kitlesel göçler ve acil insani yardım halleri için kanun maddeleri yeterli değil. Öncelikle, kayıtsız tüm Suriyelilerin Valiliklerce kayıt masaları kurularak kayıt altına alınması gerekli. Türkiye'nin sadece siyasetini ve kamu politikalarını değil, insani yardım ile ilgili uygulamalarını da mültecilerin çok etnisiteli ve çok dilli yapısına uygun hâle getirmesi gerekiyor. Ayrıca, Arapça broşürlere ilaveten, halkı bilgilendirecek ve ötekileştirmeyi önlemeye yönelik kısa filmler ve kamu spotları da bu insanlara ulaşmak için iyi bir yöntem olabilir.
#Sayfa#
Türkiye umut oldu

Son 10 yılda, afet öncesi ve sonrası konusunda tecrübeler biriktiren Türkiye, göçmen politikaları ve bunların tatbik edilmesi konusunda önemli bir sınav veriyor. Uluslararası toplumda, Türkiye'nin bu sınavdan iyi notlarla geçtiği konusunda bir mutabakat var. Ancak toplum olarak kendimize sormamız gereken sorular var: Ne zaman biteceği bilinmez bir 'misafirliği' yaşayan bu 'Tanrı misafirlerine' karşı tutumumuz nedir? Öncelikle itiraf etmeliyiz ki, hepimiz onları yargılamaya hazırız.

Göç eden tüm toplumlarda olduğu gibi göç olgusu, emniyet duygusunun yok oluşu ve belirsizlik demek. Ayrıca göç, hem göç eden hem de göç kabul eden toplum için yerleşik ilişkileri bozan sonuçlara yol açabilir. Bazı toplumsal rahatsızlıkların yeni gelenlere bağlanması gibi bir temayül de oluşabilir. Yani zamanla, ötekileştirmelerin başlaması kaçınılmaz. Çünkü her kötü giden şeyden mesul tutulacak bir 'öteki' gelmiştir. Mesela Diyarbakır'da hırsızlık ve kapkaç olaylarının artışından, "Eskiden yoktu" diye söz ediliyor. İstanbul'daki durum, "Belki de Suriye'nin tüm dilencileri buraya gelmiştir" dedirtiyor. Bütün bu emarelere bakmamız ve Suriyeli göçmenlere yönelik işlenecek suçlara, oluşabilecek bir ötekileştirme furyasına izin vermememiz gerekiyor. Değişim halindeki Türkiye medyasının da mevcut siyasi kutuplaşma içinde kendine yarayacak şeylere odaklanan yayın anlayışını sorgulaması, sığınmacıları ötekileştiren ve hedef haline getiren veya onları araçsallaştıran haber dilini değiştirmesi gerekiyor.

Öte yandan, bugüne kadarki mülteci politikamız yalnızca Batı ülkelerinden gelenlere açık bir devlet politikası idi. Doğu'dan gelen bir göç dalgasına kapılarını açmış bir ülke olarak Türkiye, verdiği bu emeklerin semeresini Orta Doğu coğrafyasında gelecekte başka türlü anılmaya başlayarak alacaktır. Çünkü en başta can güvenliğini Türkiye'ye borçlu olan bu insanlar, sadece fiziki alışverişte bulunmuyor, kültür alışverişinde de bulunuyorlar.

Aynı zamanda insanlığa olan umudu artıran bir şey yapıyoruz. Çünkü zengin Batı ülkeleri dâhil pek çok ülke konuya duyarsız, yardıma isteksiz. Sonuç olarak, bu olaydaki performansımızla, depremde afetlere dair edindiğimiz tecrübelerimizi sergileyebiliyoruz. Öte yandan, ırkçılığa varacak kadar göçmen karşıtlığı yapan bir iç muhalefet gelişmiş durumda ve mültecilerden, özellikle de kamplardan gelebilecek kötü haberleri satın almak için yurt içi ve yurt dışında hazır bekleyen bir müşteri kitlesi de var. Ancak zaman geçip de geriye bakıldığında, verilen bu hizmetler, halkların hafızasında duran gerçek tarihte yerini bulacaktır.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN