Şehirler gündeme terörle değil, basketbolla gelsin istiyoruz

Bütün gençlerimizi hiç ayırt etmeden basketbolla buluşturmak istiyoruz.

Meryem İlayda Atlas SAYI:32 / Şubat 2017
Şehirler gündeme terörle değil, basketbolla gelsin istiyoruz

Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı ve Cumhurbaşkanı Spor Başdanışmanı Hidayet Türkoğlu ile Türkiye'de basketbolun dünü, bugünü ve geleceği üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Gençleri basketbol konusunda bilinçlendirmenin ve güçlendirmenin bir yolunun da; "Milli takımda forma giyen gençlerin sayısını artırmaktan ve ülkelerini temsil etmek adına onlara şans vermekten geçtiğini" belirten Türkoğlu, bütün bunların gerçekleşmesi için "altyapılara daha fazla odaklanmak ve beklenti noktasında biraz daha sabırlı olmak" gerektiğini vurguluyor.

Türkiye, genç yeteneklerin keşfedilmesi ve çocukların basketbola başlama süreci konusunda kurumsal olarak yeterince yapılanmış durumda mı? Ne kadar çocuğa ulaşma hedefindesiniz?

Federasyon olarak amacımız, imkân olduğu kadar çok gence ulaşabilmek. Yani sayı olarak 50 bin çocuğa ulaştık, tamamdır diye bir düşüncemiz yok. İstiyoruz ki bütün gençlerimizi hiç ayırt etmeden basketbolla buluşturalım. Yedi yaşına kadar olan dönem, çocukların gelişimini tamamladıkları bir dönem olduğu için, disiplinli bir spordan ziyade enerjilerini atmak amaçlı yönlendirilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Basketbola başlamak için 8-10 yaş ideal bir yaş. Zamanla bu çocukların içlerinde daha uzun olanları, spora daha yatkın olanları profesyonel olmaya yönlendirebiliyoruz. Bu yaş aralığında basketbolu seven ve basketbol oynamak isteyen bütün çocukların bu sporla buluşması için gerekli altyapının ve eğitim imkânlarının yaygınlaşması için çalışıyoruz.

Büyükşehirlerde, belediyelerin mahalle aralarına koydukları ve tesis olarak kullanılan sahalar var. Bu imkânlar her mecraya, her köye, her uzak yere ulaşmış mıdır? Yeterli bir düzeyde miyiz bu konuda sizce?

Üzülerek belirtmeliyim ki, şu an değil. Sayın Cumhurbaşkanımızın da bizlerden; "Potasız okul kalmasın" şeklinde bir isteği var. Bu isteğin yerine gelmesi ve basketbol oynamak isteyip de fizikî yetersizlikler yüzünden bundan mahrum olan kimsenin kalmaması en büyük amacımız.

Bir hedef var mı yahut bir yol haritası?

Öncelikle kendi altyapılarımıza destek vermek istiyoruz. Şuan 6 bin civarında sporcumuz var. Bu sayıyı her geçen yıl daha da artırmak ve dört yıl içerisinde asgari dört-beş katına çıkarmak istiyoruz.

Siz aynı zamanda Cumhurbaşkanı Spor Başdanışmanısınız. Bu pozisyonunuz sebebi ile nasıl tepkiler aldınız ve Cumhurbaşkanımızla ilişkiniz nasıl başladı?

Ben ülkemi ABD'de temsil ederken ve milli takımın kaptanlığını yaparken, o dönemlerde başbakandı Cumhurbaşkanımız, doğal olarak kendisiyle her zaman bir ilişkimiz söz konusu oldu. Bizleri her zaman destekledi, hep diyalog halindeydik. Cumhurbaşkanımız hem sporu seven hem de sporcuları destekleyen birisi. Sporculuğun dışında insan olarak da belli bir noktada, hem Sayın Cumhurbaşkanımızla hem de Hanımefendi'yle ünsiyet kurduysam ne mutlu bana. Cumhurbaşkanımız hiçbir zaman hiç kimseye hele de milli bir sporcuya asla mesafe koymaz ama siz kendi kendinize mesafe koyup, bunun eleştirisini yapıyorsanız o zaman başka. Mesela bir örnek vereyim, Cumhurbaşkanımız, Arda Turan'la yahut Kenan Sofuoğlu'yla da diyalog halinde her zaman. Bunun dışında ülkesini temsil etmiş, gururumuz sayılabilecek herkesle diyalog halinde. Diğer spor dallarındaki sporcuları da destekliyor. Olimpiyatlarda madalya almış, olimpiyatlara katılmış sporcuları da arayıp tebrik ediyor. İnsanlar olaylara biraz da böyle bakmalı diye düşünüyorum.

Ülkemizde çocuklar, terör örgütleri tarafından kullanılıyor ve eylemlere alet ediliyor. Gençler için suç işlemek, yasadışı örgütler tarafından kullanılmak, kötü alışkanlıklar gibi konulara karşı spor, her zaman pozitif bir gündem teşkil ediyor. Sizin özellikle terör mağduru bölgelerde çocukları spor etrafında toplamak ve amatör basketbol takımları kurmak gibi bir gündeminiz var mı?

Elbette var. Basketbolu sadece büyükşehirler için, bir büyükşehir sporu olarak düşünemeyiz. Süper Lig'de 18 takım var. İlk hedefimiz bu sayıyı 30'a kadar çıkarabilmek. Peki, bu nasıl olur? Ancak basketbol takımı olan şehir sayısını ve buralardaki altyapıyı güçlendirerek olur. Şehirler gündeme terörle değil, basketbolla gelsin isteriz. Yine Süper Lig'deki basket maçlarını çeşitli illerde düzenlemek gibi bir gündemimiz var. Böylece o illerde yaşayanlar basketbolu sadece televizyondan izlemekle kalmayacak, canlı bir şekilde izleme şansına da sahip olacaklar. Malum, bir sporu canlı izlemek her zaman başka tür bir etki yapar, bir ışık verir, heveslendirir. Şu an o şehirlerde fazla spor aktiviteleri olmadığı için çocuklar da maalesef yanlış şekilde yönlendiriliyor. İşte bu yüzden o şehirlerde yaşayan çocuklarımızın, gençlerimizin takip ettikleri sporcuları canlı bir şekilde görmelerini sağlamak istiyoruz.

Bir Süper Lig maçının Diyarbakır'da oynanma ihtimali olur mu?

Neden olmasın. Diyarbakır'da benim kendi spor okulum var, Hidayet Türkoğlu Spor Okulları diye. Biz hiçbir zaman Doğu-Batı diye ayrım yapmıyoruz çünkü sporun birleştirici birçok yanı vardır. Bu birleştiriciliği bütün spor dallarında görüyoruz aslında. Takımlarda farklı dinlerde, mezheplerde birçok oyuncu bir arada oynuyor. Basketbolda da buna her zaman öncülük etmek isteriz. Tabii bir anda Basketbol Federasyonu olarak Diyarbakır'a bir takım kurmamız kurumsal anlamda çok zor ama oradaki halkla, belediyelerle konuşup onlardan böyle bir talep geldiğini görürsek tabii ki bu şekilde destek vermek isteriz biz de. Hatta bazı organizasyonları da oraya vermek isteriz.

Anne ve babalar çocukları spor, müzik, sanat gibi aktivitelerle ilgilendikleri zaman okuldan geri kalacağını düşünüyorlar ve 'Oğlum git oyna ama hafta sonu oyna' tarzında telkinde bulunuyorlar. Matematik ve İngilizce testi çözerek hayata atılması gereken çocuklar ve aileleri ne yapmalı?

Çok haklısınız. Yalnız bu konuda geçen günlerde güzel bir gelişme oldu. Spor Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı özel bir protokol imzaladı. Bu konuda somut adımlar atılacak. Çünkü inanın bu bahsettiğiniz konu bizim de çok zorlandığımız bir mesele. Veliler çocuklarının hem spor yapmasını hem de iyi bir eğitim almasını istiyorlar. Ama eğitim sistemimizde bu ikisini bir arada yürütmek çok zor. Doğal olarak aileler çocuklarını tercih yapmaya zorluyor. Çok yetenekli gençlerimiz en istekli, en arzulu oldukları bir zamanda spordan koparılıp başka alanlara yönlendiriliyorlar. Bu konuda ailelere de bir şey diyemiyorum. Gelecek kaygısı, iş bulma korkusu… Mesele gençlerin ya o ya o diye bir tercihe zorlanıyor olması. Çocuklarımız spor yapacak ama aynı anda maddi getirisi yüksek bir meslek için hazırlık yapacak, bu hem tıp, hem hukuk okumak gibi bir şey. Ben kendi çocuklarımdan, yeğenlerimden biliyorum; artık cumartesi günü de okula gitmeye başladılar. Haftanın altı günü okula gideceksin, hangi ara spor yapacaklar, dinlenecekler, ders çalışacaklar? Velileri de anlıyorum, sporun dezavantajlı bir yanı da var. Mesela sakatlık olduğu zaman kariyer planlarınızı ister istemez bitirmiş oluyorsunuz.

Siz NBA'de oynadınız. Oynarken Milli Takım kadrosuna çağrıldığınızda sakatlığınız olduğunda bile gelmeye gayret gösterdiniz. Sizce bu, bir sporcu için yerli ve milli bir tutumun gereği midir?

Elbette. Hamdolsun, ben her zaman Milli Takım'a çağrıldığımda tereddütsüz gittim, sakat olsam bile gittim. Milli Takım benim hassas olduğum noktalardandır. Az evvel de belirttiğim gibi, Milli Takım tarihinde en çok forma giyen oyuncuyum. Her zaman ilk gelen ve en son giden oldum. İyisinde de kötüsünde de burada bulundum. Bu tutumun ülkeme karşı bir vazife olduğunu düşündüm.

Milli Takım'daki yabancı oyuncu sınırlaması da milli bir adım mı?

Geçmişte bazı yanlış planlamalar olmuştu. Bu sebeple Türk oyuncular daha az süre alıyorlar ve daha az milli forma giyme şansı buluyorlardı. Gençleri basketbol konusunda bilinçlendirmenin ve güçlendirmenin bir yolu da Milli Takım'da forma giyme sayısını artırmak ve ülkelerini temsil etmek için şans vermekten geçiyor. Böylece alttan gelen kadrolar için önemli bir hedef koymuş olursunuz.

Bizim basketbolda çok güzel başarılarımız oldu, 2010'da mesela… Lakin devam ettiremedik, bir devamlılık olmadı. Niçin böyle oluyor, neden bir alanda yıldız kalıp parlamaya devam edemiyoruz?

Şöyle anlatayım, bir nesil basketbolcu çıkıyor, harika işler yapıyor. Lakin arkası gelmiyor. Çünkü altyapıda ve planlamalarda sorunlar var. O nesli kaybedince gerilemeye başlıyorsunuz tekrar. Bakıyorsun Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe şu an kulüp bazında çok başarılılar. Onlar da şu an ülkemizi temsil ediyorlar. Ama Milli Takım olarak baktığımız zaman bu takımların başarılı olması Milli Takım'a yansımadı. Bunun sebeplerinden biri de söylediğim gibi yabancı sayısının artması ve bizim genç arkadaşlarımızın daha az süre alması oldu.

Bizim neslin neredeyse tamamı sizin 2001 Avrupa Şampiyonası'ndaki kadronuzu ezbere biliyor. Ama mesela şu anki kadroyla ilgili çok bilgimiz yok.

Dediğim gibi, maalesef genç arkadaşlar kulüplerinde yeterince süre alamıyorlar. Siz televizyonu açtığınız zaman sahada oynayan yabancı oyuncuları görüyorsunuz genellikle. Tek tük Türk oyuncu görüyorsunuz. Biz de yeni kahramanlar, gençlerin örnek alacağı oyuncular çıkarmak istiyoruz. Parmakla gösterilen, mesela Cedi Osman, Furkan, Melih Mahmutoğlu gibi çocukların sayısının artmasını istiyoruz. O yüzden de bu yabancı kuralını değiştirmemiz lazım.

Peki bu zaman alacak bir şey değil mi?

Kulüplere de bir anda haksızlık yapamayız. Çünkü kulüplere bu öncelik tanınmış ve kulüpler gelecek planlarını buna göre yapmışlar. Yabancı oyuncuların bir kısmıyla iki yıllık, bir kısmıyla üç yıllık kontratlar yapmışlar. Bu da maddi anlamda bir külfet getiriyor. Bir anda; 'ben Türkleri düşünüyorum, seneye yabancı oyuncularınızı gönderin' deme gibi bir lüksünüz yok.

Biraz daha sabır işi sanırım.

Şu an Süper Lig'in bir altı var; Türkiye Basketbol Ligi. Bizim bütün yoğunluğumuz buraya olacak. Hem takım sayısını artırmak hem de oranın yabancı sayısını düşürmek ve doğal olarak oradaki gençlerimizin daha çok süre almasını sağlamak istiyoruz. Bunu sağlarken de tabii belirli bir zamana ihtiyacımız olacak.

Kaç şehirde spor okulunuz var? Bu okullarda nasıl bir program izliyorsunuz?

Şu an Diyarbakır, Eskişehir, Adana, İstanbul, Ankara gibi şehirlerde 20'ye yakın okulumuz var. Bu okullarda belli bir müfredata göre hazırlanmış eğitim programımız ve iyi bir altyapımız var. Ama zaman zaman bu eğitim sürecine bizler de dâhil oluyoruz. Amaç çocuklarla hem vakit geçirmek hem de unutamayacakları anılar yaşatmak. Biliyorum ki bir taktiğin aynısını daha evvel duymuş olsalar bile benden duymak onlarda başka tür bir etki yapıyor, akıllarına kazınıyor. Bunu bildiğim için gidip onlarla iletişim kuruyorum, diyaloğa giriyorum. Keşke elimden gelebilse, hepsi benden daha iyi bir sporcu olabilse, en üst düzey basketbolcu olabilse… Ama en azından basket sever, sporsever, spor kültürünü bilen gençlerimiz olsun diye çabalamaktayız. Şu an maalesef hâlâ tribünlerimizde küfreden belli bir taraftar kesimi var. Bunu ancak centilmen bir spor kültürünü ısrarla tekrarlayarak azaltabiliriz.

Şimdi size bambaşka bir soru soracağım. Türkiye'de geçmişte spor yapmak isteyen başörtülü gençlerin hiçbir federasyonda lisans alma hakkı olmadığını biliyoruz. Hakeza şu anda FIBA'nın kıyafet yönetmeliği de başörtüsüne müsaade etmiyor. Neyse ki ülkemiz yakın zamanda bu konuyu aştı ve hatta tekvando alanında başörtülü bir şampiyon çıkardı. Biz daha evvel Lacivert Dergi olarak röportaj yaptığımızda şampiyon Kübra Dağlı'nın pek çok başörtülü gence, "Ben de yapabilirim" noktasında ilham verdiğini öğrendik. Yine belediyeler kadın erkek ayrı yüzme havuzları yapınca yüzme bilmeyen pek çok kadın havuzlara akın etti neredeyse. Bu pencereden baktığınızda zamanla başörtüleriyle basketbol oynayan kadınların artacağını düşünür müsünüz?

Bizim açımızdan kadın sporcuların başörtüleri ile basketbol oynamalarında hiçbir sakınca yok. Şu ana kadar böyle bir sorun veya taleple karşılaşmadık. Sporcu, "Ben başörtüsü ile sahaya çıkıp oynayacağım" derse şu an uygulamada herhangi bir sorun yok. Uluslararası FIBA kurallarında ise bu konuda net bir tarif yok. Sadece ülke içinde geçici olarak izin veriyor FIBA. Biz de buna dayanarak kadınların burada oynamasına izin veriyoruz. Çünkü o anki yönergeler oyun kurallarına göre söyleniyor. Mesela kolye, yüzük, küpe, saç tokasının yasak olması gibi. Hatta hakemler maçtan önce bandananın bile ne kadar doğru olup olmadığına bakıyorlar. Sağlık açısından ise eşofman yahut tayt gibi kıyafetler basketbolda yoğun terin atılmasını önlediği için sağlıksız olarak değerlendiriliyor. Bu konu bir ara haber olmuştu. Bu tamamen Türkiye Basketbol Federasyonu'ndan çok FIBA'nın bu konuyla ilgi net bir şey söylememesinden dolayıdır. Bizi ülkemizde federasyon olarak izin verdik. Ama uluslararası müsabakalarda maalesef ki buna henüz net bir karar verilemedi. Yani FIBA, oynarsın yahut oynayamazsın diye net bir şey söylemedi.

Aslında daha ziyade Türkiye içinden bahsediyorum. Tamam, şu an bir engel yok ama sporcumuz da yok. Bu mesele öyle bir konu ki, yılların 'dışarıda bırakılmışlığı' var. Bir ülkede kadınların yüzde 60'ı başörtüsü takacak ama içlerinden bir tane bile profesyonel basketbolcu çıkmayacak. Fırsat eşitliğinin ve gereken teşviklerin eşit sunulduğu bir ülkede bu rakamsal olarak mümkün değil. Siz bu tarz uğraşları belli bir zümreye ait olmaktan çıkaracak mısınız? Toplumun her kesimini teşvik edecek misiniz?

Aslında ben de merak ediyorum. Bu konuda engel şahsi nedenler mi, yoksa sizin söyledikleriniz mi? Bunun bir araştırması yapıldı mı acaba? Çünkü bazı insanlar fevri olabilir, çekingen olabilir, böyle süreçlerde karakter de etkili olur. Bizim federasyon olarak bu konuda herhangi bir engel koymamız mümkün değil. Kendi ülkemizde herkes istediği şekilde basketbol oynayabilir. Mevcut duruma bakınca elbette şaşırıyor insan. Sayı olarak baktığımız zaman başörtülü gençlerimizin takım sporundan uzak durmasına şaşırıyorum. Biz federasyon olarak, kulüp olarak, şahsi olarak elbette teşvik etmeliyiz. Kulüplerimiz de bu konuda kapılarını açık tutmalı. Toplumsal olarak bizi yaralamış olan konular da daha hassas olmalıyız. Bizim federasyon olarak başörtülü kızlarımıza niye basketbol oynamıyorsunuz diye bir söz söyleme hakkımız yok ama gelirlerse kapımız sonuna kadar açık.

Evet, neden oynamıyorsunuz denmez. Ama bazen de 'öğrenilmiş çaresizlikler' var, bazen bazı yerlere zaten baştan hiç gitmezsiniz, size ait görmezsiniz. O zaman da o insanları belki biraz teşvik etmek gerek…

Benim şu an önüme konulmuş bir dosya yok. Önümde bir dosya olsa desem ki; 100 kişi kapıma gelmiş, başörtülüyüz o yüzden bizi oynatmıyorlar, ben derim ki; kardeşim bir durun ne oluyor! Şu an öyle bir talep olmadı, beni üzen taraf o. Ama samimi söylüyorum geçen sene iki tane kızımız geldi. Bir tanesi Türk, bir tanesi yabancıydı. Türk kız Esenler'de bir okulda kulüpte başörtüsüyle oynayan bir kızdı. Basketbolu belli bir yaşa kadar oynamıştı. Yabancı kız da tesettüre bürünmüştü. Bunu şu an kurum anlamında da söylemek istiyorum, benim önümde bu konuyla ilgili somut bir istek, bir arzu yahut bir girişim olmadığı için yapabileceğimiz bir şey yok. Ayrıca naçizane görüşüm, sadece basketbol için değil diğer dalların da kapılarını çalsınlar başörtülü arkadaşlarımız. Devlet de burada devreye girecektir. "Çaldım kardeşim kimse açmadı" derlerse işte o zaman biz de Spor Bakanlığımız da üzerimize düşeni seve seve yaparız.

Teşekkür ederiz.

HİDAYET TÜRKOĞLU KİMDİR?
1979 yılında İstanbul'da doğdu. Türkiye'de 'Hido' ve ABD'de 'Hedo' lakabıyla bilinen Hidayet Türkoğlu, 1999-2000 sezonun sonunda Efes Pilsen'den Sacramento Kings'e transfer oldu. San Antonio Spurs'da bir yıl forma giydikten sonra, 2004 yılından 2009 yılına kadar Orlando Magic'de oynadı. 2008'de 19,5 sayı, 5,7 ribaund ve 5 asist ortalamasıyla En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu (MIP) ödülüne layık görüldü. 2009 yılında takımıyla NBA finaline kadar çıktı. 1998 yılından bu zamana kadar Türkiye Milli Basketbol Takımı'nın formasını 269 kez giydi. 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda ve 2010 FIBA Dünya Basketbol Şampiyonası'nda gümüş madalya kazanan kadroda yer aldı. 2014'te, Türkiye A Milli Basketbol Takımı'nı, 2015'te de basketbolu bıraktığını açıkladı. NBA kariyerini de bu tarihte sonlandıran Hidayet Türkoğlu, 16 Kasım 2015 tarihinde Türkiye Basketbol Federasyonu'nun CEO'su oldu. 16 Mart 2016'da Cumhurbaşkanı Spor Başdanışmanı olarak atanan Hidayet Türkoğlu, 26 Ekim 2016 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilen Olağan Genel Kurul'da Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı seçildi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN