Tatil atıl olmak değildir

İnançlı kişi bir amaç uğruna yaşadığına inanır. Hayat denilen başı-sonu belli zaman dilimi de aslında bu hedefi gerçekleştirmek için ona tanınmış bir imkândır.

Ayşegül Işık SAYI:03 / Temmuz 2014
Tatil atıl olmak değildir

Geçtiğimiz haftalarda ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin karne almasıyla birlikte yaz tatili başlamış oldu. Çocuklar için büyük bir sevinç kaynağı, kimi anneler içinse zorlu bir dönemin temsilcisi olsa da, aslında tatil kelime manası itibarıyla zihinlerdekinden farklı bir anlam taşıyor. Tatil, kelime olarak Arapça'da 'bir iş yapmamak, eylemsiz olmak, faaliyette bulunmamak' gibi anlamlara gelen 'atale' kökünden türeyip dilimize de bu şekilde yerleşmiş bir sözcüktür. Yine aynı kökten türeyen 'atıl olmak' ya da 'atalet' kelimeleri de günlük konuşma dilimize yerleşmiştir. Bu sözcüklerin hepsindeki ortak anlam; bir işten geri durmak, faaliyette bulunmamak, bir şey üretmemek olarak da özetlenebilir. Tatil deyince tam da bu kelimelerdeki gibi üretimsiz bir zaman dilimi akla gelir. Milletçe tatil deyince bol bol dinleneceğimiz, gezip dolaşacağımız, iş yapmayıp keyfimize hizmet etmek dışında anlamlı bir meşguliyet edinmeyeceğimiz günler ya da haftalar aklımıza gelir. Peki, inançlı bir insanın dünyada bulunma amacına, çalışmaya, düşünüp üretmeye ara verip atıl olma lüksü var mıdır?

İnançlı kişi dünya hayatını bir amaç uğruna yaşadığına inanır. Varlığının bir hedefi vardır ve hayat denilen başı-sonu belli zaman dilimi de aslında bu hedefi gerçekleştirmek için ona tanınmış bir imkândır. Dünyayı da ahireti de aynı kefede tartmak durumunda olan bir bireyin bunlardan birini yekdiğerine tercih etme şansı yoktur aslında. Ahiretini kazanmaya çalışırken dünyaya ve dolayısıyla dünyadaki diğer varlıklara bir iz, bir miras bırakmak, inançlı kişinin amaçlarından biridir. Eliyle, sözüyle, fikriyle insanlığa fayda sağlayacak bir esere sahip olmalıdır öncelikle. Üstelik bunu, ömrünün nerede biteceğini bilmediği için her an 'gitmeye hazır' halde devam ettirmeli; üretmeye, faydalı olmaya, anlamlı bir iz bırakma çabasına ara vermemelidir.

Mutlu ve huzurlu bir dünya hayatının ipuçlarını veren İnşirah suresinde de böyle söylenmemiş midir? Yıllarca, okunmasının iç sıkıntısını giderdiğini bildiğimiz İnşirah suresinin bizi sürekli bir şeylerle meşgul olmaya yönlendirdiğini yeni keşfettiğimi de burada mahcubiyetle itiraf edebilirim. Okumanın kişiyi Kur'an-ı Kerim'in mucizevî yönü sebebiyle ferahlattığını düşündüğüm İnşirah suresinin 7. ayetinde Allah (c.c) "Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul."(94:7) diyerek aslında insana bunalımdan, depresyondan kurtulmanın ipuçlarını da vermiştir. Bizi yaratan, bizi bizden daha iyi tanıyan Allah bize diyor ki, "Daima bir işle meşgul ol. Biri bittiğinde diğerine başla. Çünkü seni öyle bir mekanizmayla yarattım ki, sürekli işleyen zihnin ve bedenine bir hammadde vermezsen zamanla kendi kendini öğütürsün." İşte bu da tam olarak çağımızın hastalığı olan depresyona karşılık gelir. İnsan yalnızca ahiret mutluluğu için değil, zihin ve beden sağlığını korumak için de daima kendisini meşgul edecek bir uğraş sahibi olmalıdır.

Hâl böyleyken; ömür dediğimiz kısacık zaman diliminin hangi gününü, hangi haftasını boş ya da atıl olarak geçirebiliriz? Arapçada, bozulan bir araba, işlevini yerine getiremeyen bir makine, üretilme sebebi olan işi yapamayacak duruma gelen eşyalar için bozuk, işlevsiz, işe yaramayan anlamlarında kullanılan 'tatil' kelimesi, hiç kimsenin hayatının bir bölümünü dâhi olsa tanımlamak için tercih edeceği bir kelime olamaz aslında.
#Sayfa#
Ramazan'da tatil ibadetin önüne geçiyor

Son birkaç yıldır Ramazan ayının yaz tatiline denk gelmesi de Müslümanlar arasında farklı hâllerin ve oruç tutma şekillerinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Tatille birlikte gelen 'atıl olma' hâlinin maneviyat ve arınma ayı olan Ramazan'ı da olumsuz etkilediği su götürmez bir gerçek. İnancımızda ve kültürümüzde yer alan 'Ramazan'ı ihya etme' çabası, yaz tatili ile yerini tatil ve ibadetin iç içe geçtiği, üstelik sınırların genellikle tatilden yana ağır bastığı bir hâle dönüştü. İbadetle geçirilmesi gereken geceler yerini sahura kadar süren uzun iftar muhabbetleri ve gece gezmelerine bırakmaya başladı. Ramazan ayının orucun yanı sıra gece ibadetleri ile de manevi arınmaya vesile olacağını bildiren Hadis-i Şeriflere rağmen, Ramazan geceleri uzun ve sıcak yaz günleri nedeniyle fasıl, nargile ve muhabbet gecelerine dönüştü. Gündüzünü oruçla gecesini de ibadetle geçirmemiz tavsiye edilen mübarek Ramazan ayının gündüzü derin uykular, gecesi zikir ve taatten uzak dost meclisleri ile ihya (!) edilmeye alışıldı.

Son üç Ramazanımızı şöyle bir gözden geçirdiğimizde, özellikle işe ve okula gitmediğimiz yani 'tatilde' olduğumuz günlerde çoğumuz açlık dışında Ramazan ayında olduğumuzu unutuyoruz gün içerisinde. Kendimi de tenzih etmeyerek samimiyetle diyebilirim ki; birçoğumuz yaz aylarına denk geldiğinden beri uhreviyetten, huzurdan ve sekinetten uzak, yavan bir 'oruç ayı' geçiriyoruz. Tuttuğumuz oruçları bir görevi yerine getirme tavrıyla, başımızdan savarcasına tutuyor ve hatta vaktimiz müsait olduğunda uykuya tutturuyoruz. Üstelik tuttuğumuz orucun bizi dedikodudan, kul hakkına girmekten, dünya işlerine dalıp Allah rızasını unutmaktan alıkoymuyor olmasından da rahatsızlık duymuyoruz. Bizim aç kalmamıza ihtiyacı olmayan Allah'a sanki borç verir gibi oruç tutuyor ve yazın sıcak günlerinde bu kadarını yapmayı bile çok büyük fedakârlık olarak görüyoruz kendimizce, çünkü birçok insan bu kadarını bile yapmıyor! Yaptığımız ibadetteki değerlendirmemiz, olması gerekenin yapılıyor olmasından ziyade başkaları ile kıyas noktasında olduğu için, ötekinden fazla bir şey yapıyor olmak bizi zaten otomatikman değerli ve üstün kılıyor kendimizce. Yaptığımız ibadeti bir lütuf olarak görüp, içten içe egomuzu besleyerek ibadetin asıl maksadına da ters düşüyoruz. İbadetlerin amaçlarından biri olan kul olmayı ve kulluk etmeyi öğrenmekten öylesine uzaklaşıyoruz ki, ruhumuzda 'kibir'den zerreler taşımaya başlıyoruz.
#Sayfa#
Mevzumuz yaz tatili iken Ramazan, oruç, ibadet konusuna nereden geldik diyebilirsiniz? Fakat birbirinden bağımsız gibi görünen bu iki başlık –yaz tatili ile Ramazan ayı- gelecek birkaç yaz tatili süresince Müslümanların inançla gelenek arasındaki çizgiyi netleştirmeleri için ciddi bir sınava dönüşecek gibi görünüyor. İş-güç, okul telaşından nasıl geçtiğini anlamadığımız kısa, kış Ramazanlarında inancı gereği olmasa bile Ramazan geleneği ve toplum kültürü sebebiyle oruç tutan, Ramazan atmosferine uyum sağlayan geniş bir kesim mevcuttu. En azından benim çocukluğumda ve ilk gençliğimde, çevremde bu hassasiyete sahip Müslümanlar çoğunluktaydı. Uzun yaz günlerine denk gelmeye başladığından beri ise, muhafazakâr (!) bildiğimiz Müslüman kesim bile orucu tutmamak ya da kısa kış günlerine ertelemek için küçük bahaneler üreterek fetva arar oldular. Neyi muhafaza etmek gerektiği konusunda zihin karmaşası yaşayan bu muhafazakâr (!) Müslümanların yaz tatili tanımını Ramazan ayı için de geçerli saydıklarını düşünüyorum. Tatile çıkmayı atıl olmak şeklinde değerlendirenler, yaz aylarında karşı karşıya kaldıkları "Tatil mi, Ramazan'ı ihya etmek mi?" sorusuna, "Bütün yıl çalıştık, bir tatilimiz var!" benzeri cevaplar üreterek vicdanlarına da sus payı vermeyi tercih ediyorlar.

Tatil ile Ramazan orucunu aynı terazide tartıp bir de tatili baskın çıkarmak zayıflığını bir kenara bırakırsak, sorunun yine tatile yüklediğimiz anlamdan kaynaklandığını fark edebiliriz. Yaz aylarını işten, okuldan, okumaktan, yazmaktan, düşünmekten ve üretmekten uzak bir zaman dilimi olarak görmek yerine, bütün kış devam ettirdiğimiz çalışma hayatı dışında farklı mecralarda faaliyetler göstereceğimiz bir fırsat olarak görmek daha doğrudur aslında. Aylar süren rutinimizin dışına çıkarak, ferahlığını umarak tebdil ettiğimiz mekânlarda yeni insanlardan yeni bilgiler edinerek, belki gittiğimiz yerin kültürü ile hemhâl olarak, kışın vakit ayıramadığımız hobilerimizin hayatımıza tekrar girmesine imkân tanıyarak, tatili atıl olmaktan uzak bir şekilde de gayet güzel geçirebiliriz.

Bedenimiz gibi ruhumuzun da ihtiyaç duyduğu detoks için uzun ve serin Ramazan gecelerinden istifade edebilir, günlük ibadetlerimize ilaveten Ramazan'ın bereketinden nasiplenmek için zikir, ibadet ve tefekkürlerimizi artırabiliriz. Günahlarımızdan, iç sıkıntılarımızdan, dünyalık kaygılarımızdan uzaklaşabiliriz. Tatili kendimizi tazelemek için bir fırsat kabul ettiğimiz gibi, yaza denk gelen Ramazan ayını da manevi arınma ve tazelenme vesilesi kılarak yaz tatilini çifte detoks ile bedenen ve ruhen ferahlamış olarak tamamlayabiliriz. Böylece dünya hayatını anlamlandırma ve rıza-i ilâhîyi kazanma yolunda bir yol kat etmiş olabiliriz belki. Bu Ramazan bir deneyelim mi? Ne dersiniz?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


BİZE ULAŞIN