Bünyamin Bezci: Sivil olarak mayalanan askeri darbe

Bünyamin Bezci 12 Ağustos 2021, Perşembe
15 Temmuz darbesi neoliberal siyaseti n habis tümörüdür. 80’lerde neoliberal siyasetle güçlenen dinamikler aslında devleti yüklerinden kurtarma ve kapitalizmi yeniden formatlama gayretleriydi. 15 Temmuz’u doğuran süreçler bu neoliberal paltonun içinden çıktı .

Türk siyasi hayatında askeri darbelerin bir "gelenek" oluşturduğu söylenegelir. Bazılarının İkinci Meşrutiyet'e diğerlerinin ise 1859'da Fedailer Cemiyeti'nin tertiplediği Kuleli Vakası'na kadar götürdüğü darbe geleneği iddiası anakronik bir okuma tehlikesi içerir. Zira 1960 darbesi ile başlayan süreç ile Osmanlı modernleşmesi bağlamında yaşananların aynılaştırılması konunun anlaşılmasını zorlaştır. Asker-sivil ayrımının ancak Tanzimat sonrasında oluşmaya başladığı bir siyasi hayatta Meşrutiyet döneminde bile ayrışmanın tam olarak gerçekleşmediği görülür. İttihat ve Terakki, içinde sivil memurların da olduğu bir örgüttü. Ordunun darbesinden ziyade bir bürokrasi darbesiydi. Bu dönemin darbeleri Türkiye'nin Batılılaşma hikâyesi içinde anlamlı bir yere sahiptir.

Oysa 1960 ile başlayan ve 2007'deki 27 Nisan bildirisiyle birlikte sönümlenen darbeler zinciri afatı her defasında düşen bir süreç olarak soğuk savaş konjonktürünün sonucudur. 15 Temmuz darbesi ise neoliberal siyasetin habis tümörüdür. Her biri ayrı konjonktürler olan üç farklı darbe dinamiği ile karşı karşıyayız. İlk ikisi hakkında çok yazıldı ve konuşuldu. Fakat 15 Temmuz darbesinin dinamiklerinin halen açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Bu yazıyla 15 Temmuz darbesinin dinamiklerini biraz olsun aydınlatmaya çalışacağız. Osmanlı'nın modernleşme kavgaları içinde anlaşılması gereken ilk darbeler kuşağı Cumhuriyetin kuruluşu ile nihayete erdi. 1960'ta başlayan NATO destekli darbeler ise 1980 darbesi ile sonlandı. Fakat artçı sarsıntılarını 28 Şubat'ta ve 27 Nisan'da gördüğümüz soğuk savaş kuşağının darbeleri vesayetçi askeri kuşağın bürokrasi/siyaset sahnesinden çekilmesiyle sona erdi. 1960 ile başlayan kuşak darbelerinde Türkiye'nin Soğuk Savaş'ın cephe ülkesi olması ve antikomünist mücadele ortak bir nitelikti. 1980 darbesi dâhil üç askeri darbe de aynı dinamiği taşıyordu. Darbe koşullarını önce ekonomik krizler, sonrasında güvenlik krizleri oluşturuyordu ve darbeyi çoğu zaman, başta NATO ve ABD olmak üzere dış bir destek uluslararası arenada meşrulaştırıyordu.

Darbelerin dinamikleri

Darbeciler 1960'ta sadece siyasal hayatı dizayn etmekle yetinirken 1971'de ayrıca toplumsal şiddeti de önlemeye çalışmış ve 1980'de ise artı olarak Türkİslam senteziyle birlikte kültürel hayatı da biçimlendirmek istemişti. Fakat bu darbelerden hiçbiri ekonomik hayata ve piyasa dinamiklerine karışmamıştı. 28 Şubat ilk kez "yeşil sermaye" sloganıyla ekonomik hayatı da vesayet altına aldı. Ayrıca toplumsal olanı da eğitim sistemi üzerinden yeniden kurgulamak istedi ve üniversitelerde başörtüsü yasaklarını uyguladı. 28 Şubat darbesinin bir diğer farklılığı da dış desteğini bölgesel bir güç olan İsrail lobisinden almasıydı. 27 Nisan'da ise vesayetçiler artık bir siyasi güç olmaktan çıktı ve AB dahil hiçbir dış destek görmedi. 15 Temmuz darbesinin dinamikleri ise yukarıda saydıklarımızın tamamen dışındadır.

1960'larda komünizmle mücadele derneklerinde güçlenen FETÖ yapılanması her ne kadar 70'lerde yerel olarak toplumsallaşsa da asıl ivmesini 1980 sonrası neoliberal siyaset içinde yakalamıştır. Sivil toplumun ve piyasanın egemenliğinde bir siyaset tarzının arzu edilmeyen bir sonucuydu 15 Temmuz darbesi. Neoliberalizm bir siyaset biçimi olarak kapitalizmin yeniden formatlanmasıyla ilgilidir. Klasik kapitalizm, "bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler" ilkesi gereği şekillenmiş bir piyasanın egemenliğinde "görünmez bir el"in düzenidir. 1929 buhranında kendi içindeki krizi yine kendi dinamikleriyle aşmıştır. Kapitalizmin dinamiklerini oluşturan güçler; devlet, piyasa ve sivil toplumdur.

Önce "Devlet" vardı

Batı düşüncesinde önce "Devlet" vardı. Klasik Yunan'da "polis" hem devlet, hem toplum hem de piyasaydı. İlk kez Roma'nın hukuk düşüncesi içinde "juris societas" ve "civilis societas" ayrımı düşünüldü. Bir nevi kurallı toplumsallık (devlet) ile başıbozuk/ sivil toplumsallık ayrılmış oldu. Kapitalizmin gelişimi sivil toplumsallıktan ayrı bir entite (varlık) olarak piyasayı çıkarmakta mahirdi. Artık kapitalizmin dinamiğini birbirinden ayrı habituslara sahip olan devlet, sivil toplum ve piyasa arasındaki ilişkiler sağlıyordu. 1929 buhranı piyasanın buhranıydı. Kapitalizm içi buhranların bu üçlünün yeniden formatlanmasıyla aşıldığına o zamanlar şahit olduk.

Devlet, tam istihdamı hedefleyerek piyasaya müdahale etti ve yarattığı refah devletiyle harcamalarını artırarak sistemi tahkim etti. Üretim üzerine oturan ve rekabet içinden yeni keşiflerle serpilen piyasa kapitalizminin yerini devletin finanse ettiği bir tüketim üzerine oturan refah devleti aldı. 70'lerde harcamalarını finanse edemeyen refah devleti sırtındaki yüklerden kurtulmak istedi. Kapitalizm içinde bunun tek çaresi yüklerin piyasa ve sivil toplum tarafından yüklenilmesiydi. İlkine özelleştirme ikincisine de sivil toplumculuk denilen ve 80'lerde neoliberal siyasetle güçlenen dinamikler aslında devleti yüklerinden kurtarma ve kapitalizmi yeniden formatlama gayretleriydi. 15 Temmuz'u doğuran süreçler bu neoliberal paltonun içinden çıktı.

1980'de 24 Ocak kararlarıyla başlayan ve askeri darbe döneminde hiç dokunulmayan hatta otoriter bir şekilde daha sıkı uygulanan yeni neoliberal politikalar devlete dair olanı piyasa ve sivil topluma aktarmaya başladı. 15 Temmuz darbesinin ilk güç temerküzü buralarda oluştu. Öncelikle 80'lerde eğitim ve medya gibi toplumsalı oluşturan dinamikler üzerinden güçlenen FETÖ yapılanması 90'lara vardığında devlete entegre oldu ve 70'lerden beri kurduğu bürokrasiyi ele geçirme rüyasında yol aldı. Cumhuriyetin vesayetçi yapılarından ve darbe politikalarından kurtulmak isteyenlerin de hoşnutlukla karşıladıkları neoliberal politikalardan beklenti demokrasinin dinamiklerini güçlendirmesiydi.

Sivillikle mayalanan darbe

Gerçekten de neoliberal siyaset, Anadolu sermayesinin önünü açarak ve sivil topluma inisiyatif vererek vesayetçi güçleri de geriletmişti. Bu nedenle uzun süre 15 Temmuz darbesini hazırlayanların niyetinin de demokratik olduğu zannedildi. Sivil toplum inisiyatif aldıkça bir taraftan devletin eğitim ya da insani yardım gibi yüklerini yüklenmekte diğer taraftan da devletin toplumsalı işgaline son vermekteydi. Özelleştirme politikalarıyla piyasa ve sermaye güçlendikçe devletten bağımsız demokratik dinamikler de güçleniyordu. Bu dönemde hâkim olan iktisadi liberalizasyonun demokrasiyi de derinleştireceği inancı sürecin toplumsal desteğini de artırmıştır. Özal politikalarıyla gelişen liberalizasyon hak ve özgürlükler alanından piyasaya kadar her alanı kaplamıştı. 15 Temmuz darbesi 80'lerden başlayarak bu tür bir sivillikte mayalandı.

Önce eğitim üzerinden "altın neslini" yaratan darbeciler sonrasında medya üzerinden kendilerine dair bir sempati inşa ettiler. 80 darbesinde nasıl darbecilerin hışmından kurtulmayı başardılarsa 28 Şubat sürecinden de güçlenerek çıktılar. Eğitim ve medya üzerinden kurdukları toplumsal hegemonyalarını 90'ların sonunda finans bankacılığı aracılığıyla ekonomik alana da yaygınlaştırdılar. Bütün bu süreçleri siyasetin alanının genişlemesi ve daha çok toplumsallığın siyasetin karar mekanizmalarında yerini alması olarak karşılayan demokratlar, sinsice yürüyen darbeyi göremedi.

Sanılanın aksine 2007'deki vesayetçi 27 Nisan bildirisini seçim restiyle aşana kadar AK Parti ile yan yana gelmeyen 15 Temmuz darbecileri ilk kez açıktan 2010 referandumunda demokratik siyasete destek verdiler. Bu desteğin nedeni de kısa sürede anlaşıldı. 15 Temmuz darbecileri 2011 seçimleri öncesinde verdikleri desteği AK Parti listelerinden milletvekili seçilerek karşılamak istemişlerdi.

Son huruç hareketi

2010'lara gelindiğinde sivil toplum faaliyetleri aracılığıyla elitlerini yetiştirmiş ve başta ordu olmak üzere bürokrasinin değişik kademelerine yerleştirmiş darbeciler artık ekonomik alana hâkim olmakla da yetinmeyerek adeta siyaseti de devralmak istediler. Paralel yapısını devletin dinamikleri dışında kolaylıkla yönlendirme kapasitesi ve gizliliği oluşturmuş darbecilerin ilk büyük hayal kırıklığı bu noktada gerçekleşti. AK Parti lideri parti içinde tek başına kalsa da darbecilerin siyasal alanı ele geçirmesine izin vermedi. Bu nedenle farklı metotlarla muhalefeti ele geçirmeye çalışan darbeciler bir nebze de olsa başarı sağladılar.

2011 seçimleri sonrasında darbeciler ile iktidar arasında gerilen ilişkiler uzun süre dip dalgası olarak devam etti. 7 Şubat 2012'de MİT kriziyle birlikte başlayan iktidarı hukuk darbesiyle devirme uğraşıları 17-25 Aralık 2013'te zirveye çıktı. 2014 yerel seçimlerinde güven tazeleyen iktidar ile darbeciler arasındaki siyasi mücadele artık alenileşti. Bir taraſt an Gezi Parkı olayları diğer taraſt an Hendek olayları ile güvenlik zafiyeti yaratılan siyasi hayattaki çalkantılar, 2015 Haziran seçimlerinde başarılı olsa da hemen arkasından gelen Kasım 2015 seçimindeki toplumsal destekle aşıldı. Toplum ve piyasadaki güçlerinin yanında bürokrasideki güçlerini de sahaya süren darbeciler 15 Temmuz 2016'da artık son huruç hareketini de askeri bir darbe ile gerçekleştirmek istediler.

Darbecilerin siyaset alanını ele geçirmeye çalışırken yaptıkları birçok hesap hatası oldu.Bu hataların bir kısmı pratik darbe dinamikleriyle ilgili diğerleri ise siyasetin yapısal dönüşümünü görememeleriyle ilgiliydi. Pratik darbe dinamiği olarak en önemli sorun ülkenin o dönemlerde ciddi bir ekonomik kriz içinde olmamasıydı. Toplumsal desteğin oluşmasında en önemli rolü oynayan ekonomik kriz olmayınca darbeciler sadece kifayetsiz muhterisler gibi algılandı. Diğer bir darbe dinamiğini oluşturan güvenlik krizi ise hem Gezi Parkı olaylarında hem de Hendek teröründe aşılmıştı. 2016'ya girildiğinde her iki krizin de etkileri minimalize edilmişti. 17-25 Aralık'ta başlayan yolsuzluk iddialarıyla yürüyen yargısal darbe girişimi de zaten yerel ve genel seçimlerin yarattığı toplumsal meşruiyetle boşa çıkarılmıştı. Darbenin iç dinamikleri yerine oturmadığında sağlanan dış destekler de süreci başarıya ulaştıramadı.

Devletlerin geri dönüşü

Darbecilerin ikinci büyük hatası ise yapısal değişimleri okuyamamaları oldu. 2008 dünya ekonomik krizi sonrasında aslında kapitalizm yeniden formatlanmıştı. Bu kez 70'lerde olduğu gibi devletler finansal krizde değildi. Fakat toplum çok borçlanmıştı ve bu borçlarını ödeyemez hale gelmişti. Bütün dünyada olduğu gibi toplumu kurtaran, kapitalizmin bir diğer entitesi olarak devlet oldu. Devletler bütün dünyada toplumlarını ve piyasayı rahatlatmak için yeniden inisiyatif aldılar. Neoliberal politikalarla geri çekilen ama yüklerini attıkça ve artan dijitalleşmeyle birlikte karar alma kapasitelerini artıran devletler toplumun kurtarıcısı olarak geri döndüler.

Kapitalizm dinamiklerinde toplum dayanışmasının, piyasa özgürlükler ve ayrıcalıklar alanının garantisidir. Devlet ise eşitlikleri garanti ederken aynı zamanda düzeni tesis eden bir otoriteye sahiptir. Yani devletlerin geri dönüşü düzeni ve otoriteyi tahkim ederken aslında tam da 15 Temmuz darbecilerinin mayalandıkları toplumsal dayanışma alanını ve piyasanın ayrıcalıklı özgürlüklerini sınırlamaktaydı. Bu nedenle iktidarın darbecilerle piyasa kapitalizminin kutsallarına dokunarak da olsa mücadelesi mümkün oldu. Dahası başta mülkiyet hakkı olmak üzere piyasa egemen kapitalizmin kutsallarına getirilen sınırlamalar toplumsal bir meşruiyetle sınandı ve tasdik edildi. Muhtemelen neoliberal sivil toplum siyaseti içinde serpilmiş darbeciler kendilerine karşı böylesi bir toplumsal desteği beklemiyorlardı. Diğer taraſt an da bürokratik ve askeri elitler aracılığıyla ele geçirdikleri vesayetçi inisiyatifin toplum tarafından uysallıkla kabullenileceğini de zannetmişlerdi.

Sivil siyasetten güç devşiren darbeciler, güç aldıkları dinamiklerden tamamen ters bir şekilde vesayetçi ve elitist bir darbenin başarılı olacağını zannederken devletiyle barışan bir toplumun devleti korumak uğruna kendini feda edeceğini ve tankları insan selleriyle durduracağını da düşünememişti. Nihayetinde sivil olarak mayalanan 15 Temmuz darbesini Anadolu insanının mayası bozdu.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.