Futbol çoluk çocuk oyunudur

İlk eğitimlerini yeterince alamayan çocuklar, sporcu olarak yetişmeleri gereken spor kulüplerinden de zengin olup yırtmayı, magazinlerde gördüğü futbolcular gibi mankenlerle gezmeyi hedefleyen gençler olarak ayrılıyor. Bu yeni bir olgu değil. Gençken hayran olup duvarına posterini astığı film yıldızıyla, futbolcu olunca sevgili olan eskiden nesilden süregelen bir gelenek...

Serkan Akkoyun SAYI:36 / Haziran 2017
Futbol çoluk çocuk oyunudur

Televizyonda maç izlerken, bir süredir aklımda olan düşünceleri toparlamam gerektiğine kanaat getirdim. Kendimi eskimekte olan bir mesleğin icracısı gibi hissettirse de elime kâğıt kalem alıp yazmaya başladım:

"Zaman, insanın elinde olmadan ilerleyen bir süreçler bütünü. Yol durur, biz gideriz; biz dururuz zaman geçer. Hiçbir etkimiz olmadan devam eden bu ilerleme yüzünden, bizden değişmemiz beklenir. Bu değişim de mutlak iyi yönde olmalıdır. Hiçbir şey yapmadan geçen zaman yüzünden yaşlanırız ve yaş aldıkça "büyümemiz" gerekir. Sırf yıllar geçti diye, yapmaktan mutlu olduğumuz birçok şeyi yapamayız. "Çocuk gibi hareketler yapma" diye eleştiriliriz. İyi de tam olarak ne kadar zaman geçince çocukların hareketleri kötü bir şey olmaya başlar?"

Bana bunları yazdıran şey, televizyonda izlediğim maçtaki takımlardan bir tanesi hakkında yapılan yorumdu. Hollanda'nın Ajax takımı. Sahadaki Ajax forması giyen futbolcuların en büyüğü 30 yaşındaydı ve ondan sonra en büyük olanıysa sadece 24! Maç ile ilgili konuştuğum arkadaşlarımdan bir tanesi, kurduğu cümleyle beni kâğıt kaleme sevk etmişti: "Çoluk çocukla maç kazanıyorlar ya!"

Ceza hukukuna göre çocuk, 18 yaşını doldurmamış herkestir. Tıbba göre çocuğun net bir tanımı yoktur. Anneme göre ben 30 yaşında da olsam çocuğum. Arkadaşıma göre ise Ajax'ın UEFA Avrupa Ligi'nde finale çıkan futbolcuları çocuk… Oysa o maçta oynayanlar, ceza hukuku ve muhtemelen kendi annelerine göre çocuk olsalar da futbol için koca koca adamlardı. Doğum tarihleri 1999, 1998, 1997, 1996 ama hepsi yetişkin birer futbolcuydu. Yetişkin insan olmayabilirler ama yetişkin birer futbolcuydular! Madem öyle, benim arkadaşımı şaşırtan neydi?

Buna kısaca alışılmış davranışların esiri olmak diyebiliriz. Uzunca ise, yıllardır izlediği Türk futbolunda 25 yaşındaki Semih Şentürk'e bile "genç" denmesinin, 17 yaşındaki bir futbolcu A takımla idmana çıktığında "ağabeylerinin" ayakkabı taşıtıp, eğlence olsun diye saçlarının kazınmasının, yaşıtına şirket emanet edilirken 22 yaşındaki futbolcuya "geleceğin yıldızı" gözüyle bakılmasının etkisinde kalmış ve 17-18 yaşındaki Ajax'lı futbolculara "çoluk çocuk" deme davranışını seçmiş deriz. Ama kısacası daha iyi…

Yetenek değil sistem!

Bizim için henüz çocuk olanlar onlar için yeterince büyüktü. Bu da başarılı olmaları için gerekenden bir fazlasını organize etmelerini, sonucunda da kazanmalarını sağladı. Futbolda başarmak ve kazanmak arasında fark vardır. Yetenek, size başarı getirebilir ama kazanamazsınız. Kazanmanız için sistem şarttır. Yetenek, yetmekle aynı kelimedir aslında. Bu da 'bir noktaya kadar' anlamını gizler içinde. Oysa kazanmak, sonuçlandırmaktır. Noktayı koymaktır. Ajax adlı Hollanda takımı 1980'lerden bu yana kurduğu sistemle, bizim için çoluk çocuk denecek yaştaki sporcuları yetiştirip kazanmayı gelenek edinmişti. Bizse, büyüklere bile 'çocukluk yapma' diyerek geçirdik günlerimizi. Bu yüzden zaman zaman başardık ama asla kazanan olamadık.

Kazanmak ve kaybetmek, işte bütün mesele bu!

İngilizcede bu kavram daha nettir: winner ve loser diye ifade ederler. Winner dedikleri, sonuçlanan bir yarışmanın kazananı olmaktan çok, kazanma duygusuna sahip bireyi ifade eder. Loser da tam tersi, daha başlamadan kaybedeni. Bir sporcunun kazanabilmesi için winner olması gerekir. Bunu çok önceden çözen Avrupalı sporcu eğitmenleri çocuklarını da bu doğrultuda yetiştirirler. Her genç sporcuya, ev geçindirmek için yeterince büyük değilken, bir futbol takımının yıldızı olmak için yeterince büyük olduğu anlatılır. Kişisel olgunlukları tamamlanmamış olsa da duygusal olgunluk onları kazanma yolunda ilerlemeye teşvik eder. Soyunma odasında cep telefonu ile oyun oynarken, sahada 45 bin taraftarı sadece bir pasıyla susturabileceğini bilir. Sistemli yetiştirilen sporcuların yaşları sadece magazinsel birer unsurdur.

At binenin, kılıç kuşananın, kupa altyapıya önem verenin!

Bizde ise durum, Ajax ve benzerlerinin 80'lerdeki hali gibi. Sistemsizlik, milyon dolarlık futbolcular yetiştirmeleri istenen ama kendileri 2 bin TL maaşla çalıştırılan ve maaşlarını da çoğu kez zamanında ve tam alamayan altyapı antrenörlerinden başlıyor. Çoğu futbolu bilmez, anlamaz ve anlatamaz haliyle. Pedagoji, temel düzey çocuk fizyolojisi, genel kültür gibi konuları sorgulamaksa, çölde bulunan suyu alkali mi değil mi diye sorgulamaya benzer. "Yetiştirici yetiştiriciliğinin" henüz kapısını çalmadığı Türk futbol altyapısı, gözümde elitin avam bulduğu oysa İngiliz'in kraliyet faaliyeti olan at yarışçılığının bile gerisindedir. Zira bu sporun(!) aktörleri, en değerli varlıkları atlarını iyi yetiştirmeleri için önce 'at yetiştiricisi' yetiştirirler. Futbol kulüpleri ise bir attan 10 kat daha pahalı olan futbolcularını yetiştirenlere, bir atın aylık yemi kadar maaş vermezler. Özetle; at binenin, kılıç kuşananın, kupa altyapıya önem verenlerindir.

Başarılı olduğunu sanan kaybedenler

Vaziyet böyle olunca, futbolcuların genel fotoğrafı da neşe dolu insanlardan oluşan bir aile değil, hüzünlü bir kareyi anımsatıyor. Mayıs ayında metrobüsle idmanlara gidip gelirken, yeteneği sayesinde profesyonel sözleşme imzalayıp gerçek bir futbolcu olduğunda; haziran ayına altındaki 400 bin Euro'luk arabayla giriyor genç futbolcumuz. Duygusal eğitimden, ekonomik bilinçten, dünya görüşünü şekillendirecek yönlendirmelerden geçmeden, ilk defa sözleşme imzalayacağı sabah açılan banka hesabında, ATM ekranına tek satır halinde sığmayacak kadar bol sıfırlı parayı görünce başarılı olduğu kanaatine varıyor. Oysa olduğu tek şey, kendisi gibi yitip giden yüzlerce "loser"ın arasına katılmaktan başka bir şey değil. Entelektüel olarak düşük donanımlı, dışgüvenleri sonsuz bu gençler ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bununla beraber ne yapmadıklarını da bilmiyorlar ki asıl sorun da burada başlıyor. İnsan her ne iş yaparsa yapsın önce ne yapmadığını fark etmelidir. Çoğu zaman geleceğimizi yaptıklarımız değil, yapmadıklarımız belirler.

Önce insan yetiştiriyoruz sözünü düşünmeliyiz

Ülkede yetişen nesli anlamak istiyorsanız futbola bakın. Bu konuda çok iddialıyım ve her türlü tartışmaya açığım. Futbolun neresine bakacağınızı bildiğiniz zaman, 18 yaşından küçük gençlerin psikolojik ve duygusal dünyalarını çok rahat görebilirsiniz. Şu bir gerçek ki, korkunç bir nesil geliyor. Bunda en büyük pay da anne ve babalarda. 'Kendine güvenen çocuk' yetiştirme modasına kapılan yeni nesil anneler, çocuklarının fotoğraflarını Instagram'da paylaşmaktan, onları yetiştirmeye zaman ayıramıyorlar. Çocukların sokaklarda oynadıkları oyunlar bile Youtube videolarına dönüyor. Bir çocuk, karşısına aldığı üç çocuğa, "Sayfama hoş geldiniz arkadaşlar. Bugün size ilk buluşma makyajı yapacağım" diye anlatmaya başlıyor. İlk eğitimlerini yeterince alamayan çocuklar, sporcu olarak yetişmeleri gereken spor kulüplerinden de zengin olup yırtmayı, magazinlerde gördüğü futbolcular gibi mankenlerle gezmeyi hedefleyen gençler olarak ayrılıyor. Bu yeni bir olgu değil. Gençken hayran olup duvarına posterini astığı film yıldızıyla, futbolcu olunca sevgili olan eski nesilden süregelen bir gelenek… Duyguları ile hareket eden çocukları, düşünceleri ile hareket ettirmediğimiz sürece ne bilim ne sanat ne de spor alanında kazanan olamayız. 'Çoluk çocukla' final oynayan Ajax'ın altyapı ilkesi "Önce insan yetiştiriyoruz" cümlesinin üzerine düşünmeliyiz. Bu alanda Türkiye'nin Ajax'ı olan Altınordu'yu her fırsatta desteklemeli, motive edip örnek göstermeliyiz. Çünkü onlar da "İyi birey, iyi vatandaş, iyi futbolcu" diyerek yola çıkanlardan.

Bu yazıyı, Ajax maçını beraber izlediğim arkadaşıma okutacağım. Büyük ihtimalle bana şöyle diyecek: "Çoluk çocukla ilgili yazı yazıyorsun ya!"

Ben de bu sözün üzerine gelecek sayının yazısını hazırlamaya başlayacağım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN