Ülkemizin sekizinci bölgesi gibi…

Bazı topraklar diğerlerine göre daha fazla savaş görürler. Görmeyenlere göre daha hisli ağıtları vardır. Erkek çocukları aynı zamanda askerdir oralarda. Kız çocuklarının payına beklemek düşer, bu yüzden sabrı öğrenerek büyürler. Bosna’nın toprağına, savaş ve acı yazılmış sanki…

Esra Yerebakan SAYI:22 / Mart 2016
Ülkemizin sekizinci bölgesi gibi…

Çok az toprak parçası vardır ki üzerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun ayak izleri olmasın. Kendimizi bazı uzaklara bunca yakın hissediyor olmamızın sebebi de bu olmalı. Bosna Hersek bundan asırlar önce İstanbul'u fetheden büyük komutan Fatih Sultan Mehmet tarafından, 1463 yılında Osmanlı topraklarına dâhil edildi. Bazı fetihler, ele geçirme hissi uyandırır ama bu, bir bebeği annesinin kucağına vermek gibi bir şeydi. Belki de bu yüzden, Bosna denilince özlediğim bir çocukluk arkadaşımı anmış gibi hissediyorum.

Bosna ile aramızdaki en kuvvetli duygu vefa olmalı. Tarih kitapları, Osmanlı Devleti'ne ihanet etmeyen sayılı yerleri listelerken, Bosna'yı daima ilk sıralarda yazar.

Bosna Hersek, coğrafi açıdan doğu ve batı medeniyetlerinin kesiştiği bir noktada yer alır. Bu özelliği sebebiyle farklı din ve dillerin de buluşma noktasıdır. Yemyeşildir Bosna. İnsanları, dik durmayı etraflarını çevreleyen köklü ağaçlardan öğrenmiştir belki de kim bilir? Üç dil konuşulur Bosna'da; Boşnakça, Sırpça ve Hırvatça.

Osmanlı Devleti'nin güç kaybetmeye başlamasıyla adeta yetim kalan Bosna Hersek Müslümanları, sayısız bedel ödemek zorunda bırakılarak defalarca yönetim değişikliğine tabi tutuldu. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nin dağılmasıyla birlikte, komşularının bağımsızlık ilanları kabul gördü ancak Bosna Hersek, bunun için dünya tarihi boyunca merhamet sahiplerinin asla unutmayacağı bedeller ödedi. 1992 yılında Sırplar tarafından asırlardır var oldukları bu topraklarda yok edilmeye çalışıldılar. Yanlı tarih kitaplarında savaş dönemi, NATO'nun yapılan soykırıma karşı müdahale çabalarını anlatır. Oysa hikâyenin perde arkası, yaşayanların anılarını anlattıkları, kitaplar ve benzer yayınlarla arşivlerdeki yerlerini aldılar. İnsanlığın yepyeni bir yüzyıla, gelişmişlik ve ileri demokrasi vaatleriyle hazırlandığı 1990'lı yılların ortalarında yaşanan bu vahşet, gözleri hâlâ görenlerin çabalarıyla yok sayılamaz hale geldiğinde, imzalanan (1995-Aralık) Dayton Barış Antlaşması'yla son buldu ve Bosna Hersek, kalan sağlarıyla bağımsız bir devlet kurdu.

Şimdilerde derin yaralarını sarmaya çalışan bu güzel ülkenin başkenti Saraybosna, her sokağında taşıdığı izlere rağmen ayağa kalkmaya çalışıyor. Kimi savaştan çıkmış bir ülkeyi kimi de asırlara şahitlik etmiş tarih kokan bu toprakları görmek istediğinden, Bosna Hersek'i ziyaret ediyor.

Eğlenceli anılar biriktirmek için çıkılan Bosna Hersek gezisinde acı, gözünüzün önünde aniden beliren fotoğraflar gibi. Beyaz mezar taşlarında hep aynı tarihin yazıyor oluşu ve burada yatan kaç yaşındaymış acaba diye yapılan hesapların 'çok yazık çok gençmiş' diyerek bitmesi, nerede olduğunuzu hiç unutmamanıza sebep olan iki detay sadece.

İnternet üzerinde gezilecek yerleri aradığınızda, Bosna Hersek için yazılmış listeler bulabilirsiniz. Ana başlıkların hemen altlarında yazılanların çoğu, Osmanlı Devleti'nden kalma eser ve yapılardan oluşuyor. Taş duvarları seyretmektense onları dinlemekten yanaysanız, Bosna Hersek'in tam size göre bir hikâyesi var. Her sokağı sanki bizden, ülkemizin uzağa düşmüş sekizinci bölgesi gibi. Türkçe hâlâ konuşuluyor. Sadece merhaba, günaydın ve benzer kelimeler değil, ta içimizden gelen, hakkını helal et, Allah'a emanet ol gibi iliklerimize kadar bize ait olan cümleleri burada da işitecek ve kendinizi buralı hissedeceksiniz.

Sırp bombardımanından sağ kurtulan Osmanlı mirası

Bir şehrin biyografisi çarşılarında gizlidir. Başçarşı da Bosna Hersek'i okuyabileceğiniz en önemli merkezlerden biri. Şimdilerde kendini toparlamaya ve yeniden ayağa kalkmaya çalışan Başçarşı, soykırım yıllarında Sırpların öncelikli hedeflerinden biri olmuş. Tarihi binaların duvarları yoğun bombardımanda yorulmuş elbette ama yıkılmamış. Çarşının hatta şehrin simgelerinden biri olan Başçarşı sebili de bu bölgede yer alıyor. Başçarşı sebili, 1700'lü yıllardan günümüze gelmeyi başarmış Osmanlı'nın miraslarından sadece biri. Başçarşı sokaklarında gezmek, Osmanlı'yı anlatan bir filmin setinde dolaşmak gibi. Kokusu, dokusu ve mimarisiyle zamanda denk geldiği an, bundan asırlar öncesine tekabül ediyor.

Sırplar, Saraybosna'yı hedef aldıklarında özellikle tarihi bina ve yapıları yıkmaya çalıştılar. Yine Başçarşı içinde bulunan Gazi Hüsrev Bey Camii ve Monica Han da bombalanmış tarihi miraslar arasında yer alıyor. Monica Han, Osmanlı mimarisinin dikkat çektiği bir toplanma merkezi. Burada turistik dükkânlar ve soluklanmak için son derece uygun şirin kafeler bulunuyor.

Buraya kadar gelmişken yine aynı yıllarda Rüstem Paşa tarafından yaptırılan Bursa Bezistan da uğramadan geçmemeniz gereken yerlerden biri. Bilenler tarafından kapalı çarşıya benzetilen Bezistan, buram buram tarih kokan bir yer.

Şehrin genelinde barut kokusu duyabileceğiniz sokaklar hâlâ mevcut. Tarihi eserlerin büyük kısmı aslına sadık kalınarak yenileniyor. 17'nci yüzyıldan kalma Saat Kulesi de geçirdiği büyük yangının ardından sıranın kendisine gelmesini bekleyen tarihi yapılardan biri.

Oysa Bosna, her inanca cömert, her düşünceye saygılı... Saray Bosna'da bulunan, Hıristiyanlarca ziyaretine önem verilen hatta İsa'nın kalbi olarak bilinen Katolik Katedrali ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bu topraklara hâkim olduğu yıllarda (1581) ilk sinagog olarak inşa edilen Yahudiler müzesi, savaş öncesinde var olduğu gibi savaş sonrasında da varlığını muhafaza eden kutsal mekânlardan sadece ikisi.

Savaş ve acının coğrafyayla bir ilgisi olabilir mi? Kim bilir, belki de vardır. Eğer yoksa, Latin Köprüsü ve onun hikâyesi tamamen tesadüften ibaret demektir. Tıpkı insanlar gibi toprakların da kaderleri vardır bence. Üzerinde doğacaklar, altına gömülecekler, ait olduğu mevsimler, mucizeler, felaketler hatta ömürleri bile bellidir önceden. Bazı topraklar diğerlerine göre daha fazla savaş görürler. Görmeyenlere göre daha hisli ağıtları vardır. Erkek çocukları aynı zamanda askerdir oralarda. Kız çocuklarının payına beklemek düşer, bu yüzden sabrı öğrenerek büyürler. Bosna'nın toprağına, savaş ve acı yazılmış sanki. Birinci Dünya Savaşı, bu topraklarda başlamış. Tüm dünyaya yetecek kadar acı tam da Latin Köprüsü'nde doğmuş ve yayılmış.

Latin Köprüsü, Saray Bosna'nın adeta ortasından geçen nehrin üzerine kurulu tarihi bir köprü. Burası, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun veliaht Prensi Franz Ferdinand'ın köprü üzerinde fanatik bir Sırp genci tarafından öldürülmesi sonucu Birinci Dünya Savaşı'nın başladığı nokta olarak tarihe geçmiş bir anıt gibi.

Müzenin hemen karşısında bulunan Saray Bosna Müzesi'ni de ziyaret edecek olursanız dünya tarihine geçen bu suikastla ilgili belge ve görsel eşyaları bulabilirsiniz.

Yaşamak için tünel kazanlar

Hatırlarsınız ki, Bosna'da savaş çıktığında, tüm dünya susmak üzere adeta yemin etmişti. Çok şükür ki vicdanımız, bizi bu toplu yeminden muaf kıldı ve asırlık kardeşlerimizin maruz kaldığı zulme sessiz kalmadık. Görülmeyen devasa duvarlarla karşılaştık. Kendimiz söyledik, bizim gibi düşünenlerden başka duyan bulamadık ama yılmadık. Peki sonra?

Modern zamanın en tehlikeli hastalığına biz de yakalandık. Acılara ortak olmak, bilmem kaç TL'lik SMS yollamaktan ibaret artık. Bizden başkası için duyduğumuz üzüntü, bir sonraki paylaşımda gördüğümüz doğum günü pastasının renklerine kapılana kadar geçen süre ile sınırlı. Şimdilerde Saray Bosna sokaklarını gezen turistlerden bir farkımız yok maalesef. Acıyı hissediyor, mermi izlerine bakıyor, bir an için sızı duyuyor ve hemen unutuyoruz. Çok değil bundan birkaç yıl öncesinde bir üst neslin yardım eli uzattığı Bosnalıları ne kadar tanıyoruz? Anlık da olsa hissettiğimiz sızıyı yaşayanların kimler olduğunu, ne yiyip içtiklerini, hatta nasıl düşündüklerini ne kadar önemsiyoruz? Bu duygu, yaşam tünelinin kapısında kuvvetli bir tokat olup yüzümüze çarpıyor.

Seferberlik zamanlarında, sahip olduğunuzu sandığınız hiçbir şeyin aslında sizin olmadığını anlarsınız. Tıpkı savaşın tam ortasında kalan Kolar Ailesi gibi. Her gün yaklaşık 4 bin kişinin geçtiği yaşam tüneli, bu onurlu aile tarafından devlete hibe edilen evlerinin altına kazılmış bir umut tünelidir.

Savaşın tüm vahşetiyle yaşandığı 1993 yılında, Aliya İzzetbegoviç ve arkadaşları tarafından tam dört ayda kazılan bu tünel, açlıkla ve sefaletle boğuşan Bosnalılara yiyecek ve ilaç gibi hayati yardımların getirilebilmesi için açıldı. Savaşın sonunda sağ kalmayı başaran yaklaşık 300 bin kişi, hayatlarını bu tünele borçlu. Bunca insana hayat veren tünel, sadece 800 metre uzunluğunda, 1 metre genişliğinde ve 1,5 metre yüksekliğinde. Basit bir mezardan hallice...

Bosna Hersek düştüğü yerden kalkmaya çalıştıkça ve başardıkça sevinen, aynı zamanda yarası tazelenen bir çocuk sanki. Yaşam tüneli de hâlâ, açık yaraya tuz basan bir şahit. Bulunduğu yer o kadar sessiz ki sağır oluyorsunuz. Hem bağıra bağıra konuşup hem içinize içinize susuyorsunuz.

Kahramanlar cesaretlerinden beslenir

Bazı isimler vardır, her dilde aynı anlama gelir. Aliya İzzet Begoviç de her dilde direniş ve cesaret demektir bence. Dönem, baskılar ve mecburiyetler bu büyük lideri sayısız kez çok önemli kararlar vermek zorunda bıraktı. Kiminde isabet etti kiminde ıskaladı ancak hep tek bildiği doğruda ve İslam yolunda kalmaya gayret etti. 1925 yılında başlayan ömrü, siyasi mücadelelerle geçti. Hapse atıldı ve birçok zulümle yüzleşti… 2003 yılında biten hayatı, özellikle soykırım yıllarında tek başına verdiği mücadeleyle geçti. Geçtiği yerde iz bırakan bu büyük lider, "Biz ölüyoruz, ama onlar da kazanmıyorlar!" dediğinde sesini duyan olmadı. Bu kez sitemini "Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey, düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır" sözleriyle ifade etti.

Hemen hemen aynı tarihlerin yazdığı beyaz mezar taşlarının yeşillikler arasında adeta birer tespih tanesi gibi dizildiği Kovaçi Şehitliği, Bosna'da yaşananların simgesi gibi. Gezdiğiniz yere anlam katan, zikri hatırlatan bir tespih...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN