Amazonların yeşili siyaha döndü: Ekvador

Ölümüne bir yaşam var burada. Toprağın altındaki zehrin farkındalar. Ama bu gerçeği kabul etmek tek şansları… Çünkü göç edecek para yok. Çoğu içinse bu artık bir namus meselesi. “Bizim toprağımız, biz buranın yerel halkıyız. Burayı terk eden neden biz olalım ki?” diyorlar…

Şule Güner SAYI:04 / Ağustos 2014
Amazonların yeşili siyaha döndü: Ekvador
Güney Amerika'nın Pasifik Okyanusu'na kıyısı olan küçük ülkesi Ekvador hakkında ilgimi en çok çeken şey, 'doğanın yaşam hakkını' tanıyan ilk ülke olmasıydı. İnsana olduğu kadar doğaya da verdiği yaşama hakkını 2008'de anayasasına koyan Ekvador, bu noktaya büyük acılar çekerek geldi. Dünyanın en büyük çevre felaketine maruz kalan Ekvador Amazonlarında 30 binden fazla insanın hayatını kaybetmesi… Dünyanın en fazla biyo-çeşitliliğine sahip coğrafyalarından birinin 40 yılı aşkındır yaşadığı petrol kirliliği… Tüm bu felaketlerden çok acı tecrübeler edinen Ekvador'un şimdi en büyük çabası, 'çarpık medenileşmekten' uzak durmak ve yaşadığı doğa felaketiyle mücadelede, uluslararası kamuoyundan destek almak…

Ekvador hükümetinin davetlisi olarak gittiğim Amazonlarda gördüklerim, 'çevreye duyarlılık' adına paha biçilmez bir deneyim oldu. Öncelikle şunu söylemem gerek; bu ülke, doğanın tüm güzelliklerini barındırması nedeniyle kesinlikle koruma altında olması gereken bir coğrafyaya sahip.

Ülkenin genel olarak tropik ve nemli bir havası var. Ancak yükseklikle birlikte iklim değişiyor. Güneyindeki, nüfusu en yoğun kent olan Guayaqil tropik bir iklime sahipken, gezimizin odak noktası olan doğudaki Amazonlarda iklim, 'yağmur ormanları'na uygun tüm koşulları içeriyor. Yağmur, güneş ve dolayısıyla nemin bol olduğu bir havadan bahsediyoruz. Başkent Quito ile Amazonlar arasında kalan, dünyanın aktif yanardağlarından Cotopaxi'de ise kara iklimine geçiş var. Cotopaxi'de dağ tırmanışı gerçekleştirdikten yarım saat sonra denize ulaşabilirsiniz. Anlayacağınız, Amazonların akıl almaz 'yeşil tuvali' bir kenara, ülkenin genelinde görsel bir şölen hâkim…

Otuz bin kişinin öldüğü felaket

Lafı uzatmadan yola koyulalım… Ekvador Amazonlarına, Ekvador Hava Kuvvetleri'nin ben ve Latin Amerikalı bir grup gazeteci için tahsis ettiği uçakla başkent Quito'dan havalandık. Yarım saat sonra ulaştığımız Amazonların Lago Agrio kasabasında sıcaklık nemle birlikte 30 derecelerde hissedilirken, iki saat sonra bardaktan boşanırcasına yağan yağmur ve beraberinde gelen nefes kesici neme alışmak zorundaydık. Yerli halkın dediği gibi, "Burası Amazon, ne zaman neyle karşılaşacağınız belli olmaz."

Hava koşullarına alışmaya çalışırken, yeşili siyaha dönüştüren doğa faciasına tanık olmak üzere karadan yola çıktık. 1962-1992 yılları arasında ABD merkezli petrol şirketi Chevron, 1992'den bu yanaysa Ekvador milli petrol şirketi Petro Amazonas'ın işlettiği petrol rezervlerinin bulunduğu, 26 bin nüfuslu Lago Agrio kasabasına geldik. Hayal etmeye çalıştığınızı tahmin ediyorum. Aslına bakarsanız burası tipik, küçük, derme çatma bir tropik kasaba. Mutevazılığın ve doğayla uyumun izlerini baktığınız yerde görebilirsiniz. Burasını farklı kılan şey, ne yazık ki yaşadığı ekolojik felaket. Bu felakete 30 bin insanını veren kasaba halkı, 20 yıldır ulusal ve uluslararası platformlarda hakkını arıyor. 2007'den bu yana görev başında olan Devlet Başkanı Rafael Correa'nın hükümetine ve yerlilere göre, şimdi Petro Amazonas'ın işlettiği yerde ilk petrol rezervini kuran Chevron, 1962-1992 yılları arasında gerçekleştirdiği petrol çıkarma ve işlenme işlemi sırasında, bu bereketli toprakları altından zehir fışkıran tarlalara dönüştürmüş.

Petrol kuyularının açıldığı 1962'den sonra kasaba ve çevresindeki Shushufundi köyünde hastalıklar, ölümler başlamış. Yerliler, şirket yetkililerinden "Ham petrol çok faydalıdır. Vücudunuza sürün" telkinlerini duydukları için önce olan biteni petrol kuyularıyla bağdaştıramamışlar. Ancak yıllar geçtikçe durum ortaya çıkmış. Lago Agrio'daki yerli halkın yaşadığı binlerce evin suyuna zehirli atık karışmış. O suyu içip, yemek pişirip çamaşırlarını yıkamışlar. O suyla topraklarını sulamışlar. Hala o toprakları ekip biçiyor, meyvelerini yiyor, kasabada 'yine birbirlerine' satıyorlar. Ölümüne bir yaşam var burada. Toprağın altındaki zehrin farkındalar. Ama bu gerçeği kabul etmek tek şansları… Çünkü göç edecek para yok. Çoğu içinse bu artık bir namus meselesi. "Bizim toprağımız, biz buranın yerel halkıyız. Burayı terk eden neden biz olalım ki?" diyorlar…

Ayrımcılık nedir bilmeyen ülke

Meraklanmayın… UNESCO'nun koruması altındaki başkent Quito'yu ve ülke geneline ilişkin genel izlenimlerimi anlatmadan Ekvador'u terk etmeyeceğiz. Çevre dostlarının ilk fırsatta görmesi gereken Ekvador'a yolculuk hatırı sayılır uzunlukta… Eğer Amsterdam üzerinden uçuyorsanız 25 saati buluyor. ABD üzerinden uçarsanız daha da uzayabilir. Başkent Quito'ya 18 km uzaklıktaki Mariscal Sucre Uluslararası Havalimanı'na inip kent merkezine girdiğinizde sizi yeşilin tüm tonları karşılıyor. Kent merkezinde abartılı hiçbir görüntü yok. Yerli halk sokakta güneşten korunmanız için şemsiye, şapka satıyor. Veya meyveli buz çubukları, dondurma, şekerleme… 15 milyon nüfuslu ülkede 13 yerli halk ve onlarca yerli toplum var. Ancak ayrımcılık diye bir şey yok. Hatta yerlilerin ülkede baş tacı edilmeye çalışıldığını söylemek yanlış olmaz. Deniz seviyesinden 2 bin 800 metre yükseklikte olan Ekvador'un başkenti Quito, UNESCO'nun Dünya Mirasları listesinde yer alan en ilginç kentlerden biri. Kentin en yüksek noktasında bulunan dev El Panecillo heykeli, cumhurbaşkanlığı binasının da bulunduğu 'eski kenti' selamlıyor. Eski kentteki koruma altında bulunan binaların dokusu asla bozulmuyor. Bu bölgede bir tane modern yapı yok. Kentin genelindeyse yine sadelik, mutevazılık hâkim. Sokaklarda lüks markalar veya her mahallede biten alışveriş merkezlerine rastlamıyorsunuz. Onun yerine sizi semt pazarları, yerlilerin satış yaptığı giysi stantları karşılıyor.
#Sayfa#
Kanser hastaları parayı tedaviye yatırıyor

Görüştüğümüz kasabalılar Alejandro Soto ve Norma Pineda, zaman içinde cilt hastalıklarının, kadınlarda düşüklerin ve fiziksel-zihinsel engelli çocukların görüldüğünü, ama en çok da kanser hastasının olduğunu söylüyor. Bir çocuğu zihinsel engelli doğan Pineda, çocukken ayakkabılarının yere bulaşan petrol atıklarına yapıştığını, üzerlerine asit yağmurlarının yağdığını anlatıyor. Soto ise kuyulardan çıkarılan zehirli atıkların olduğu yerde bırakıldığını ve yıllar içinde bu atığın bir doğa faciasına dönüştüğünü belirtiyor.

Kasabanın her bir köşesinde, tıpkı modern kentlerdeki yabancı kahve dükkânları gibi eczaneler bulunuyor. Aylık geliri ortalama 100-200 dolar olan çiftçi yerliler, kazandıklarını ilaca yatırıyor. Şanslı olan kanser hastaları Quito'ya kendi imkânlarıyla tedavi olmaya gidiyor.

Yirmi yılı aşkındır, uluslararası alanda Afectados (çevre kirliliğinden etkilenen insanlar) olarak bilinen yerli halkın Chevron'un faaliyetleri nedeniyle hastalandığını ispat etmek üzere önce ABD'de, daha sonra Ekvador'da açılan binlerce dava var. ABD'de 2011'de sonuçlanan davaların birinden petrol şirketinin Afectados'a 9,5 milyar dolar tazminat ödemesi kararı çıkmış. Ancak Chevron sorumluluğu üstlenmiyor. Tüm işlemlerin usulüne göre yapıldığını ve asıl usulsüzlüğü delilleri kirleten Ekvadorlu yetkililerin yaptığını savunuyor.

Ekvador hükümeti ise Chevron'un sorumluluğunu kanıtlamak için bizi Chevron'un açtığı ham petrol kuyularının yanında oluşan havuzlara götürerek kirliliği gösterdi. Yağmur ormanlarının tam ortasında, kasabanın içinde Chevron'un açtığı kuyuların yanında oluşan havuzlardaki kirliliğe gözümüzle şahit olduk. Ekvador Çevre Bakanlığı yetkilisi Jose Luis'e göre, 1962-1992 yılları arasında 3 bin 885 km karelik alana 16 milyar galonluk petrol yayılmış. Ardından toprağın altına işlemiş. Bu, onlarca havuzdan biri… Yıllar içinde oluşan kirliliğin kanıtı olarak yabancı gözlemcilere bu havuzu gösteren Ekvador hükümeti, uluslararası kamuoyundan destek istiyor.

Granadilla'nın tadına mutlaka bakın

Ekvador mutfağına da Güney Amerika'nın her ülkesinde olduğu gibi tropik meyveler, patates, mısır, baklagiller, kırmızı et hâkim. Benim ilk kez burada yediğim granadilla isimli meyve ise "Mutlaka yemelisiniz" listesinin başında yer alıyor. Aslında Bolivya, Venezüella ve Kolombiya'ya has olan bu dışı sarı, kabuklu ve içi yeşil çekirdekli meyve; çevre ülkelerle ve Pasifik'in diğer tarafındaki Papua Yeni Gine'de yetişiyor. Bir tür çarkıfelek meyvesi (passion fruit) olan bu içi jelimsi, yumuşak meyvenin tatlı-mayhoş tadı mutlaka denenmeli. Ekvador mutfağına ilişkin en karakteristik yemeklerden biriyse, benim için üzerinde avokado dilimleriye servis edilen 'locro de papa' isimli patates çorbası oldu. 'Neler yenmeli' listesinin üçüncü sırasındaysa, ezildikten sonra pişirilerek servis edilen 'muz' var. İnanmayacaksınız ama sağda gördüğünüz sarı yiyecek, muz. Pilavın veya etin yanına tabağınızın kenarına alabileceğiniz türden bir yiyecek haline dönüştürülmüş. Listemin son sırasındaysa yine bir çorba var: sopa de yuca y sancocho. Köklü bitkiler, mısır ve etin yer aldığı çorba, bir öğünde ihtiyacınız olan tüm ana gıdaları içeriyor.

Dışişleri Bakanı: Irkçılık yapılıyor

Bizi Quito'daki makamında ağırlayan Ekvador Dışişleri Bakanı Ricardo Patino, konuyla ilgili siyasi platformda destek bulamamaktan yakınıyor ve Ekvador'daki yerli halkın ırkçılık kurbanı olduğunu söylüyor. Patino, "Chevron çok güçlü. Biz bu nedenle sesimizi duyuramıyoruz. Medyatik çevreci kişilerden destek almaya çalışıyoruz. Uluslararası kamuoyunun desteğine ihtiyacımız var. Burada dünyanın en büyük doğa katliamlarından biri yaşanıyor. Lütfen dünya bu duruma gözünü kapatmasın. Bu felaket dünyanın başka bir yerinde olsaydı, farklı tepkiler alırdı" sözleriyle bu faciada yaraların birden fazla nedenden kolayca sarılamayacağının sinyallerini veriyor.

Haksız da sayılmaz. Yine Quito'da görüştüğüm binlerce Afectados'un ünü Ekvador'u aşan avukatı Pablo Fajardo'nun anlattıkları da tüyler ürpertici… 20 yıl önce başlayan hukuk savaşında Afectadosları savunmak için avukat olan ve bu yolda erkek kardeşini kaybeden Fajardo, ailesinin tehdit altında olmasına rağmen davasına baş koymuş. Erkek kardeşinin resmen kanıtlayamasa da bu dava nedeniyle öldürüldüğünü söyleyen Fajardo, "Polis bana kardeşimin ben sanılarak öldürüldüğünü söyledi. Bu bilgi kesin. Ancak kimin öldürdüğü bilinmiyor" diyerek olayın karanlık yüzünü anlattı. Fajardo, "Biz çevreye zarar verildiğini kanıtladık. Chevron'un elinde çevreye zarar vermeyecek teknoloji vardı. Ancak pahalı olduğu için bu teknolojiyi kullanmadılar. Burada ırkçı bir yaklaşımla insanları ölüme terk ettiler" sözleriyle, Dışişleri Bakanı Patino'nun 'ayrımcılık' tezini destekliyor. Sonbaharda konuyu Avrupa Parlamentosu'nun gündemine getireceklerini belirten Fajardo, Chevron'un 2 bin kişilik avukat kadrosuna karşı Afecdatos'u savunan 5 avukattan birisi olarak mücadeleye devam edecek.

Yazının ilk başında söylediğim gibi; Ekvador, Amazonlar bir yana cennet gibi bir ülke. İki yıl önce İstanbul'da görüştüğüm Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa'nın, "Biz sizin gibi medeni değiliz. Bu yüzden doğamız kirlenmedi" derken ne demek istediğini Ekvador dönüşü daha iyi anladım. Yeşil Amazonlardaki bu geniş alana yayılan petrol kirliliği dünya için kara bir leke. Dünyanın akciğeri kabul edilen Amazonlardaki bu lekeye kayıtsız kalmamaksa, bir çevre dostu için vicdan borcu.

Ekvador neden cennet gibi ülke?

Ekvador Amazonlarında yapılan sayımlar, burada 2 binden fazla ağaç türü olduğunu gösteriyor. 1 hektarlık alanda 655 farklı ağaç türü var. Bu sayı, ABD ve Kanada'nın toplam toprak alnında bulunan ağaç çeşitliliğinden bile fazla. 600 'den fazla kuş türü, 150 çeşit amfibi, 150 çeşit sürüngen yaşıyor. 4 bin çeşit vasküler bitki yetişiyor. Hektar başına 100 binden fazla böcek türü yaşıyor.
Amazon bölgesinde yer alan bazı doğal rezervlerin 2,6 milyon yıl önce başlayıp 12 bin yıl önce biten Buzul Çağı'ndan kalma olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.


Diğer Haberler

BİZE ULAŞIN