Bizlere düşen görev, 15 Temmuz'u unutmamak ve unutturmamaktır

15 Temmuz'da toplumun bütün kesimleri bir araya gelerek darbecilere karşı durdu.

Lacivert Yazı İşleri SAYI:37 / Temmuz 2017
Bizlere düşen görev, 15 Temmuz'u unutmamak ve unutturmamaktır

15 Temmuz kanlı darbe girişiminin birinci yılını doldurmak üzereyken geçen süre zarfında meselenin adli, siyasi, toplumsal, ekonomik, uluslararası ayaklarında ne gibi gelişmeler yaşandığını ve bugün 15 Temmuz'un bizler için ne anlam ifade ettiğini Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın'a sorduk. Davaların sağlıklı bir şekilde görüldüğünü belirten Kalın, üretilmek istenen her türlü manipülasyona rağmen toplumun genelinde Yenikapı ruhunun millet nezdinde yaşamaya devam ettiğini vurguluyor.

Bugüne kadar birçok darbe yaşamış Türkiye, halkın kahramanlık destanı yazdığı 15 Temmuz gecesinde eli kanlı darbecileri engellemeyi başardı. O geceyi diğer darbe gecelerinden ayıran ve halkın bu denli direnç göstermesini sağlayan temel sebepler neydi?

Tarihimizde maalesef 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi darbeler yaşandı. Bu olaylar yalnızca demokrasimize zarar vermekle kalmadı. Aynı zamanda ekonomiden kültüre bütün alanlarda ülkemizi geriye götürdü. Esasen 15 Temmuz'da milletin verdiği tepkinin başlıca sebeplerinden biri; babalarının, dedelerinin yaşadıkları süreçleri çocuklarının yaşamaması arzusuydu. O gece Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla sokağa çıkan insanların akıllarında merhum Adnan Menderes'e, rahmetli Necmettin Erbakan'a yapılanlar vardı.

Millete 15 Temmuz gibi bir kahramanlık destanı yazacak güveni aşılayan faktörlerden biri de Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği ve 2002 yılından itibaren kendisinin talimatlarıyla yapılan demokratikleşme reformları olmuştur. Gerçekten son 15 yılda askerî vesayet rejiminin peyderpey zayıfladığına şahit olduk. 2007 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle başlayıp, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle devam eden, son olarak 16 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin kabulü ile tamamlanan bir süreç yaşandı. Bu çerçevede millet, ülkenin bürokratik oligarşi tarafından değil, kendi temsilcileri tarafından yönetildiğini gördü. İşte bu tecrübe, 15 Temmuz'da milletin kendi iktidarını yeniden birtakım vesayet odaklarıyla paylaşmayı reddetmesi sonucunu doğurdu.

15 Temmuz darbeciler açısından başarı ile sonuçlanmış olsaydı Türkiye'de neler olacaktı?

Açıkça söylemek gerekirse 15 Temmuz darbe teşebbüsü Türkiye'nin özgüveninden, ilkeli duruşundan ve ortaya koyduğu iddiadan rahatsız olanların işiydi. Eğer darbeciler başarılı olsaydı ülkemiz yeniden dışarıdan aldığı talimatları uygulayan bir anlayışın kontrolüne girecekti. Böylece son 15 yılda elde edilen siyasi, ekonomik ve toplumsal tüm kazanımlar tek kalemde ve geri dönülmez biçimde milletin elinden alınacaktı. Bu süreçte elbette darbenin taşeronluğunu üstlenen terör örgütü, 1980'li yıllardan itibaren içerisine sızdığı bürokrasiyi tamamen ele geçirecekti. Neticede kaybeden millet olacaktı.

15 Temmuz direnişi ülkemizde toplumun bütün ideolojik kesimleri tarafından layıkıyla sahiplenildi mi sizce?

15 Temmuz'da toplumun bütün kesimleri bir araya gelerek darbecilere karşı durdu. Aynı şekilde 7 Ağustos günü Yenikapı'da düzenlenen Demokrasi ve Şehitler Mitingi'nde milyonlarca insan Türkiye ortak paydasında buluştuğunu bütün dünyaya gösterdi. Maalesef Yenikapı'ya gelen siyasilerin bir kısmı daha sonra farklı saiklerle hareket etti. Ancak siyasiler her zaman kitlelerin nabzını tutamayabiliyor. Bugün maalesef benzer bir savrulma yaşadıklarını görüyoruz. Ancak Yenikapı ruhu millet nezdinde yaşamaya devam ediyor.

15 Temmuz, Türkiye'nin ekonomisinde ve dış politikasında herhangi bir etkiye yahut politika değişikliğine neden oldu mu?

15 Temmuz darbe girişimi, Türkiye ekonomisinin ne kadar sağlam temellere oturduğunu bir kez daha gösterdi. Bir başka ülkede benzer bir olay yaşansaydı orada yatırımlar durur, borsa çöker, asayiş elden giderdi. Buna karşılık ülkemiz yaşanan ilk şokun ardından kısa sürede ayağa kalkarak adeta güç gösterisi yaptı. 15 Temmuz'un hemen ardından kredi derecelendirme kuruluşlarının aldığı not düşürme kararlarına rağmen yabancı yatırımcının Türkiye'ye ilgisi devam ediyor. Sadece 2017'nin ilk altı ayında ülkemize 6 milyar doların üzerinde yatırım girişi oldu. Aynı dönemde Borsa İstanbul'un 100.000 seviyesini aşarak tarihi rekorlar kırdığını gördük. İlk çeyrekte büyüme oranımız ise tahminlerin üzerinde gerçekleşerek yüzde 5 seviyesine ulaştı. Sayın Cumhurbaşkanımız darbe girişimini takip eden günlerde; "Türkiye'ye yatırım yapan pişman olmayacak" dediğinde kendisini dinleyenler bu süreçten kazançlı çıktı.

Dış politika konusunda Türkiye'nin durduğu yer değişmedi. Ancak FETÖ'nün dış politika alanına yaptığı olumsuz etki ortadan kalktı. Biliyorsunuz 24 Kasım 2015'te bir Rus uçağının düşürülmesi ve geçtiğimiz aralık ayında Rusya Federasyonu'nun Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov'a yönelik silahlı saldırı olaylarında örgüt bağlantısı olduğuna dair güçlü emarelerin ortaya çıktığını gördük. Aynı şekilde darbe girişimi sırasında Ömer Halisdemir tarafından alnından vurulan terörist Semih Terzi ve TSK içerisinde yuvalanan örgüt üyelerinin terörle mücadele çabalarımıza zarar verdiği anlaşıldı. Dolayısıyla 15 Temmuz sonrasında FETÖ ile mücadele konusunda atılan kararlı adımlar, Türkiye'nin dış politika alanında manevra kabiliyetini artırmıştır.

Darbe girişiminin hemen ardından Batı medyasının darbeden yana taraf olduğu ve Türkiye'de olması muhtemel bir darbeye de aynı Mısır'da Mursi'nin devrilme sürecinde olduğu gibi destek vereceği görüldü. Bugün Batı'da herhangi bir tavır değişikliği var mı bu meseleye dair?

Darbe girişimi sırasında bazı Batılı medya kuruluşlarının heyecana kapılarak sonradan düzeltmek zorunda kaldıkları manşetler attığını biliyoruz. İlgili kuruluşların temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde bu örneklerin tamamını önlerine koyarak izahat aldık. Aynı şekilde bazı Batılı siyasilerin Türkiye'de yaşanan darbe girişimine zamanında ve yeterli şekilde tepki vermedikleri yönünde özeleştirileri oldu. Ancak bakıyorsunuz kameralar önünde özeleştiri verenler bugün darbecilere, teröristlere kucak açıyor. Özetle Batı cephesinde yeni bir şey yok.

FETÖ'cü sanıkların davalar esnasında çok uzun savunmalar yaptığını duyuyoruz. Buradaki amacın da meseleyi AİHM'e taşımak için zaman kazanmak olduğu söyleniyor. AİHM'e gidilirse buradan ne gibi sonuçlar çıkar Türkiye için?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geçtiğimiz günlerde bu davalarla ilgili aldığı karar zaten ortada. Şahsen AİHM adına konuşmayı doğru bulmam. Ancak darbe girişimi sırasında kimin, nerede, kiminle ne yaptığı biliniyor. Aynı şekilde önceden ByLock uygulaması başta olmak üzere yapılan incelemeler neticesinde tespit edilen ve kimlikleri ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşılanlar var. Kanıtlar bu kadar açık ve net biçimde ortadayken çok konuşmaları bir suçluluk psikolojisinin tezahürü olabilir. 249 şehit verdiğimiz darbe girişimine "tiyatro" diyerek şehitlerin anısına saygısızlık edenler olduğunu görüyoruz. Bugün asıl tiyatroyu kendilerinin oynadığını söylemeye bilmem gerek var mı? Sahada kaybettiklerini masada kazanmaya çalışıyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar yüce Türk yargısı gerekeni yapacaktır.


Şehit yakınları ve gazilerin davaların işleyişine dair birtakım memnuniyetsizlikleri olduğuna şahit oluyoruz. Bu memnuniyetsizlikler hakkında neler söylemek istersiniz? Bunların giderilmesi için herhangi bir şey yapılıyor mu?

Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın dava süreçlerini yakından takip ettiğini söylemek istiyorum. Milletvekillerimiz, Cumhurbaşkanlığı'ndan danışman arkadaşlarımız, STK temsilcilerimiz, gazeteciler, şehitlerimizin yakınları, gazilerimiz ve onların yakınları bu davaları şahsen takip ediyorlar. Zaman zaman bazı rahatsızlıkların dile getirildiğini biliyoruz. FETÖ'cü sanıkların davaları sulandırma çabası var. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar. Sadece şu aşamada yargı önündekiler değil, dünyanın neresinde, kimin arkasında saklanırlarsa saklansınlar firari sanıklar da adalete hesap verecek. Bakın bazı ülkeler örgütün sözde imamlarını Türkiye'ye teslim etmeye başladı. Bu noktada atılması gereken adımların tamamını kararlılıkla atmaya devam edeceğiz.

Mahkemeler esnasında FETÖ'cü sanıkların ve bazı siyasilerin 15 Temmuz için "kontrollü darbe söylemi" üretmeye çalıştıklarına şahit oluyoruz. Bunun yapılmasındaki amaç yahut amaçlar nedir?

"Kontrollü darbe" söylemi zihinlerde 15 Temmuz'da yaşananlar hakkında kuşku uyandırmak isteyenlerin işidir. Hem darbecileri aklamaya hem de darbe heveslilerine "millet darbeye karşı çıkmadı" mesajı vermeye çalışıyorlar. Bildiğiniz gibi bu iddiayı ilk olarak darbe girişiminin hemen ardından ortaya atan zat, terör örgütünün Pensilvanya'daki elebaşısıydı. Bugün örgüt üyeleri gittikleri yerlerde hâlâ aynı hikâyeyi anlatıyorlar. Maalesef okyanus ötesinde üretilen bir söylemi Türkiye'de dolaşıma sokarak devletin kurumlarıyla, milletin seçilmiş temsilcileriyle hesaplarını FETÖ eliyle görmek isteyenler olduğuna şahit oluyoruz. İnşallah bu vahim hatadan bir an önce dönerler. Yoksa millet hesap sorduğunda verecek bir cevap bulamazlar.

Son olarak 15 Temmuz'un ülkemiz için ne anlama geldiğinden bahseder misiniz?

Tarihimizde Kut'ul Amare, Çanakkale ve Sakarya ne anlam ifade ediyorsa 15 Temmuz direnişi de aynı şekilde görülmelidir. Ülkemiz bir darbe girişiminin ötesinde bir işgal girişimiyle karşı karşıya kalmış, vatanın elden gittiğini gören millet toprağına, geleceğine, özgürlüğüne sahip çıkmıştır. O gece tanklara, jetlere, helikopterlere göğüs gerenler bu topraklarda Nene Hatun'ların, Sütçü İmam'ların, Kara Fatma'ların tükenmeyeceğini bütün dünyaya gösterdi. Bizlere düşen görev, 15 Temmuz'u unutmamak ve unutturmamaktır.

Bu amaçla 15 Temmuz'un sene-i devriyesinde çeşitli etkinlikler, anma programları, konferanslar, paneller ve ziyaretler düzenlenecek. 15 Temmuz resmî tatil ilan edildi. Meclis'te özel oturum yapılacak. İstanbul ve Ankara'da yapılan 15 Temmuz anıtlarımız açılacak. Ayrıca Erol Olçok abimiz ve 16 yaşındaki evladı Abdullah Tayyip'in şehit edildiği 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nde bir anma programı düzenlenecek. Orada şehitlerimizi anacağız. Burada iki şey çok önemli: Biz millet olarak büyük bir demokrasi ve özgürlük imtihanı verdik. Kayıplarımız oldu. Yasımızı vakarlı bir şekilde tutacağız. Aynı zamanda milletimiz o gece dik durdu. Vatanını, bağımsızlığını ve bayrağını kimseye çiğnetmedi. Bu yönüyle ortada muazzam bir kahramanlık hikâyesi var. Dolayısıyla bu iki duyguyu yansıtan etkinlikler yapılması hedeflendi.

İbrahim Kalın Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü'nden 1992 yılında mezun oldu. Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi'nde yüksek lisansını, George Washington Üniversitesi'nde 'Beşeri Bilimler' ve 'Mukayeseli Felsefe' alanında "Molla Sadra'nın Varlık Görüşü" ve 'Bilgi Felsefesi' üzerine yazdığı teziyle doktorasını tamamladı. Collage of the Holy Cross, Georgetown Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi'nde 'İslam Düşüncesi ve İslam-Batı İlişkileri' üzerine dersler verdi. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi'nde akademik araştırmalar yaptı. 2005-2009 yılları arasında SETA Vakfı'nın kurucu başkanlığını yaptı. 2009 yılında Başbakan Başdanışmanlığı, 2012 yılında Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı, 2014 itibariyle de Büyükelçi sıfatıyla Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcılığı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcülüğü görevine atandı. Ulusal ve uluslararası gazete, televizyon ve haber ajansında yazı, yorum ve mülakatları yayımlanan İbrahim Kalın, müzikle ilgilenmekte ve Türk halk müziği icra etmektedir. Evli ve üç kız babasıdır.